Ömer Seyfettin Yüksek Ökçeler Kısa Özeti

Bilmediklerimiz kadar mutluyuz dur. Yüksek Ökçeler hikayesinin Ana fikridir bu sözler İnsan gözü ile görmediği sürece etrafındaki insanların hep iyi olduğunu düşünür. Öyle insanlar vardır ki sadece siz gördüğünüz için yapmacık davranırlar. Gerçek yüzleri sizin olmadığınız zamanlarda ortaya çıkar.

yüksek ökçeler

Yüksek Ökçeler Hikayesi Kısa Özeti

Hatice hanım genç yaşında yaşlı bir kişi ile evlenmiş. Kocasının yaşlılığı hastalıkları aksırması tıs kırması  yüzdendir ki erkekler ile olan ilişkilerden soğumuş bir insandır. Durum böyle olunca kendisin tüm gün evde duruyor, sürekli temizlik yapmaktan ve evin çalışanlarına iş göstermekten başka bir şey yapmamaktadır.

Hatice hanımın işi gücü teftiş olmuştu. Tüm gün çalışanlarını kişisel temizliklerine, hareketlerine kadar inceliyor kendisi gibi olmalarını istiyordu. Hatice hanım bir o kadar da namuslu bir insandı. Yabancı kimse ile konuşmaz her seferinde çalışanlarına da kimseyle konuşmalarını söylerdi, çalışanları görünüşte onun gibi insanlardı.

Bir de en büyük zevki yüksek ökçeli ayakkabı giymekti. Boyunun kısa olması sebebiyle ökçe boyunun abartmakta çok büyük tutmaktaydı. Kendisi tüm gün evin içinde bir aşağı bir yukarı tangır tungur gezmekte idi.

Bir gün baş dönmeleri başladı, ayakları da iyice su toplamıştı. Eve gelen doktor kendisinin ökçeli ayakkabı giymeyi bırakıp düz taban terlik giymesi gerektiğini söylemiştir. Bu tavsiyeye uyar ve kısa zaman içinde rahatsızlıklarından kurtulmaya başlar ancak evinde çalışanların huyunun değişmeye başlamıştı. O kadar düzgün insanlar olan çalışanları sürekli hırsızlık yapmaya başlamışlar, o kadarda temiz çalışmadıklarının görmektedir. Bu duruma anlam verememektedir.

Hatice Hanım Olan biten her şeyi anlıyor
Hırsızlıkların artması üzerine evdeki her şeyi kilit altına almıştır artık kimsenin çalacak bir şey yoktur. Bir gün sabah uyandığında aşağıda çalışanlarının uygunsuz bir şekilde görür. Gördüklerine inanamaz anında gözlerini kapatıp konuşmalarını dinlemektedir. Çalışanları o kadar pis insanlarınmış ki duyduklarına inanamadı. Konuşma arası Hatice hanımın terlikleri yüzünden artık geldiğini duyamadığını kendilerini toparlama yamadıklarını söylerler. O anki öfke ile çalışanların hepsini kovar, onların yerine gelen çalışanlar da aynı çıkması üzerine. Hatice hanım tekrardan topuklu ayakkabıları giyer başı dönse de artık kafası rahattır.

Ömer Seyfettin Forsa Hikayesi Özeti

Forsa da tutsak olarak yaşayan bir Türk denizcisinin hikayesi konu alınmaktadır. Forsa hayalimizin inancımızdan asla vazgeçmemiz inandığımız şeyin bir gün olacağını bize anlatmıştır. Ana fikir olarak inançlarımızdan asla vazgeçmemeliyiz. 

forsa özetiForsa Hikayesi Kısa Özeti

Erdemit'li Kara Memiş dönemin padişahlarının bile tanıdığını, namı tüm diyarlarda duyulmuş bir Türk denizcisidir. Hızır Aleyhisselam geçtiği yerlerden geçmiş, gezmediği gitmediği yer kalmamıştır. Geçtiği bir diyarlarda' da tanıştığı eşi ile evlenip çocuğu olmuştur. Zaman içerisinde Maltalı deniz korsanlarına esir düşmüş onlar tarafından ayakları zincirlenerek forsa olarak tutulmuştur. Forsa gemilerde kürek çeken esirlere denilmektedir. 
Yirmi yıl olmuştur, ayağına takmış oldukları demirler küflenmiş. Zincirleri değişmiş ancak kurtulamamıştır korsanların elinden. Gemide esir kaldığı zaman boyunca her gün aynı rüyayı görmüştür. Rüyasında bir gün Türk gemilerinin geldiği ve onu en büyük hayali olan Erdemit' e götürdüklerini görmektedir. Artık çok yaşlandığı ve güçsüzleştiği düşünüldüğü için korsanlar tarafında bir adada satılmıştır. On yılda bir adamın yanında esir kaldıktan sonra sokağa atılmıştır. Hem yaşlılık hemde yoklukla mücadele etmektedir ama her gece aynı rüyayı görmektedir.  Bu yüzden inancını hiç kaybetmemiştir bir gün geleceklerdir. Yıllar geçmiştir ailesinin yaşayıp yaşamadığını bile bilmemektedir. Bir gün kıyıya baktığında gerçekten de Türk gemilerinin geldiğini görmüştür, gemicilerin yanına gidip kendisinin Kara Memiş olduğunu söyler. Askerler onu geminin kaptanın yanına götürür. Kaptan ona Kara Memiş olduğun kanıtlamasını ister. Kahramanımız geçmişte almış olduğu yarasını gösterir ve Geminin kaptanı kendisinin öz oğlu olduğunu söyler.

Ömer Seyfettin Ferman Kısa Özeti

Ferman kitabı hayatı boyunca doğru yaşayıp devletine bağlı olan canını pahasına çalışan bir askerin iftiralara uğrayıp zor durumda kalması. Kendini hizmetlerine adadığı devleti ve hükümdarına olan bağlılığını konu alıyor.


ferman Özeti

Ferman Hikayesi Özeti

Osmanlı ordusu günlerdir çok zorlu şartlarda fırtınalı havada ilerlemektedir. Belgrata gelen ordu durup kap hazırlıklar yapılmaktadır. Fırtınadan padişahın otağ ısını taşıyan gurup kaybolmuş bu yüzdende padişahın ot ağısı kurulamamıştır.

Çok cesur ve padişaha çok bağlı olan Tosun bey bu duruma çok sinirlenmiştir. Padişahın yardımcılarına ağzından geleni söyler koskoca otoğının nasıl kaybolduğuna anlam verememektedir. Tosun bey otağı aramaya çıkar ancak yağmur ve fırtınadan hiç bir yer gözükmemektedir. Bu arada sipahi askerleri onu padişahın çağırdığını söylerler.
Padişahın yanına gelen Tosun beye Nişe götürmesi üzere bir ferman verir. Fermanı alan kahramanımız. Dağ bayır durmandan yol alır bir an önce Padişahın fermanını vermek için çok az dinlenir çok yol alır. Gece olduğunda sonunda Nişe varır, sabah olsun Niş beyine fermanı veririm deyip bir hana uyumaya gider.
Tosun bey gece rüyasında göğüsünde taşıdığı fermanın kan olup aktığını görür. Uyandığında rüyanın da etkisi ile ferman artık durduğu yerde göğüsünü yakıyordur. Fermanın içinde yazanı merak etmeye başlar. Her ne kadar açmak istemese de içi içini yiyordu. Fermanın mührü de terden ve yağmurdan iyice yıpranmış adeta açılmıştı. En sonunda dayanamayıp fermanı açıp satırları okurken kocaman bir şok yaşar. Fermanda kendi kellesinin kesilmesi isteniyordu. Bu duruma anlam veremez neden ölmesinin istendiğini aklı almıyordur. Çünkü kendisi hep sağdık bir asker olmuş cesurca her savaşta savaşmıştı. İftiraya uğradığını düşündü. Kaçıp gitmeyi düşündü.
Fermanın Niş beyine verip vermemekte karasız kalmıştı. Kendisine verilen öğütleri aklına getirerek sabah olduğunda Beyin yanına gitmiş fermanı vermişti. Fermanı okuyan bey şaşmış kalmış Tosun beyin ölmemesi için padişahla konuşa bileceğini onun için bir şeyler yapacağını söyler.
Ancak Tosun bey Padişahın emrine uymayanı ben öldürürüm der.
Yarım saat sonra Nişin Yaşlı bey Tosun beyin cenazesi başında Yasin okuyordu.

Ömer Seyfettin Diyet Kitap Kısa Özeti

Konu olarak hayatında gurur ve şerefi için yaşayan bir adamanı başı gelen bir olay sonucu yaşadıklarını anlatan Diyet kitabı Ömer Seyfettin' in en çok sevilen hikayelerinden birisidir. 

Diyet Gururumuz hayatımızdaki en önemli şeylerden bir tanesidir. Hayatımız boyunca başımız daima dik durmalı kimsenin boyunduruğu altına girmemeliyiz Ana fikri ile karşımıza çıkan bir hikaye

Ömer_Seyfettin_DiyetÖmer Seyfettin Diyet Özeti

Koca Ali isimli kahramanımız, kendi halinde bir demir ustasıdır. Yaptığı kılıç ve namlular o kadar kaliteli ve sağlamdır ki  ustanın namı herkesler tarafından bilinmesine sebep olmuştur. Yaptığı kılıçların kalitesi ise kendi yöntemi olan çeliğe çifte su verme tekniğinden geçiyordu. 

