Ömer Seyfettin Bomba Kısa Özeti

Özgürlük arayışında olan bir milletin içinde çıkan çetelerin halka yaptığı zulümleri anlatmaktadır.  Bomba .İnsanların, sırf görüşleri ve kendi yanında bulunmaları yüzünden kötü insanların hedefi olması. Milletin birlik ve beraberliğinin bozulduğu zamanlarda başlarına neler geleceği gösteren bu kitapta hüzünlü bir hikaye anlatılmaktadır.

Bomba Hikayesi Özeti

Makedonya' nın iç karışıklığının olduğu bir dönemde, özgürlük arayışında olan bir millet ve ortaya türeyen komiteci diye tabir edilen çeteler vardır. Bu çeteler halkın malını mülkünü alan, onlarla birlikte olmayanları öldürürlerdi. Bu coğrafyada Boris isimli yirmi beş yaşlarında Sosyalist bir genç vardır. Boris ilk zamanlarda bu komitelere katılmış dağa çıkmış olsa da, Meşrutiyet ilan edilince, arkadaşları ile silah bırakıp teslim olmuşlardır. Geldiğinde annesini öldüğünü öğrenmiş, yeterince yaşlı olan babasının işlerini ela alıp yaşamaya başlamıştır. Magda isimli bir kız ile evlenmiş, bir çocuk beklemektedirler. Komitecilerden ayrıldığı için de sürekli tehditler almaktadır. Boris savaşların olmamasını, insanların huzur için de yaşaması gerektiğini düşünmektedir.

Bomba Kitap KapağıMakedonya da her gün kanlı olaylar yaşanmaktaydı. Komiteler halka eziyet edip parasını alıyordu. Boris de bu zulumden kurtulmak içcin Amerika ya gitme planı yapmış tüm malını mülkünü satmıştı. Komitelerden tehdit mektubu almış bunun içinde gidecekleri günün gecesine kadar eşinden bu planının saklamıştı.

Gitme planını eşine söylediği gece geç saatlerde, bahçedeki köpeklerin sesi geliyordu magda çok korkmuştu. Boris camdan baktığında komşularının kızı Melina gelmiş Komitelerin evlerine geldiğini Boris'  in babası İstoya yı yanlarına çağırıyorlardı. Her ne kadar eşi istemesede Boris babasının parasını alıp işkence edeceklerini bildiği için kendisi gitti. Sabah olmuştu Boris hala gelmemişti, baba İstoya uyanmış ocağı yakarken köpek sesleri yine duyulmaya başladı. Ardından kapı çalmaya başladı, gelenler Komitenin en kanlı adamları idi baba istoya buz kesmiş bir şekilde kala kaldı.
Komiteler silahlı adamlardaıyaşlı adam istoya dan seküzyüz lirayı istiyordu eğer getirmezse oğlu Boris' i öldürüp evi yakacaklarını söylediler. Bunun üzerine ihtiyar adam paraları getirdi adamlar içki içip Magda ya ile eğlenip genç kadına işkence yaptılar. Evden gitmeden önce bir siyah bir örtüye sarılı bomba diye bir şeyi Magdaya verdiler eğer bunu saklamaz sa Boris i bir daha hiç göremeyeceğini söyleyerek evden ayrıldılar. Kadın adamlar gittikten sonra bomba denen şeye baktığında kocaman bir çığlık attı bu kocasının vücudundan ayrılmış başıydı. 

Ömer Seyfettin Yemin Hikayesi Özeti

Toplum yapısının ne kadar bozulduğunu gösteren bu eserde, yalan yere edilen yeminleri yapılana ahlaksızlıklara bir şekilde kılıf uydurulduğunu göstermektedir. Yalan yere yemin ederek karşımızdaki kandırmayız kendimizi de kandırırız ve içten içe çürürüz.

Yemin Kitap Kapağı Yemin Kitap Özeti

Kahramanımız Doğancılarda bulunan Hacı Hafız Muğla'nın evinde bulunan Makbule isimli bir kızı delice sevmektedir. Bu evin hanımı olan Hacı hanım sofu, ibadetine düşkün, ihtiyar bir kadındır. Düzenli olarak abdestini alan, namaz kılar. Yanında bulunan kızlardan birini seveni mutlaka ibadete başlatır.
Kızlarıda onun gibi dinene düşkün. hepsi giyim kuşamı düzgün makyaj yapmayan efendi kızlardı. Kahramanımızda Makbule' yi görmek için Hacı hanımın evine gider. O evde ibadetini yapar Makbule ile kalmaktadır.  Evlerine yalnızca akrabaları, süt çocukları gelmektedir. Makbule  kahramanımız dışında hiç bir erkeğe gözükmezdi.
Bir gün hacı hanımın evinde oturmaktaydı. İkindi namazından sonra kapı çaldı. Makbule sabri diye birini geldiğini söylediler. Bu kişinin Makbule' nin teyzesinin oğlu olduğunu söylediler. Sabri nin çok sofu olduğunu söyleyerek kahramanımızı Sabri den gizlerler.

Sabri iri yarı, pala bıyıklı,  kabadayı bir gençtir. Sabri içeri girdiğinde Hacı anneye Makbule' nin başka birisiyle görüştüğünü hatta bu evde yaşadığını duyduğunu onu öldürmeye geldiğini söylemekteydi. Hacı anne bunun bir iftira olduğunu, istersen evi ara diyerek evi gösterdi.
Hacı teyze  duvarda asılı olan Kuranı Kerimi alıp yemin ederek senden başka kimse bu kızın yüzünü görmemektedir diye yemin etti. Sabri bunu görüp anneye inandı bu seferde makbule aynı şekilde yemin etti. Sabri yapılanlara inandı ve gitti. Kahramanımız yalan yere edilen yemini görünce şaşkına döndü.
Kahramanımız saklandığı yerden çıkınca. Hacı hanım ona çok mu korktuğunu sordu o da  yeminin tutuğunu söyledi.
Makbule duvarda asılı olan bohçayı tekrara dana getirerek içini açtılar içinde sarı renkli incirler vardi. Hacı hanım ettiğim yeminin boş olduğunu söyledi.



Ömer Seyfettin Gizli Mabet Özeti

Gizli Mabet Kısa Özeti

Avrupalı bir genç olan Frenk, kahramanımıza misafir olarak gelmiştir. İstanbul bir kaç gün gezdirmesi istenmiştir. Frenk Türklerin kendi özündeki değerleri beğenmeyip Avrupai şeyleri sevdiği söylemekteydi. Avrupa tarzı beton binalardan nefret ediyordu bu genç. Bu yüzden kendisini gerçek Türk yerleşim yerlerini gezdirmelerini istiyordu.

gizli mabet kapağı
Bu genç kendisini Avrupalılaştırılmamış bir Türk evine götürmelerini istiyordu. Kahramanımız da Frenk i Kara gümrükte oturan süt annesinin yanına götürmeye karar verdi. Yalnız kendisinden Fes takmasını istedi. Frank tenha mahallerde geziyor, hayranlıkla bakıyordu etrafa yıkık eski püskü yerlere bayılıyordu. Süt annesinin eski evine geldiler, çocuk hayran hayran bakıyordu eve. Kahramanımız süt annesine genç çocuğu Müslüman olan bir Çerkez olarak tanıttı aksi halde süt annesi bir gayri Müslimin yanına çıkmazdı. Yemeğe oturduklarında yemeği bile elle yemek istiyordu genç evi dolaştıktan sonra yatma vaktinde üst kattaki odaya yerleştirdiler. Sabah olduğunda genç çocuk duygularını bir kitaba yazıyordu. Kahramanımız Frank i gezdirmeye başladı Fatih deki camiye götürdü, Frank camiye bakarak bu mabetten daha güzelini yattıkları evde  gördüğünü söyler. Kimsenin göremediği sırrı gördüğünü herkesten saklanan mabetti gördüğünü söylemektedir. Kahramanımız anlamasa da Frenk gördüğü gizli mabetti defterine yazmıştır. Defterinde asıl şark denilen yerin dindar ihtiyar dul bir kadının evinin içinde olduğu. Sabah uyandığında ayaklarının ucuna basarak karşı odaya girdiğini bu odanın gizli bir mabetti mezarlar gördüğünü yerde porselenler olduğunu, ipten bir şeyler aralıklarla gerilmiş şeyler olduğunu gördüklerini yazmış. Kahramanımız okuduğu yazıya kocaman bir kahkaha attı burada yazan yer süt annesinin sandık odası olduğunu söyler. Frenk inanmıyordu, Frenk düşündü ve o oda bile o kadar dini bir yerdi ki görmediğimizi söylemekteydi.