Kimseye eyvallahı olmayan birisi ide hiç pazarlık yapmaz ne fiyat verirlerse alırdı. Zamanında babasının ölmesi ile öksüz kalan Koca Ali amcasının yanına yerleşmiş olsa da kimseye eyvallahı olmaması nedeniyle çok kalamayıp amcasının yanından kaçarak bir demircinin yanının da kimseye boyun eğmeden çalışmıştı. Gurur onun için her şeyden önemli idi. Belirli bir zaman sonra kendi dükkanı açıp kendi işi ile uğraşmaya başladı.

Çok fazla ortada dolanmazdı. Günün çoğunu kılıç döverek geçirirdi. Evi ve işi arasında hayatı geçerdi. Bir gün geç saatlere kadar çalıştıktan sonra yatsı namazı için camiye gitti o gün cami daha kalabalıktı. Camiye Konya dan iki derviş gelmiş mesnevi okuyordu, çok severdi mesnevi dinlemeyi. Onları dinledikçe kendinden geçti. Camiden çıkışında dükkanına giden yolda durup etrafı, öten bülbülleri dinlemeye başladı hala mesnevinin etkisinde idi.

O ara gece nöbet gezen bekçiler çıktı karşısına. Ağanın emri ile gece yatsıdan sonra dışarı çıkmak yasaktı. Hatta bu sebepten dışarıda gezen yakalarlarsa bir güzel dövülürdü. Bekçilerini başı Koca aliyi hemen tanıdı eve gitmesinin istedi kahramanımız hala bülbüllerin etkisinde doğayı dinleyerek evine gitti.

Evine geldiğinde kapısı aralıktı bu durumu pek önemsemedi çünkü evinde değerli bir şey olmadığı için kapıyı önemsemezdi. Yatağına uzanıp yattı. Sabah olduğunda kapısı çalınıyordu. Gelen geceki bekçiler' di. Hemen evini aramaya başladılar. Yerde kan lekesi ve yeni yüzülmüş bir deri vardı, kahramanımız ne olduğunu bile anlamamıştı. Oysa dün gece hırsızlık olmuş bir adamın koyununu çalınıp kesmişler ve paralarını da almışlardı. O çalınan kesede kahramanımızın dükkanını önünde bulunmuştu.

Koca aliyi derhal Subaşının karşısına çıkarıldı tüm deliler onunun yaptığını gösteriyordu. Kahramanımız ne kadar itiraz etse de kolunun kelimesi cezasına çaptırıldı. Bu ceza onun için bir felaketti çünkü demire iki eliyle su veriyor tüm işini elleri ile yapıyordu.

Bu haberi duyan herkes çok üzüldü. Onu çok seven ve ondan alış veriş yapan Sipahiler kolunun diyeti içinin o dönemin zenginlerinden Hacı kasap a gittiler. Hacı kasap çok cimri bir insandı normalde bu durumu kabul etmez ama Sipahiler le arasını iyi tutmak için kabul etti ancak tek bir şartı vardı koca ali ona ömür boyu hizmet edecekti.

Durumu koca aliye söylediler ilk başlar istemese de mecbur kalan kahramanımız. Hayatı boyunca en sevmediği duruma düştü bir başkasına borçlu olmuştu. O günden sonra Koca Ali kasabın tüm işlerini yapıyordu. Kasapta durmadan emirler verip duruyor birde yaptığı iyiliği başına kalkıyordu. Her seferinde Ali' ye ben olmazsam çorak kalacaktın kolunun diyetini ödediğini söyleyip duruyordu.
İyice gururuna dokunmuştu bu koca alinin her geçen gün dahada zoruna gidiyordu bu sözleri duymak.  Bir gün dayanamayıp elindeki satır ile kolunu kesip yaşlı kasabın önüne attı. Ona al diyetini ödediğin kolu diyerek uzaklaşıp gitti. O günden bu güne kimse öğrenemedi nereye gittiğini.


Diyet Hikayesi Hakkında Düşünceleriniz Nedir?

Siz Koca Ali yerinde olsanız ne yapardınız. Sizce ona bu iftirayı kim atmıştır. yorum olarak bize görüşlerinizi bildire bilirsiniz.

Kibritçi Kız Hikayesi Özeti

Hayallerimizdir bizi hayata bağlayan, çıkmazdan çıkarıp tebessüm ettiren. Kibritçi Kız hikayesi bizlere ne kadar da acı verse de, o acının içinden mutluluklar çıkartmayı göstermektedir.
Andersen masalları olarak bilinen Kibritçi Kız hikayesi Hans Christian Andersen tarafından yazılmıştır. Konusu Soğuk bir yılbaşı akşamında çıplak ayaklarla kibrit satan küçük bir kızın çektiği zorluğu, düşleri ile mutlu olan küçük kızın kurmuş olduğu hayallerini bizlere anlatmaktadır.

kibritçi kız hikayesi"Hayal kurmak bakmış olduğun duvarların sana renklerini göstermesidir, çatlaklarının arasından sevdiğin insanın çıkıp gelmesidir." 

Kibritçi Kız Kısa Özeti: 

Hava çok soğuktu etrafta koşturan insanların arasında çıplak ayakları, incecik sesi ile evde bulunan annesine yemek götüre bilmek için kibrit satan bir kız çocuğu. Yılbaşı akşamı idi o gün, küçük kız caddenin karşısına geçerken düşürmüştü ayaklarındaki terliği iki yaramaz çocuk alıp kaçmışlardı terliklerini. Buz gibi yerlere çıplak ayaklarla basıyor kimse onun farkına bile varmıyordu. Bu gün hiç kibrit satamamıştı bu yüzdende eve dönmüyordu.
Fırtına iyice şiddetlendi kız fırtınadan korunmak için bir duvarın kenarına sakladı ancak o kadar çok üşümüştü ki parmaklarının ucunu hissetmiyordu. Elindeki bir kibriti duvara sürterek yaktı. Çıkan ışık adeta onu büyülemişti bir anda kendisini sımsıcak bir sobanın karşısında oturuyor buldu derken kibrit söndü. Hemen yeni bir kibrit yaktı bu sefer kocaman bir ziyafet sofrası vardı karşında ardından yeni bir kibrit bu seferde güzel bir yaz gününde yıldızları seyrediyordu. Bir yıldız kaymıştı biliyordu ki bir yıldız kaydığı zaman dünyadan bir insan ayrılırmış ninesi söylemişti ona. Ardından yeni bir kibrit yaktı bu sefer çok sevdiği ninesini gördü çok sevinmiş çok mutlu olmuştu. Bu anının hiç bitmesini istemiyor sürekli kibrit yakıyor elinde çok az kibriti kalmıştı. Ninesi küçük kızı kendisine doğru çağırdı ona doğru bir adım attıktan sonra rahatladığını hissetmeye başladı artık ne soğuk nede açlık vardı. Ninesi ile beraber uçup gittiler tam arkalarından bir yıldız kaydı.
Ertesi günün sabahında küçük kibritçi kızı duvar dibinde gözleri kapalı bir şekilde buldu insanlar. Yanında dolu yanmış kibrit vardı. 

Kibritçi Kız Neden Yazılmıştır?

Arkadaşlar sizce kibritçi kız masalı bizlere ne anlatmak istemektedir. Bu masal hakkında düşüncelerim iki tane birincisi hayat şartları içinde bulunduğumuz durum ne olursa olsun hayallerimizi asla kaybetmemiz gerekmektedir.
İkincisi ise toplumun ne kadar duyarsız olduğudur, etrafımızda yardıma ihtiyacı bulunan insanları görmediğimiz. Küçücük bir iyilik yapmak bile bir insanı kurtarabileceğimizi asla unutmamalıyız.
Evet arkadaşlar kitaplar böyle güzeldir ki hayallerimizin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Sizde düşüncelerinizi yazabilirsiniz.

Ömer Seyfettin Falaka Kitap Kısa Özeti

İçerisinde çok güzel betimlemeler bulunduran Ömer Seyfettin'in falaka hikayesi, hikayeyi kahramanımızın gözünden anlatmaktadır. Betimlemelere ve tanımlamalara güzel kullanan hikaye, İlk ve orta okul öğrencilerimizin okuması gereken bir eserdir.

Ömer Seyfettin Falaka Konusu: 

Yaramaz bir grup öğrencinin gitmiş oldukları kuran kursundaki hoca ile uğraşmaları ve Hocanın sürekli yemin edip durması.

Ömer Seyfettin Falaka Ana Fikri: 

Sürekli aynı yemini söyleyip durmamalıyız ve Büyüklerimize onları zor durumda bırakacak şakalar yapmamalıyız.


falaka özeti

Ömer Seyfettin Falaka Özeti: 


Kahramanımız kırk arkadaşı ile birlikte bir kuran kursuna gitmektedir. Burada huysuz bir hoca bulunmaktadır. Bu hoca çocuklara iyi bir eğitim veremediği gibi onları da falakaya çekiyordur. Bir de bu hocanın her gün camiye gidip geldiği eşeği bulunmaktadır, çocuklar ona Abdurrahman Çelebi ismini takmışlardır. 