Ömer Seyfettin Topuz Kitap Özeti

Topuz hikayesinin konusu Zor zamanlar geçiren Türk devletinden özgürlüklerini ilan eden Eflakların,  gelecek olan Türk elçisini beklerken yaşananlar.

topuz özetiTopuz Hikayesi Özeti


Eflak sarayının etrafında coşkulu bir kalabalık vardır. Herkes sarhoş olmuş bağımsızlıklarını kutluyordu. Bağımsızlıklarını kazandıklarını sanan Eflak halkı Türklerden gelecek olan elçiyi sarayın çevresinde beklemektedirler.

Çok içmiş bir kumandan ile yanında bulunan subay konuşmaktadırlar. Kumandan kansız bir zafer kazandıklarını, bağımsız olduklarını söylemektedir. Subay ise komutanı kadar sarhoş olmadığı için bu işin içinde bir şey olduğunu Türklerin böyle bir şeye izin vermeyeceğini düşünüyordu. Elçi beraberinde üç yüz atlı ile gelmektedir. Elçi yanında Osmanlı Padişahını beratı ile hediye olarak davul ve topuz getirmektedir. Kumandanın yanındaki subay üç yüz kişinin geldiğini duyunca çekinir ama kumandan üç yüz kişinin hiç bir şey yapamayacağını, korkmaması gerektiğini söylemektedir. 

Sarayın yakınan gelen elçiyi görünce kumandan atını şahlandırarak yanına gitti. Attan inmesi gerektiğini söyler, elçi kabul ederek atından iner. Elçinin yanında gelen heyetin dışarıda kalması gerektiği söyler, elçi ise getirdiği hediyeleri götürmek için yanına üç kişi alır. Kumandan coşkulu bir şekilde atını şahlandırarak saraya doğru gider. Koskoca Türk elçisi arkasından yürüyerek gelmektedir ne büyük bir gururdur bu onun için.

Sarayın içine girdiler herkes onları izliyordu, sarayın içinde tahta oturan prens ve etrafında bir sürü zırhlı asker bulunmaktaydı. Kumandan elçiye nasıl divanda hareket etmesi gerektiği söyledi, hatta elçinin kavuğunu düzeltti. Presinin yanına gelince komutan geri çekildi. elçi ve yanında hediyeleri getiren üç Türk sarayın ortasında prensin karşısında durdular. Elçi ilk olarak yanında getirdiği beratı öptü ve prense götürdü. Prens önemsiz bir şeymiş gibi aldı, yanındaki adamına verdi. Elçi geri çekildi, bu sefer hediye olarak getirilen altın yaldızlı topuzu. Gözleri yere bakarak prense götürdü bir anda çok hızlı bir şekilde topuzu havaya kaldırdı ve prensin kafasına geçirdi. Herkes şok geçirmişcesine bu durum karşısında dondu kaldı, kimse yerinden hareket dahi edemedi. Elçi kaftanının altındaki kılıcı çekti ve herkese bağırmaya başladı özgürlük isteyen cezasını buldu dedi. Ölü prensin o kadar askeri adeta donmuş herkes onu izliyordu. Elçi tahta giderek ölü prensi, tahtan indirdi onun yerine oturdu ve herkesin padişah namına ona itaat etmesini istedi. Herkes korkudan itaat etti ve elçinin elini öptü. Yalnız sarhoş kumandan ile yanındaki subayın kellesi uçuruldu.