Bir gün bu kursu kaymakam denetlemeye gelir bir kaç çocuğa kuran okutmak istese de başarısızlık ortadadır. Sinirlenen kaymakam hoca efendiyle konuşarak orada bulunan falakayı kaldırmasını ister. Falakanın kalktığını gören çocuklar günden güne dahada arsızlaşır hocaya yapmadıklarını bırakmazlar. Bunun üzerine hoca falakayı geri çıkararak çocukları eskisinden daha çok ve sert dövmeye başlar.

Hocanın bir de kullandığı enfitye denilen bir toz vardır. Bu toz burna çekilince fena bir şekilde  hapşurtmaktadır. Bizim afacanlar tabi yerinde durmaz bir gün esneme numarası ile hocayı  uyuturlar, Hocanın tozunu alıp hep birlikte burna çekmeye ve hapşurmaya başlarlar. Gürültüye uyanan hoca çok sinirlenir ve çocukları bir güzel döver ve onlara bir daha hapşuran ve esneyen olursa şart olsun ki  onları öldüresiye döveceğini söyler.


Bu söz kahramanımızın kafasına çok takılır annesine söyler. Annesi  bunun büyük bir yemin olduğunu, karısın boşamak kadar anlama gelebileceğini söyler. Artık bu kelime çocukların diline dolanmıştır bir şey olduğu zaman şart olsun diyorlardı. Kahramanımız camide bulundukları bir esnada hocanın enfiye sini alıp bir kağıda döker gidip bunu da hocanın eşeğinin burnuna üfler hayvancağız tozun etkisi ile şahlanıp hapşu demeye başlar. Oraya gelen hoca eşeğe ne olduğunu sorar çocuklar hapşurduğunu şart koştuğunuz için onu falaka ya yatırması gerektiğini söyleyip dururlar. Hep bir ağızdan Şart olsun ki nikahının düşeceğini söyleyip dururlar. Ne yapacağını bilemeyen hoca eşeği falakaya yatırır. O esnada oradan geçen kaymakam olayı görüp gelir ve hocayı onunla gelmesini söyler. O günden bugüne kahramanımız ne o hocayı nede falakayı görmemiştir. Her hap şuranı gördüğü zaman aklına bu hikaye gelip vicdan azabı duymaktadır.


Bu Hikayeden çıkarmış olduğunuz dersleri yorum olarak yazabilir, düzeltilmesini veya eksik olarak gördüğünüz yerler bize bildirebilirsiniz.

Küçük Kara Balık Hikayesinin Kısa Özeti

Küçük Kara Balık kitabı  toplumun çizdiği çerçevenin içine nasıl tıkılıp kaldığını, ancak bu durumu, kendini ve etrafını sorgulayanların farkına vardığını gösteriyor. Bilinmeye duyulan merakın ne kadar da güçlü bir duygu olduğunu bize anlatılan bir eser.

küçük kara balık

Küçük Kara Balık Konusu:

Küçük bir balığın etrafını merak etmesi,  yeni şeyler öğrenme istediğiyle annesinin yanından ayrılıp bilmediklerine doğru atıldığı yeni macerayı anlatıyor.

Küçük Kara Balık Ana fikri:

Herkesin dediğine bakıp çizilmiş olan çerçeveden dışarı çıkamazsan yeni şeyler öğrenemezsin.

Küçük Kara Balık Özeti:

Hikaye balık ninenin yüzlerce yavruya masal anlatması ile başlıyor. Bir zamanlar bir kayanın altın annesi ile birlikte küçük bir kara balık varmış. Bu balık yaşadığı yerden çok sıkılmış ve yeni yerler görmek istiyormuş. Annesi her seferinde ona başka bir yer olmadığını söylüyormuş balık bunu dillendirdikçe etraftan duyanlar olmuş ve onu dışlamaya başlamışlar. Bir gün balık annesini de geride bırakarak yaşadıkları gölden ayrılmış. Biraz yüzdükten sonra. Bir derenin akıntısına karışarak uzaklara yol almış. Bir yere gelir orada kurbağa yavrularını görür ancak ilk defa farkı bir canlı gören kurbağalar ondan korkar ve onu istemezler az ötede bir kertenkele görür ve onunla konuşmaya başlar. Kertenkele onun farklı biri akıllı olduğun anlar ve ana pelikanın torbasına düşerse ne nasıl eğer ölmemesi için torbayı delecek bir kama verir. Küçük Kara Balık etrafı gördükçe merakı düşünceleri dahada artar, gördüklerini sorgulamaya fikirler üretmeye başlar.

Biraz daha ilerledikten sonra bir balık sürüsü görür. Onlarla ırmağa gitmek istediğini söyler. Ancak tüm balıklar ırmaktan bulunan pelikandan korkmaktadır. Bazıları ile konuştuktan sonra bir kaçı ile yola koyulur. Biraz ilerledikten sonra pelikanın torbasına düşer küçük kara balık ve yanındaki balıklar, tüm balıklar onu suçlar ve pelikandan onları bırakması için yalvarırlar. Pelikan ise onlara alaycı kara balığı öldürürlerse onları serbest bırakacağını söyler. Küçük kara balık ölü numarası yapar ve kertenkelenin ona verdiği kama ile pelikanın torbasını deler ve oradan kaçar.

Pelikanın torbasından denize düşer ve orada büyük balık topluluğu ile karşılaşır, tüm hayalleri olmuştur meraklarını gidermiştir ancak bir kara batak onu yakalayıp yavrularına yem etmek için hızlıca karaya götürmektedir. Kara batakla ne kadar konuşsa da onu ikna edemez kaçmayı da dener ama başaramaz ve kara batak onu midesine indirir. Orada minik bir yavru balık görür. Ağlayan ve korkan yavru balığın kaçmasına yardım eder ancak kendisi midede kalır son çare elindeki kama ile kara batağı öldürür ancak o günden bu güne kimse bir daha küçük kara balıktan haber alamaz.



Yorumlarınız ve fikirleriniz bizim için çok değerli lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyelim.

Stefan Zweig Satranç Kitabının Konusu

Hiçliğin için de kaybolmama savaşı veren bir adamanın muhteşem öyküsüdür bu roman. Satranç kitabı kısa bir roman olmasına karşın damarlarınıza kadar hiçlik duygusunu hissettiriyor. Çok özel bir kitaptır kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. 
Hikaye Buenos Aires' e gidecek bir vapurda başlıyor. Vapurda bir tanıdığı ile konuşan kahramanımız az ötesinde gazetecilerin bir kişinin etrafına toplanıp onu soru yağmuruna tutmasını izliyorlar. Yanındaki arkadaşı bu kişinin dünyaca ünlü Satranç şampiyonu Czentovic olduğunu söylüyor ve hikayesini anlatmaya başlıyor.

Dünya Satranç Şampiyonu Czentovic Hikayesi:
Czentovic ailesini küçük yaşta kaybetmiş bu duruma acıyan bir papaz onu yanına almış. Czentovic içine kapanık asosyal tüm gün evin işleri ile uğraşan güvenilir bir çocuktu. Yalnızca içine kapanık olması garipti. Czentovic e bakan papaz her akşam jandarma komutanı ile bir kaç el satranç oynar bu sırada küçük Czentovic kıpırdamadan onları izlerdi. Bir gün bir kişinin papaz ile acil bir işi olur ve papaz oyunu yarıda bırakıp gitmek zorunda kalır. Çocuk kaldığı oyunu devam ettirir ve satranca yeteneği olduğunu fark edilir. Papaz çocukla da oynamaya başlar ama onun onlardan çok üstün olduğunu daha iyi rakiplerle oynaması gerektiğini düşünür ve yakın bir kasabaya götürür. Czentovic burada iyice ünlenir ona karşı olan ilgiyle de artık kendini beğenmeye başlar. Satranç da o kadar ilerler ki dünya şampiyonu olur.

Stefan ZWEIG satrançBu hikaye anlatıcımızın baya ilgisini çeker, onunla tanışmak istese de kendini beğenmiş pek fazla kimse ile konuşmayan Czentovic le bir türlü istediği iletişimi kuramaz. Bir gün  bir satranç tahtası alıp ilgisini çekmeyi planlar. McConnor isimli emekli bir albay ile oynamaya başlar. McConnor hırslı bir kişidir ve anlatıcımıza yenildikçe daha çok oynamak ister. Bir ara Czentovic onların oyununa göz ucuyla bakar ve geçer. Anlatıcımız McConnor' a o bakanın dünya şampiyonu olduğunu belli ki oyunumuz ilgisini çekmedi der. Bu durum McConnor içine ateşi atmıştır. Czentovic maç teklif eder ilk başta kabul etmez, daha sonra ücreti karşılığında oynamayı kabul eder. 
Ertesi gün oyun oynanır ve Czentovic rahat bir şekilde kazanır McConnor hırsı yüzünden sürekli para karşılığı oynar. Bir ara yanlarına bir adam gelir ve bir kaç hamlenin nasıl olması gerektiğini söyler ve bu adam sayesinde oyun berabere biter. 
Bu adam anlatıcımızın hemen ilgisini çeker ve peşinden gider ona yarın bu şampiyonla oyun oyması gerektiğini söyler, adını bilmediği bu adama ise en son lise yıllarında satranç oynadığını söyleyerek iyice gizemli bir hal içine girer ve adam hikayesini  anlatmaya başlar

Gizemli Adam Dr B nin Hikayesi:

Bu adam Almanya nın Avusturyayı işgali sırasında esir alınmış herkes gibi toplama kaplarına götürülmeyerek ondan elde edilecek bilgiler olduğu için farklı bir yöntemde tutsak edilmiştir. Kitabımızın en güzel kısmı da bu bölümlerdir. Adamın İçine düştüğü hiçliği o kadar güzel anlatıyor ki yazar bir çırpıda okuyorsunuz. 

Dr B nin hikayesinden sonra iki satranç ustası ertesi gün bir oyun oynuyor. Yetmiş sayfalık bir kitap olmasına karşın bizi içine o kadar güzel alıyor ki en kısa zamanda okumanızı tavsiye ederim. 

Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi kısa özet ve eleştiri

Philip K. Dick tarafından 1968 yılında yayınlanan bilim kurgu  tarzındaki romandır. Hatta bu kitap Blade Runner (Bıçak Sırtı) adıyla 1982 yılında filme uyarlanarak yayınlanmıştır.
Androidler Elektirikli Koyun Düşler Mi
Gelelim kitabımızın özetine. Dünyada III.Dünya Savaşı yaşanır. Dünyadaki çoğu bölgeler ağır bir şekilde toz bulutuyla kaplanıp hayat şartlarının yaşanması zor hale gelmiş ve insanlardan bu durumdan kurtulmak için zekasına göre seçilip başka kolonilere yerleştirilir. Tabi kide yetersiz görülenlerde "özel" ismi takılarak dünyadaki yaşama bırakılır. Bu zor şartlar sadece insanları etkilemeyip dünyadaki hayvanlarında çoğunun neslinin tükenmesine neden olur. Hatta gerçek bir hayvan bulmak bir o kadar zor ve epey bir maliyetlidir. Bu durumda ise herkes bir hayvana sahip olamaz ve bazı büyük şirketler gerçeğine benzeyen elektrikli hayvanlar üretir. Tabi sadece hayvan üretmek ile kalmaz insana tıpa tıp benzeyen insandan ayırt edilmesi neredeyse imkansız androidler üretir . Bu androidler kolonilerde yaşamakta ve dünyaya gitmeleri yasaktır lakin bazı androidler dünyaya kaçarlar. İşte kitabımızdaki karakterimiz Rick de burada devreye gir. Rick dünyaya kaçan androidleri emekli etmek için görevlendirilen bir kelle avcısıdır. 

Androidler inanılmaz bir biçimde topluma uyum sağlayarak çeşitli mesleklerde çalışarak kendilerini de çok iyi  saklayabilmekte. Aslında bu androidleri emekli etme işini Dave yapıyordu lakin Dave bir android tarafından yaralanınca bu iş Rick'e kaldı. Rick androidleri emekli edip kazandığı para ile kendine gerçek bir hayvan almak istemektedir. Aslında işinin kolay yanı androidler Dave tarafından tespit edilmiş ve kendisine liste verilmiştir. Zor olan tarafı ise bu androidlerin android olduğunu kanıtlamak ve onları emekli etmektir. Kitabımızda Rick'in bu androidleri emekli etme mücadelesinden bahsetmekte. Olayımız bu şekilde lakin benim kitap ile bahsetmek istediğim başka bazı detaylar var.

Mesela duygudaşlık kutusu , bu kutular sayesinde insanlar başka kişilerin yaşadığı duyguları kendisi de yaşayabilmekte. Yani demek istediğim sabah kalkıyorsunuz ve üzgün olmak istiyorsunuz duygudaşlık kutusu ile bu duyguyu hissedebiliyorsunuz.


Şu detaydan da bahsetmek istiyorum androidler'in geçmişi şirketler tarafından şekillendirilip oluşturulmuş. Yani bir android kendisinin android olduğunu bilmeyebilir. Hatta bu şüpheyi ana karakterimiz olan Rick de görebiliyoruz.


Kitap hayal gücü ve kurgu olarak yazıldığı zamana göre gerçekten mükemmel. Aslında bu kitabı bir yandan distopik kurgu olarakta nitelendirebiliriz çünkü yazar bir yandan da olayın gelecekte gerçekleşmesinden korkuyor. 


Kitap düşünce olarak mükemmel olsa da olaylar biraz çok hızlı ilerliyor . Mesela kitaptaki konuşmada Rick'e androidlerin haklamanın baya zor olacağı androidlerin onu çok rahat alt edebilecekleri görüşleri net biçimde söylenebilmekte ve Dave'in de yaralanması bu görüşü desteklese de Rick androidleri çok rahat bir biçimde kısa bir sürede emekli etmektedir. Bu yüzden olayın hızlı gelişmesi beni memnun etmese de yazarın hayal gücü ile gerçekten güzel bir kitap.


Şeker Portakalı Kısa Kitap Özeti

Jose Mauro De Vasconcelos tarafından yazılın eğitim hayatımız boyunca okunması önerilen okuması akıcı öğretici bir kitap. Şeker Portakalı okuması tavsiye edilir.

Şeker Portakalı Özeti


Kitabımızın kahramanı Zeze isimli bir çocuktur. Hayal dünyası çok gelişmiş, zeki bir o kadara da yaramazdır. Ailesinin maddi durumu iyi değildir. Zeze yaramaz olmasına karşın okulda da bir o kadar uslu birdir. Öğretmenin çok sever onun masasına koyması için bahçelerden çiçekler yolar.

Şeker Portakalı Özeti


Bir gün Zeze nin ailesi maddi sıkıntılar yüzünden başka bir eve taşınmak zorunda kalırlar. Bu yeni ev bahçelidir. ve bahçesinde de kiraz ağaçları vardır. Kahramanımızın tüm kardeşleri her bir ağaçları sahiplenir Zeze ye de bahçenin köşesinde bulunan Şeker Portakalı ağacı kalır, Zeze hayal dünyasının büyüklüğü sayesinde ağaçla arkadaş olur. Ağaca tüm yaşadıklarını anlatmaya başlar hayaller kurar.

Zeze Dostu ile Tanışıyor

Zezenin yaşadığı Mahallede çocuklar giden araçların arkasına asılmaya bayılır onlar için çok eğlenceli bir oyudur bu yalnız Portekizli diye tanının birinin aracının arkasına asılmaya korkarlar tabiki de buna bir tek Zeze cesaret eder. Arabasının arkasına atlar.  Portekizli aracından iner Zeze ye bir tokat atar kahramanımız çok sinirlenmiştir ve bir günü onu öldürmek ister.

Yan komşunun çamaşır ipi ile uğraşırken ve ayağını keser yolda kesik bacağı ile yürürken onu gören Portekizli onu eczaneye götürür. Zeze Portekizli ile arasında olan düşmanlığı bitir ve çok iyi dost olurlar.

Zeze bir gün babasının istemeden de olsa üzer, bu durumu telefi etmek için para kazanır. Babasına hediye alarak özrünü dilemiş olur bu sayede.

Bir gün çok kötü bir haber alır Portekizli Portuga aracı ile trene çarpmıştır ve ölmüştür en sevdiği insanın öldüğü Zeze yi çok etkiler. Bir de bahçelerini yanından yol geçeceği için şeker portakalı ağacının kesileceğini duyar ve iyice üzüntüye boğulur zeze yataklara düşer. Herkes onun hasta olduğunu duyar ve destek olur ona bir süre sonra iyileşse de, hep üzgün durur.

Zeze nin kardeşleri: 
  • Küçük kardeşi luis 
  • Abisi totoca
  • Glaria anlayışlı ablası
  • Lala ve Jandira diğer ablaları Zezeyi döven ablaları

Serenad kitap kısa özeti

Zülfü Livaneli'nin kaleme aldığı aşk ve tarihi konularını işleyen sade dili ve etkileyiciliği ile 2011 yılında yayınlanan muhteşem bir eser.

Kitabı açtığımızda zamanı 2001 yılının Şubat ayının çok soğuk geçtiği zamanlarda buluyoruz. Ana karakterimiz Maya Duran İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevinde çalışmaktadır. Rektörle arası iyi olan, bazı çalışanlar onu kıskansa da işini seven biridir. Eşinden boşanmış, kendisiyle birlikte kalan bir erkek çocuğu vardır. Dediğimiz  gibi rektörle arası iyi olmasından dolayı, rektör Maya'dan, İstanbul'a gelecek olan çok önemli bir Alman Profesörü olan Maximilian Wagner'i karşılayıp onu İstanbul'da güzelce ağırlamasını ister. İşte her şey de Maya'nın profesörü karşılamasıyla birlikte başlar. Tarihe gömülmüş acıklı bir aşk hikayesinin tekrar gün yüzüne çıkması.
    