Kitabın ana fikri ile ilgili görüşleriniz yorum olarak atabilirsiniz.

Ömer Seyfettin Ant Hikayesi Kısa Özeti

Arkadaşlığın birbirini korumanın önemi anlatıldığı ant hikayesi, Dostların bir birleri için ne kadar büyük fedakarlılar yapabileceğini ana fikir olarak kullanıyor.

Ant kapak resimiAnt Kısa Özeti

Kahramanımız gönende doğmuştur, yirmi yıldır hiç gitmemişti bu küçük kasabaya. Geçmişinden ancak bir kaç anı kalmıştı aklında. Çocukluğunda gittiği mektebi hatırlamaktadır. Karma bir okulda okumaktadır. Kızlar ona hep ak bey derlermiş.

Okulda iki tane hoca bulunmaktaydı, büyük ve küçük hoca derlermiş onlara. Bu hocalar suç işleyen çocuklara  dayak cezası verilermiş. Büyük suç işleyenler falaka ya yatırırlar, küçük kabahatliler ise küçük tokatlarla cezalandırılırmış. Kahramanımızı da bir kere kulağı çekilmiş hemde hiç suçu yokken,  Okulun bahçesinde bulunan, abdest musluğunun koparılmış hocalarda kimin yaptığını ararken, kahramanımız kimin yaptığını görmüş ve hocaya söylemiş. Büyük hoca  musluğu koparan çocuğu tam falakaya yatıracak ken çocuk inkar eder, oradan başka bir çocuk çıkarak kendisinin yaptığını söyleyerek, falaka dayağını yemiştir. Hocası kahramanımıza dönerek neden yalan söylediğini sorar ve kulağını çekmiştir. Kahramanımız Ak bey okul çıkışında suçu üstlenen çocuğun yanına gider ve neden suçu üstlendiğini boşuna dayak yediğini sorar, ancak bu çocuk diğer suçu işleyen ali isminde ki çocukla kan kardeşi olduklarını ant içtiğini söyler. Onun hasta ve zayıf olduğu için onu koruduğu söyler.

Bir gün okulda arka sırada ki çocukların ant içtiklerine şahit olur kolları bıçakla keserek bir kanayan yerleri birleştirip bir birlerinin kanlarını emdiklerine şahit olur.
Bu durumu annesine söyler annesi kesinlikle böyle bir şey yamaması gerektiği yönünde onu tembihler. Kahramanımız evlerinin bahçesinde her cuma günü  çocuklarla oyun oynamaktadır. Mıstık denen iri yarı ve çok güçlü bir çocuk vardır, büyük olmasına rağmen özellikle kızlar onun la Mustafa Mıstık diyerek alay etmekte o ise hiç bir şey dememektedir.

Bir gün mıstık ağaç dalları getirmiş ikisi de bu dalları bıçakla yontarak at yapmaktadırlar tam bu esnada kahramanımız parmağını keser ve mıstığa ant içelim diye sorar mıstık da koluna bir çizik atarak ant içerler ve kan kardeşi olurlar. Okula beraber gidip gelirler uzun zaman geçer ant içtiklerini unutmuştur.

Bir gün okuldan eve dönerken onlara doğru bir köpek koşarak gelmektedir. Bunu gören mıstık kahramanımızı arkasına alarak köpekle boğuşur, en sonunda etraftaki insanlar gelerek köpeği kovalarlar. Ertesi ve ondan sonraki günlerde mıstık okula gelmemiştir, kahramanımız bunu merak da etse de mıstık bir daha okula gelmemiştir. Bir gün öğrenmiştir ki o köpek kuduz muş. Mıstığın ailesi her ne kadar hastane gezse de mıstık ölmüştür.