    Profesör yaşının büyük olmasına rağmen genç gösteren , karizmatik ve yakışıklı biridir. Profesör gelmesiyle Maya onu kalacağı otele rektör'ün kendisine tahsis ettiği araba ve şoför ile birlikte yerleştirir. Profesör, İstanbul'da görmek istediği bir yer olduğunu bu yüzden Maya'dan yarın sabah erkenden gelmesini ister. Maya da kendi evine gider. Oğlunu bilgisayar başında bulur zaten ne zaman işten eve gelse oğlu bilgisayar başındadır o kadar odaklanır ki annesinin geldiğini fark etmiyor gibi o bilgisayara tıkılıp kalmıştır. Maya oğlunun bu durumunu sevmemektedir , oğlu ile düzgünce bir kelime bile konuşamaz ve araları da pek iyi değildir. Onun hemen yemeğini hazırlar ve duşunu alıp yatar. Bu işlemler klasik bir şekilde rutine dönüp durmadan tekrar etmektedir.  
    
    Sabah uyanır ve şoför ile birlikte profesörü karşılamaya giderler büyük ihtimal Sultan Ahmet ve bu civar yerleri gezeceğini zannetseler de profesörün Şile demesi ile birlikte ikisi de şaşıp kalır. Şile için uzunca bir yol gitmeleri gerekmektedir ve bu ayda Şile epey derecede soğuktur. Söylenseler de hafiften bu derece önemli bir misafir olması nedeniyle onu Şile'ye getirirler. Profesörün talimatlarıyla bir sahile gelirler ve profesör kemanını alıp arabadan iner , onlara da arabada kendisini beklemesini ister. Hava oldukça soğuktur , zaman geçer ve profesör gelmez. Maya ilerleyip baktığı zaman profesörü denize doğru keman çaldığını görür. Oldukça güzel çalan bu müzik bir serenadın ezgilerini barındırır ama sanki profesör müziğin bir yerini unutuyormuş gibi tekrar çalmaktadır. Maya artık dayanamaz profesörün yanına gider ve profesör tir tir titremekte , eli yüzü mosmordur neredeyse soğuktan donmak üzeredir. Hemen şoförü Süleyman'ı çağırıp onu arabaya taşırlar lakin araba çalışmaz. Yukarıda bir otel vardır oraya giderler lakin orada sadece bir çocuk durmakta ve otelin kapalı olduğunu söyler. Genede bir odaya yerleşirler lakin otel kapalı olduğu için burada da ısınamazlar. Süleyman yardım çağırmaya gider , Maya'da profesörün ısınması için onu battaniye filan ne bulursa ona sarar. Buda işe yaramaz. Maya profesörün soğuktan öleceğini düşünerek , profesörün yanına yatağa girerek onu vücut ısısıyla ısıtmaya çalışır. Profesör bir yandan da durmadan Suma Sutum Stuma... gibi ne dediği belli olmayan bir şeyler demektedir. Bu arada şoför Süleyman gelir ve bu durumu yanlış anlayıp birkaç laf edip gider. Maya , hem profesörü bu soğuktan götüremedi ve şimdide Süleyman'ın bu iftirayı herkesi anlatmasında korkmaya başlar. Hemen abisini arayıp yardım isteyerek profesörü hastaneye kaldırır. Bu seferde peşine ajanlar düşmüş evine dahi gelmişlerdi oğlu Kerem yalnızken. Kimdi bu profesör bir ajan mıydı yoksa diye düşünmeye başladı hem bu profesörün dediği kelime Sutum da neydi?
     
      Profesörün ajan filan olabileceğini oğlu Kerem'e anlatır ve oğlundan profesör hakkında bilgi toplamasını ister. Bu karmaşık olayın şuana kadar ki tek faydası bu olay Kerem'e ilginç gelmesiyle oğluyla ilişkisini geliştirme fırsatı buldu.
      Profesörün durumu hakkında bilgi alan Maya kanser olduğunu ve 6 aylık ömrü olduğunu öğrenir. Profesör hastaneden çıkınca bu olayın aslını öğrenmek için profesöre gider ve profesör o acıklı aşk hikayesini anlatır.    

                                          Struma'nın hikayesi Nadia'nın hikayesi

    Profesör gençtir ve üniversitede çalışmaktadır. Üniversitede bir yahudi kadına tutulur adı Nadia'dır. Tabi bu dönemde hitler sebebiyle yahudilere karşı kötü bir tutum sergilenmektedir. Profesör Nadia'ya evlenme teklifi etmek için bir serenad besteler ve adına "Serenade Für Naida" adını verir. Lakin ilk başta Nadia kabul edemez . 
    Hitler artık yahudilere sert tutumlarını artırır ve onları yakalayıp toplama kamplarına yollar. Bu yüzden profesör karısı Nadia'yı alıp trenle kaçmaya çalışır lakin Alman kontrolü sırasında Nadia yakalanır. Profesör'de tek başına İstanbul'a gelir. Karısını bulup buraya getirmek için her yolu dener. En sonunda başarır karısı Struma adında bir gemiye binip İstanbul'a yanına gelecektir. Gemi yola çıkar lakin Şile'ye yakın bir limanda durdurulur ve kimsenin gemiden ayrılmasına izin verilmez. Profesör çok heyecanlıdır Nadia sesini duyurabileceği kadar yakında ama ona kavuşamamaktadır. Türkiye bu gemiyi kabul etmez. İngilizler de geminin Filistin'e gelmesini kabul etmez. Bu siyasi belirsizlikten dolayı gemi orada durmakta ve kimsenin girip çıkmasına izin verilmemektedir. Hava karanlıkken geminin hareket ettiğini fark eden profesör taksiyle gemiyi izler. Daha sonra birden bir patlama duyulur ve gemi ateşler içinde patlayarak batmaktadır. Profesör gemiye doğru yüzüp Nadia'yı bulup kurtarmak istese de Naida'yı Struma gemisiyle birlikte kaybetti. Rusya ,bir denizaltından atılan bir füze ile gemiyi batırmıştır.

Profesör Amerika'ya gider ve tedavisine orada devam eder. Oradan da Maya'ya hediye olarak çevirmesi için bir kitap ve Kerem'e de kendi kemanını yollar. Tabi bu arada Süleyman dedikoduyu gazeteye çıkarır ve Maya üniversiteden kovulur. Maya'da kitabı çevirmeye başlar ve kendi ailesi hakkında bazı tarihi gerçekleri de öğrenir.( bknz. Mavi Alay). Bu arada profesör ile ilgili bilgilerin Avrupa'da bir kütüphanede olduğunu öğrenir ve serenad parçasının bütün halini bulur. Amerika'dan haber gelir profesör durumunun ağır olduğunu ve Maya'yı da son kez görmek istediğini belirtir. Maya yanına gider ve profesör son kez ondan bir istekte bulunur. Maya'da bu isteğini yerine getirerek profesörün küllerini Şile'de profesörün kemanını çaldığı denize döker.

Yahudilere karşı bu tutum sonucu çoğu profesör İstanbul'a gelmek ister. Hatta Einstein'in kaleminden bir mektup yazılıp( kitapta da mektuba yer verilmekte)  izin istenmektedir. İlk başta reddedilen bu durum Atatürk'ün devreye girmesiyle çoğu profesör Türkiye'ye gelip üniversite reformunda baş rol oynadılar.
serenad

Bülbülü Öldürmek Kitap Kısa Özeti

Bülbülü Öldürmek 1960 yılında yayınlanan Harper Lee' nin pulitzer ödüllü romanıdır. Yazar Bülbülü Öldürmek dışında Tesbih Ağacının Gölgesinde adlı kitabı bulunmaktadır. 2016 yılındada hayata gözlerini yummuştur.

bülbülü öldürmekKitapta Harper Lee kullandığı sade ve anlaşılır dille adalet , eşitlik ,özgürlük ve ırkçılık gibi kavramları 9 yaşındaki Scout adlı çocuğun gözünden anlatmaktadır. O zamanki toplumun sosyal, siyasal, dinsel durumu hakkında bilgi sahibi olmakla beraber çocukların psikolojik durumu, davranışları gibi konularda da fikir sahibi olmaktayız.

Scout kendisinden 4 yaş büyük abisi Jem, babası Atticus ve aşçıları Calpurnia ile Alabama' daki Maycomb kasabasında yaşamaktadırlar. Annesi henüz Scout 2 yaşındayken ölmüştür. Annesini hatırlayamamaktadır ama abisine sorarak onun nasıl biri olduğunu kafasında düşünür. Babası avukat olup bir siyahi insanı olan tecavüz suçlamasıyla yargılanacak Tom Robinson' u savunur. Bir siyahi insanı savunması yüzünden halktan çok tepki çeker, okuldaki çocuklar Jem ve Scout'a siyahi insan savunucusu diye hakarette bulunurlar. Scout kendine hakim olamayıp sorun çıkarsa da, babası onu dik durup sakin olması konusunda uyarılarda bulunur. Okul demişken yazar Scout' un okul hayatını anlatırken toplumdaki farklılıkları da göz önüne sermektedir. Cunnigham'ların ödeyemeyecekleri hiçbir borca girmemesi, yoksul hayatlarını, Ewell'lerin aksi tavırları,  kavgacı olmaları ve pasaklı olmaları gibi hatta Bob Ewell, Atticus' un o adamı savunmaktan vazgeçmesi için çocuklarına zarar vermekle tehdit etmişti. Okul kapandığında ise Scout ve Jem için ayrı bir mutluluydu çünkü yazları Dill demekti. Dill demek yeni oyunlar, eğlence ve Öcü Radley demekti. Radleylere , kasabada "öcü" diye lakap takılmıştı. Çünkü  Bay Radley evden hiç çıkmıyordu ve Scout kendini bildi bileli onu hiç görmemişti. Evin önünden geçerken bile koşarak korkarak geçerlerdi. Bu yüzden Dill gelincede uğraşlarından biride bu olmuştu Öcü Radley' i evden çıkarmaktı. Atticus  çocukları bu uğraş içindeyken birkaç kere yakalamış ve onları bu işten vazgeçmelerini söyleyip o insanlara saygı göstermelerini söylemişti.

Dava zamanı gelmişti çocuklarda bu davaya katılmak istiyor ama Atticus' un istememesi üzerine çocuklarda Atticus' a belli etmeden bu davaya gittiler. Kasaba' nın neredeyse hepsi bu davaya çocuklarını alıp gelmişti havanın sıcağını aldırmadan. Kasabadakiler bir siyahi insan davası olması nedeniyle böyle davalara çok yoğun ilgi beslemekteydiler ve siyahi insanların bu kasabaya bela oldukları, Tom' unda en ağır şekilde cezalandırılması gerektiği konusunda hemfikirlerdi. Dava başladı tanıklar dinlendi ve Atticus' un iddiaları ile çok çok açık belliydi ki Tom böyle bir şey yapmamıştı ve bu bir iftiraydı. Mahkeme üyeleri de bunun farkındaydı ama genede mahkemeden Tom' a hapis cezası çıkmıştı. Belli bir zaman sonra Tom' un hapisten kaçamaya çalışırken vurulup öldürüldüğü haberi gelmişti. Bu haberi de Tom' un ailesine ve çocuklarına söylemek Atticus' a düşmüştü.

Cadılar Bayramı' nda Meydan bir gösteri düzenlenecekti. Scout'da kasabanın ikonlarından olan bir jambon giyecekti. Scout' u da oraya götürmek Jem' e düşmüştü. Gösteri tamamlanmış ve dönüş başlamıştı ağaçların arasından zifiri karanlıkta Scout' un kıyafeti nedeniyle yavaş yavaş yürüyorlardı. Birden arkalarından bir ses geldiğini ve takip edildiklerini fark ettiler ama karanlıktan göremiyorlardı ilk baş kendini korkutmak isteyen arkadaşlarından biri olduğunu düşünseler de öyle olmadığını anlayınca hızlanmaya çalıştılar. Bir anda biri Jem' i çekti, Jem' in çığlıkları etrafa yayıldı. Sonra bir kapışma sesi duyuldu ama Jem' den ses gelmiyordu. Scout kendini zorlayarak sokak lambasının oraya ulaştı ve bir adam Jem'i Atticus'a doğru götürüyordu ve o adamın Öcü Radley olduğunu öğrendi ilk defa onu görüyordu ve hayatlarını kurtarmıştı. Ormanda kendilerini öldürmek isteyen Bob Ewell bıçak göğsünde bir şekilde ölmüştü.

Vadideki Zambak Kitap Kısa Özeti

Honore De Balzac ın kendi hayatında da izler bulunan Vadideki Zambak 18 yüzyılın Fransa’sın da yaşanan bir aşkı konu alıyor.


vadideki zambak
Vadideki Zambak Kısa Özet:
Romanımızın kahramanı Felix aile sevgisinden yoksun büyüse ’de ailesini seven bir genç delikanlıdır. Gittiği bir davet gördüğü Henriette den çok etkilenir ve ona aşık olur. Kahramanımız bu güzel genç balodan sonra bir daha görememiştir. Bir türlü kızı aklından çıkaramaz. Bir gün Felix Henriette yi bir vadide görür, bu vadinin ismi zambak vadisidir. Kitabımızın ismi de buradan gelmektedir. Felix cesaretini toplar ve güzel bayan ile tanışır sohbet ederler. Ancak Henriette evlidir ve kocası ile olan ilişkisi pekiyi değildir. Kocası anlayışsız kaba bir insandır. İkisi de bu tanışmalarında bir birlerinden hayatlarından sohbet ederler, aralarında gizliden gizliye bir aşk oluşmaya başlar. Artık gizliden gizliye buluşmaya başlarlar aralarındaki sevgi daha da artar. Bu aralarda Henriette nin koçasıda bir hastalığa yakalanmıştır ve günden güne kötüye gitmektedir. Felix işleri ve eğitimi sebebiyle Paris' e gitmek zorunda kalır. Bu aralıkta iki aşık mektuplaşırlar. Felix Paris de bulunduğu sırada bir lady den hoşlanmaya başlar. Uzaklığında verdiği duygularla lady aşık olur. Bir süre sonra Henriette Felix in kendinden uzaklaştığını başka birine aşık olduğunu öğrenir ve hastalanır. Bir süre sonra aklı başına gelen Felix gerçek sevgilisini görmeye gider. Henriette sevgisine ihanet eden felix zorda olsa affetse de hastalığa yenik düşer ve ardında sadece bir mektup bırakır. Tüm bu olayların ardından Felix Paris e geri döner kendini işine adayarak hayatına devam eder. 

Semerkant kitap kısa özeti

Kitapta dönemin büyük alimlerinden Ömer Hayyam'ın yazdığı Semerkant yazmasının hikayesi anlatılmaktadır. Dönemin Büyük Selçuklu hükümdarı Melikşah ve veziri Nizamülmülk' ün politikaları kendilerinden yüzyıllarca bahsettirmiş. Bu kitap sayesinde Alamut Kalesi'nin faaliyetleri hakkında da bilgi sahibi olmaktayız. Ayrıca 1900'lü yıllarda İran'ın yönetiminden ve demokrasiye geçme çabalarından bahsedilmektedir tabi kide İran'ın kültürü yaşayış biçiminden bilgi sahibi olup İran'ı yakından tanımaktayız.
semerkant kitap bilgi
Semerkant'a ayak basan Ömer Hayyam bir kişinin düşünceleri yüzünden meydanda cezalandırılıp dövülmesine karşı çıkar ve kadılık olur. Kadı hemen onu tanır o İbn'i Sina'nın en önemli öğrencilerinden Ömer Hayyam'dır. Hayyam'ın belli bir süre burada kalabileceğini belirtir. Kadıyla Hayyam gittikçe birbirleriyle daha yakın bir dost olmaktadır. Kadı onu dönemin hükümdarı Nasir Han'la buluşturur. Hayyam rubaileriyle hükümdarı etkiler ve orada bulunan Cihan adındaki şairden etkilenir ona karşı duygular beslemektedir zamanla aralarındaki duygu aşka dönüşür. 

Kadı elinde bir boş defterle gelir ve bu defteri Hayyam'a hediye eder. Bu deftere en güzel eserlerini yazmasını ister. Hayyam'da zamanla o defterin sayfalarını en güzel rubaileriyle doldurur.


 Alparslan Semerkant'a savaş açar ama savaş esnasında öldürülür. Bu sayede Nizamülmülk, Hayyam  ile tanışır ve ondan bir buluşma talep eder. Nizamülmülk ile buluşacağı zaman yaklaşınca Hayyam uzun bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk sırasında bir yerde konaklarken Hasan Sabbah adlı bir genç ile tanışır. Hasan Sabbah çok bilgili olması ile Hayyam'ı etkiler. Hayyam Nizamülmülk ile buluştuklarında, Nizamülmülk ona hafiyelik görevi teklif eder (yani istihbarat sağlayan kişi, gizli polis) ama Hayyam'ın bu teklifi reddeder ama bu görev için çok iyi olduğunu düşündüğü Hasan Sabbah'ı önerir. Hasan ile tanışan Nizamülmülk ondan etkilenir ve bu görevi ona verir. İlk başta her şey düzgün gider lakin belli bir süre sonra aralarında çatışma olur. Hasan vezirlik görevinde Nizamülmülk'ün değilde kendisinin olmasını gerektiğini düşünmektedir. Nizamülmülk'te ondan kurtulmak ister. Bu durum Melikşah'ı rahatsız eder ve Hasan Sabbah'ı ölümle cezalandırır lakin büyük bir bilgin Hayyam'ın itirazları ile Hasan'ın cezasını buradan sürülmesine çevirir. Hasan Sabbah faaliyetlerine devam eder lakin kaybeder hep. En sonunda Alamut'a gider ve buranın coğrafyasından ve kaleyi almanın ne kadar zor olacağının farkına varır. Kale komutanı ile görüşüp Alamut Kalesini satın alır ve tarih kara bir leke olarak geçecek Haşhaşi yada Assassins örgütünü kurur. Örgütte gönüllüler yetiştirilir. Bu gönüllüler çeşitli yerlere giderek, insanların toplu oldukları yerde suikast tarzı faaliyetler yapar bu örgüte katılmaları için insanları etkileyip intihar ederler. Bu faaliyetlerle insanlar akın akın Hasan Sabbah'a katılır. 


Nizamülmülk'ün hükümdardan habersiz iş yapması sonucu, Melikşah ona kızar ve sen kendini hükümdar mı zannediyorsun der. Nizamülmülk'de bunca yıldır anlamadın mı diyerek hükümdara karşı çıkar. Melikşah, Nizamülmülk'den kurtulması gerektiğinin farkına varır ve onu öldürmesi için Hasan Sabbah ile anlaşır. Öldürüleceği gün Nizamülmülk bir rüya gördüğünü ve Peygamber'in ona "sen daha çok yaşayacaksın merak etme hükümdarından 40 gün önce öleceksin" dediğini , Melikşah'a söyler. Melikşah bu söze şaşırır , kafası karışır lakin Nizamülmülk , Hasan Sabbah askerlerince öldürülür. Melikşah'ta tam bilinmemesine rağmen 35 gün civarı sonra ölür. 