Yorumlarınız ve fikirleriniz bizim için çok değerli lütfen yorumlarınızı eksik etmeyiniz.

Ömer Seyfettin Yüksek Ökçeler Kısa Özeti

Bilmediklerimiz kadar mutluyuz dur. Yüksek Ökçeler hikayesinin Ana fikridir bu sözler İnsan gözü ile görmediği sürece etrafındaki insanların hep iyi olduğunu düşünür. Öyle insanlar vardır ki sadece siz gördüğünüz için yapmacık davranırlar. Gerçek yüzleri sizin olmadığınız zamanlarda ortaya çıkar.

yüksek ökçeler

Yüksek Ökçeler Hikayesi Kısa Özeti

Hatice hanım genç yaşında yaşlı bir kişi ile evlenmiş. Kocasının yaşlılığı hastalıkları aksırması tıs kırması  yüzdendir ki erkekler ile olan ilişkilerden soğumuş bir insandır. Durum böyle olunca kendisin tüm gün evde duruyor, sürekli temizlik yapmaktan ve evin çalışanlarına iş göstermekten başka bir şey yapmamaktadır.

Hatice hanımın işi gücü teftiş olmuştu. Tüm gün çalışanlarını kişisel temizliklerine, hareketlerine kadar inceliyor kendisi gibi olmalarını istiyordu. Hatice hanım bir o kadar da namuslu bir insandı. Yabancı kimse ile konuşmaz her seferinde çalışanlarına da kimseyle konuşmalarını söylerdi, çalışanları görünüşte onun gibi insanlardı.

Bir de en büyük zevki yüksek ökçeli ayakkabı giymekti. Boyunun kısa olması sebebiyle ökçe boyunun abartmakta çok büyük tutmaktaydı. Kendisi tüm gün evin içinde bir aşağı bir yukarı tangır tungur gezmekte idi.

Bir gün baş dönmeleri başladı, ayakları da iyice su toplamıştı. Eve gelen doktor kendisinin ökçeli ayakkabı giymeyi bırakıp düz taban terlik giymesi gerektiğini söylemiştir. Bu tavsiyeye uyar ve kısa zaman içinde rahatsızlıklarından kurtulmaya başlar ancak evinde çalışanların huyunun değişmeye başlamıştı. O kadar düzgün insanlar olan çalışanları sürekli hırsızlık yapmaya başlamışlar, o kadarda temiz çalışmadıklarının görmektedir. Bu duruma anlam verememektedir.

Hatice Hanım Olan biten her şeyi anlıyor
Hırsızlıkların artması üzerine evdeki her şeyi kilit altına almıştır artık kimsenin çalacak bir şey yoktur. Bir gün sabah uyandığında aşağıda çalışanlarının uygunsuz bir şekilde görür. Gördüklerine inanamaz anında gözlerini kapatıp konuşmalarını dinlemektedir. Çalışanları o kadar pis insanlarınmış ki duyduklarına inanamadı. Konuşma arası Hatice hanımın terlikleri yüzünden artık geldiğini duyamadığını kendilerini toparlama yamadıklarını söylerler. O anki öfke ile çalışanların hepsini kovar, onların yerine gelen çalışanlar da aynı çıkması üzerine. Hatice hanım tekrardan topuklu ayakkabıları giyer başı dönse de artık kafası rahattır.