Taht kavgası başlar ve bu durumda Hayyam da kalede öldürülmek ister lakin onu öldürmekle görevli asker Vartan bundan vazgeçip Hayyam ile birlikte kaçar. Hayyam ile sıkı dost olur. Hayyam ona rubailerini yazdığı defteri gösterir ve Vartan ile birlikte bu kitabı tamamlar.


Hasan Sabbah kalesinde bunalmakta ve bazı zamanlar hiç odasından çıkmadığı söylenmektedir. Hayyam'ın buraya getirmek ister onun dostluğuyla bu sıkıntının gideceğini düşünmektedir. Lakin Hayyam gelmez. Hasan Sabbah'ta bir gün askerleriyle Vartan'ı öldürtür ve Hayyam'ın yazmasını ele geçirir. Hayyam'ın eserinin gitmesiyle kendi yanına geleceğini düşünse de Hayyam gelmez. Zaman geçer Hayyam ve Hasan vefat eder. Alamut Kalesi'de Moğollar tarafından yıkılır kütüphanesi yakılır. Hayyam'ın rubailerine yazması da orada yandığı düşünülür.


Benjamin Omar , Fransız kökenli olup ailesinin Ömer Hayyam'a ilgisinden dolayı Ömer ismini almıştır kendiside Hayyam'a ilgi duymuş lakin ona ait bir eser olmamasından dolayı belli bir süre sonra bu ilgisi geçer. Bir gün bu yazmanın var olabileceğine dair bir haber alır ve İran'a doğru yollara düşer. O yazmayı almaya yaklaşmışken hükümdarı öldürmeye yardım etmek le şuçlanır ve İran'dan ayrılıp geri dönmek zorunda kalır. Tanıştığı Prenses Şirin'den İran'daki olayları haber alıp bu olayları Batı'da paylaşır. Belli bir süre geçtikten sonra artık tehlikenin bittiği ve Benjamin'in İran'a geri dönebileceği haberini verir. Benjamin İran'a vardığında , Hayyam'ın yazmasının Şirin'de olduğunu öğrenir. Sonunda yazmaya ulaşır. Tam  dokuz yüzyıl sonra eser tekrar ortaya çıkmış bulunmaktadır. Benjamin, Şirini Avrupa'ya götürmek için ikna eder veTitanic'e binerler. Bildiğimiz gibi Titanic batar ve Benjamin ve Şirin kurtulurlar lakin Hayyam'ın yazması sular altında kalır. Benjamin o kalabalıkta Şirin'i de kaybeder ve ondan bir daha haber alamaz.

George Orwell Hayvan Çiftliği Kitap Kısa Özeti

1984 kitabıyla tanınan George Orwell'in 1945 yılında yayınlanan reel sosyalizm'i eleştiren eseridir. Çiftlikteki Napolyon karakteri Stalin'i temsil etmektedir.

hayvan ciftligiHayvan Çiftliği'nin baş kahramanları hayvanlardır. Hayvanlar sahibi Bay Jones olan Beylik Çiftliğinde yaşamaktadır. Hayvanlar , Jones'dan memnun değillerdir, Jones kendini içkiye vermiş , hayvanlara kötü davranan bazen yemek vermeyi unutan bir adamdır. Hayvanlar kendileri çalışmasına rağmen ürünlerin çoğunun insanlara gitmesine de tahammül edememektedirler. Hayvanların yaşlı domuzu olan Koca Reis, artık bunların değişmesi gerektiğini insanları çiftlikten kovulup çiftliğin sadece  hayvanlara ait olması gerektiğini söyler bütün hayvanlarda buna katılır. Lakin daha isyan çıkmadan Koca Reis ölür. Bu duruma üzülen hayvanlar birde o gün yemeklerinin verilmemesi üstüne isyan çıkartır. Hayvanlar insanlara saldırır ve onları çiftlikten kovarlar. Hayvanlar artık zafer ilan etmiştir ve çiftliğin adı hayvan çiftliği olmuş ve çiftliğin şarkısı bu isyanın başka çiftliklere örnek olması nedeniyle kuşlarla yayılmıştır.  Kurallar belirlenmiştir , hiçbir hayvan başka hayvanı öldürmeyecek , hayvanlar insanlar gibi yaşamayacak , onlar gibi yatakta yatmayacak ,kıyafet giymeyecek , içki içmeyeceklerdir.  İlk başta her şey düzgün gitmektedir domuzlar daha akıllı olduğu için hayvanlara öncülük etmektedirler. 

Domuzlardan Snowball okumayı öğrenip diğer hayvanlara da öğretir. Hayvanlar bazı zamanlarda toplanıp kararlar verirler. Domuzlardan Snowball ve Napolyon her zaman kararlarda çelişirler ve kavga ederler hiçbir zaman anlaşamazlar. Napolyon küçük yavru köpekleri sırf kendi eğiteceği gerekçesiyle alır.
İnsanların tekrar çiftliğe geldikleri söylenir bunun üzerine tekrar bir savaş başlar ve insanlar püskürtülür. Snowball'a madalya verilir.

Toplantıda toplanan hayvanlardan Snowball değirmen yapılması gerektiğini söylemekte , Napolyon ise buna karşı çıkmaktaydı ve Napolyon dayanamayıp köpeklere işaret eder köpekler işareti alır almaz Snowball'un üzerine koşarlar. Snowball zor gücün çiftlikten kaçar ve bir daha asla görülmez. Napolyon onun hain olduğunu söyler hayvanlar inanmaz onun savaşta nasıl cesurca savaştığını ve madalya aldığını söyleseler de Napolyon onun insanlarla işbirliği yapan bir hain olduğunu söyler. Hayvanlarda liderleri Napolyon'a inanır. Hayvanlar daha fazla çalışmaktadır ama insanlar olmadığı için bundan memnundurlar. 

Napolyon kurulu toplar ve değirmen yapılması gerektiğini belirtir hayvanlar şaşkındır daha önce bunu reddeden Napolyon şimdi yapılması gerektiğini söylemektedir. Hayvanlar işe koyulur zorlu bir kış gelir mahsülleri azalmıştır ve daha fazla çalışmaktadırlar yinede insanlar olmadığı için buna dayanmaktadırlar. Lakin bir gün değirmenin yerinden yeller esmektedir değirmen yıkılmıştır. Napolyon bunun Snowball'ın işi olduğunu söylemektedir.Artık her kötü olay Snowball'dan , her iyi olayda Napolyon'dan bilinmekteydi. 

Domuzlar kendilerinin bu  yönetim işlerine çok kafa arıttıklarını söyleyerek insanların evinde yaşarlar kuralları hafiften değiştirirler hiçbir hayvan yatakta yatamaz yerine çarşaf olan yatakta yatamaz derler . Hayvanlar bunun böyle olmadığını düşünselerde kural öyle yazdığı için kabullenirler. Napolyon insanlara satmak için artık tavukların yumurtalarına el konulacağını söyler , tavuklar bu karara baş kaldırır . Napolyon tavukları köpeklerle öldürür. Hayvanlar kurala gittiklerinde hiçbir hayvan sebepsiz yere öldürülemez yazmaktadır. Hayvanlar bu durumdan memnun olmamakta ama Napolyon bunun yerine insanlar olsaydı daha mı iyi olurdu deyip onları yatıştırır. Bir gün hayvanlar baktıklarında domuzlar insanlar gibi iki ayak üstünde yürümekte ve kıyafetler giymişlerdir. Ve peşleri sıra insanlar gelmişlerdir. Hayvanlar içeri girip baktıklarında ise  6 domuz 6 insan içeride bir masada toplanmışlar ve bir kavga patlak vermekteydi olay Napolyon ve Bay Pilkington'ın aynı elde ikisininde de maça ası çıkarmasıydı. İçeride on ikisi de birbirine bağırıyor, on ikisi de birbirine benziyordu . Artık domuzların yüzlerine ne olduğu anlaşılmıştı. Dışarıdaki hayvanlar bir domuzların yüzlerine , bir insanların yüzlerine bakıyor; ama onları birbirlerinden ayırt edemiyorlardı.

Guguk Kuşu Kitap Kısa Özeti J.K.Rowling

Harry Potter ile üne kavuşan yazar J.K.Rowling'in ilk dedektif romanıdır ayrıca bu kitapta Robert Galbraith mahlasını kullanmıştır.

Kitapta dedektif Cormoran Strike, dünyaca ünlü bir mankenin ölümünü geçici çözümler ajansından gelen yeni sekreteri Robin ile birlikte araştırmaktadır.



guguk kusu kitap bilgi
Dünyaca ünlü manken Lula Landry evinin balkonundan düşmüş olarak bulunmuştur. Lula çocukluğunda, Bristow ailesi tarafından üvey evlat olarak alınmıştı. Zaten psikolojik olarak zor dönemler geçirmiş uyuşturucu geçmişi olmasından dolayı herkes intiharı düşünmekteydi. Abisi John Bristow böyle bir şeyin olmadığını kardeşi Lula'nın intihar etmediği başkası tarafından öldürülmüş ihtimaline inanmaktaydı polislerinde olayı pek incelememesi ve olayı kapatmasıyla birlikte  bir dedektif tutma arayışına girişti. Neredeyse bütün dedektifleri gezmesine rağmen çoğu dedektif bu davaya bakmayı geri çevirmişti. En son John, dedektif Strike'ın kapısını çalar , dedektif ilk başta bu olayı bakmaya yanaşmasada John'un çocukken arkadaşı olan Charlie'inde abisi olması, maddi olarak zor günler geçirmesi ve  psikolojik olarakta bir uğraşla kendine gelebileceği düşüncesiyle davayı alır. John elinde bir kasetin olduğu , bu kasette Lula'nın öldüğü saatten sonra ilerideki caddeden koşarak geçen iki adamın olduğundan bahsetti. Kaseti izleyen Strike birisinin zenci diğerinin beyaz olduğunu fark etti ama kasette yüzleri ayırt edilememektedir. Strike polis arkadaşından dava dosyasının örneğini alır. Evde hiçbir parmak izi bulunmamakta binanın kapısınında şifre ve güvenlik görevlisi bulunmaktaydı.Görevliyle görüşen Strike  o gün cinayet saatinde rahatsızlığından dolayı tuvalette olduğunu sesi duyup dışarı çıktığında Lula'nın cesetini gördüğünü tekrar binaya dönüp kontrol ettiğinde hiçbir şüpheli kimseyi görmediğini söyledi. Komşuları olan Tansy Bestigui ise aşağı kattan tartışma geldiğini ve sonrada Lula'nın düşen ceseti gördüğünü söyledi lakin uzmanlar kadının tarif ettiği biçimdeyken daha yüksek bir tartışma sesini bile duyamayacağını kanıtlamıştı. Kitapta Strike'ın herkesin intihar olduğunu düşündüğü böylesine zor davada katili bulma arayışı anlatılmaktadır.


Kitaptan Söz:

Gözlerin kapalıysa seninle ilgili herhangi bir şeyi anlamazlar.

Ömer Seyfettin Perili Köşk Hikayesi Kısa Özeti

Hikayemizin Kahramanı Sermet Bey altı kişilik ailesi ile birlikte kalabilecekleri bir ev aramaktadır. Ev bakınırken tam istediği gibi bir yere rastlar. Burası ailesi ile rahatça yaşayacağı bahçesi olan bir köşktür.
Perili Köşk Kitap Kapak
Perili Köşk Kısa Özeti
Yanında bulunan Bekçi ye köşkü beğendiğini söyler ama bekçi o köşkün Perili olduğunu kimsenin orada oturmak istemediğini söyler. Kahramanımız bu duruma güler bekçiye kendisini evin sahibinin yanına götürmesini ister. Sermet Bey ev sahibi Hacı Niyazi Efendiden evin anahtarı alır, evi içini gezer ve beğenir. Ev sahibi Hacı Niyazi Efendi evi hakkında Perili olduğuna yönelik laflar bulunduğunu bunlara inanmasını söyler zaten Sermet Bey perilerin masallarda olduğuna inanmaktadır. Sermet Bey evin kirasının ne kadar olduğunu sorduğunda ev sahibi üç yıllık kirayı peşin istediğini söyler. Bu durum kahramanımızın kafasında soru işaretleri bırakır. Yine de kabul eder ve köşke taşınırlar.
Mahallelerinde bulunan herkes onların en fazla bir ay Perili Köşke dayanabileceklerini düşünmektedir. Ev halkı dışarıda konuşulanlardan dolayı tedirgin olmaktadırlar. Zamanla evde bulunanlar gariplik hissetmektedirler. Bir gün evin hizmetçisi Artemisya çığılık atarak elinde bulunan çay bardaklarını düşürmüştür. Sesi duyan Sermet Bey ve ev halkı koşarak Artemisya nın yanına gelirler ve camdan dışarıda beyaz bir şeyin oynadığını görür ve herkes o an şok geçirir. Sermet Bey tüm ev halkını sakinleştirir ve bu durumun bir telkin olduğunu söyler perilerin yalnızca masallarda olduğunu söyler.
Sermet Bey Periyi inanmamaktadır, bu durumu çözmeye kafaya koyar bir gün bahçede gizlenir. Beyaz Peri geldiği zaman üzerine çullanır ve onu yakalar. Kim olduğunu anlamak için yüzünü açar ve ev sahibi Hacı Niyazi Efendinin olduğunu görür. Sermet bey ev sahibinin herkese yaşattığı korku yüzünden çok sinirlenir ve bu durumu mahalleliye söylemeyeceğini ancak altı yıllık kirayı peşin aldığına dair kendisine bir kontrat imzalatır.


Bin Muhteşem Güneş Kitap Kısa Özeti Khaled Hosseini

Bin Muhteşem Güneş, Uçurtma Avcı'sının yazarı Halit Hüseyin (Khaled Hosseini) 'in 2. romanıdır. Bu romanda uçurtma avcısı kadar etkileyici ve acıklıdır. Kitabın konusu: Meryem ve Leyla adlı 2 kadının acıklı hikayesi anlatılmaktadır. Kitabın adı 17.yy Pers şairi Saibi-Tebrizi'nin şiirden alınmıştır.

bin muhteşem güneş
Bin Muhteşem Güneş Özeti:
Meryem hayata şanssız başlamış, evlilik dışı birliktelik sonucu doğmuştur. O dönem Afganistan şartlarında böyle bir olayın pek olumlu karşılanmıyordu. Babası Celil, Meryem ve annesini toplumun lafından uzak tutmak için uzak, sakin bir yere yerleştirir ve haftada perşembe günleri Meryem'i ziyarete gelirdi. Meryem, babasının gelmesini 4 gözle bekler onu görmek için can atardı bazen gelmediği olurdu o zamanlar çok üzülür ve bir sonraki haftayı beklerdi. Bir gün babasının hasretine dayanamayıp onu bulmak için şehre iner, babası tanınan biri olduğu için o bulmakta sıkıntı çekmez. Evine gittiğinde babası onu içeri almaz ve onu tekrar evine yollar. Meryem hayal kırıklığına uğramıştır. Bu zamana kadarki babasına duyduğu hasret ve özlem bir anda yok olmuştu. Evine döndüğünde Meryem çok daha büyük bir şokla karşılaşır. Annesi bir ip ucunda intihar etmiştir. Bu olay üzerine babası onu evine alır ama daha 14 yaşında olan Meryem'i kendisinden 30 yaş büyük bir adam olan Raşit' le evlendirir. Meryem artık yaşadığı yerden çok uzak olan Kabil' e yerleşmiştir. İlk başlarda Raşit Meryem'e çok iyi davranmış olsa da Meryem'in ona çocuk verememesinden dolayı ona kötü davranmaya başlar.

Leyla ailesiyle birlikte Kabil' de yaşamaktadır. Kendisi küçük yaştayken 2 abisi Afganistan'ın işgal durumunda olması nedeniyle işgale karşı birliklere katılmıştır ve Leyla büyüdüğünde abileri şehit olduğu haberi gelmiştir. Leyla' nın babası, Afganistan'dan ayrılmak için annesini ikna etmeye çalışır  ama annesi çocuklarını bu yoldan verdiğini söyleyerek her seferinde reddeder.
  
Leyla en yakın arkadaşı Tarıkla bol vakit geçirmektedir aslında ondan da hoşlanmaktadır. Zaman geçtikçe aralarındaki ilişki daha da ilerler. Bir gün Tarık, babasının durumu iyi olmadığı için Kabilden ayrılacağını ve Pakistan'a gideceğini söyler, Leyla' nında kendisiyle evlenip gelmesini ister. Ama Leyla ailesini bırakamaz zaten çocuklarını kaybetmiş ailesini birde kendisi gidip yalnız bırakmak istemez . Sevdiği adamın, gidişini izler. Sonraki gün babası annesi ikna etmiş olup kendilerininde Pakistan'a yerleşmeye gideceğini söyler lakin bu ayrılışa az bir zaman kala bir bomba düşer ve Leyla, anne ve babasını kaybeder. O da yaralı kurtulmuştur gözlerini açtığında ona komşusu bakmaktadır Meryem ve Raşit Leyla, Tarık'ın ölüm haberini alır, artık ailesini ve sevdiği adamı kaybetmiştir. Raşit' de bu durumdan faydalanıp kendi evinde nikahsız bir kadının duramayacağını söyleyip Leyla' yı nikahına alır.
Kitapta Leyla ve Meryem'in birlikte acılı hayatı anlatılmaktadır.

Kitabın ismini aldığı dize:

Bu kentin ne çatısını aydınlatan ayları sayabilirsin,
Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşi.

Kitaptan sözler;


Sırrını rüzgara fısıldarsan,

Ağaçlara söylediği için onu suçlayamazsın

Onsuz geçirebileceğim onca zaman. O zaman nefes alamıyorum; 

Sanki biri kalbimin üstünde tepiniyor. Elim ayağım tutmaz oluyor.
Öyle bitap düşüyorum ki, bir yere yığılıp kalmak istiyorum.