Ömer Seyfettin Forsa Hikayesi Özeti

Forsa da tutsak olarak yaşayan bir Türk denizcisinin hikayesi konu alınmaktadır. Forsa hayalimizin inancımızdan asla vazgeçmemiz inandığımız şeyin bir gün olacağını bize anlatmıştır. Ana fikir olarak inançlarımızdan asla vazgeçmemeliyiz. 

forsa özetiForsa Hikayesi Kısa Özeti

Erdemit'li Kara Memiş dönemin padişahlarının bile tanıdığını, namı tüm diyarlarda duyulmuş bir Türk denizcisidir. Hızır Aleyhisselam geçtiği yerlerden geçmiş, gezmediği gitmediği yer kalmamıştır. Geçtiği bir diyarlarda' da tanıştığı eşi ile evlenip çocuğu olmuştur. Zaman içerisinde Maltalı deniz korsanlarına esir düşmüş onlar tarafından ayakları zincirlenerek forsa olarak tutulmuştur. Forsa gemilerde kürek çeken esirlere denilmektedir. 
Yirmi yıl olmuştur, ayağına takmış oldukları demirler küflenmiş. Zincirleri değişmiş ancak kurtulamamıştır korsanların elinden. Gemide esir kaldığı zaman boyunca her gün aynı rüyayı görmüştür. Rüyasında bir gün Türk gemilerinin geldiği ve onu en büyük hayali olan Erdemit' e götürdüklerini görmektedir. Artık çok yaşlandığı ve güçsüzleştiği düşünüldüğü için korsanlar tarafında bir adada satılmıştır. On yılda bir adamın yanında esir kaldıktan sonra sokağa atılmıştır. Hem yaşlılık hemde yoklukla mücadele etmektedir ama her gece aynı rüyayı görmektedir.  Bu yüzden inancını hiç kaybetmemiştir bir gün geleceklerdir. Yıllar geçmiştir ailesinin yaşayıp yaşamadığını bile bilmemektedir. Bir gün kıyıya baktığında gerçekten de Türk gemilerinin geldiğini görmüştür, gemicilerin yanına gidip kendisinin Kara Memiş olduğunu söyler. Askerler onu geminin kaptanın yanına götürür. Kaptan ona Kara Memiş olduğun kanıtlamasını ister. Kahramanımız geçmişte almış olduğu yarasını gösterir ve Geminin kaptanı kendisinin öz oğlu olduğunu söyler.

Ömer Seyfettin Ferman Kısa Özeti

Ferman kitabı hayatı boyunca doğru yaşayıp devletine bağlı olan canını pahasına çalışan bir askerin iftiralara uğrayıp zor durumda kalması. Kendini hizmetlerine adadığı devleti ve hükümdarına olan bağlılığını konu alıyor.


ferman Özeti

Ferman Hikayesi Özeti

Osmanlı ordusu günlerdir çok zorlu şartlarda fırtınalı havada ilerlemektedir. Belgrata gelen ordu durup kap hazırlıklar yapılmaktadır. Fırtınadan padişahın otağ ısını taşıyan gurup kaybolmuş bu yüzdende padişahın ot ağısı kurulamamıştır.

Çok cesur ve padişaha çok bağlı olan Tosun bey bu duruma çok sinirlenmiştir. Padişahın yardımcılarına ağzından geleni söyler koskoca otoğının nasıl kaybolduğuna anlam verememektedir. Tosun bey otağı aramaya çıkar ancak yağmur ve fırtınadan hiç bir yer gözükmemektedir. Bu arada sipahi askerleri onu padişahın çağırdığını söylerler.
Padişahın yanına gelen Tosun beye Nişe götürmesi üzere bir ferman verir. Fermanı alan kahramanımız. Dağ bayır durmandan yol alır bir an önce Padişahın fermanını vermek için çok az dinlenir çok yol alır. Gece olduğunda sonunda Nişe varır, sabah olsun Niş beyine fermanı veririm deyip bir hana uyumaya gider.
Tosun bey gece rüyasında göğüsünde taşıdığı fermanın kan olup aktığını görür. Uyandığında rüyanın da etkisi ile ferman artık durduğu yerde göğüsünü yakıyordur. Fermanın içinde yazanı merak etmeye başlar. Her ne kadar açmak istemese de içi içini yiyordu. Fermanın mührü de terden ve yağmurdan iyice yıpranmış adeta açılmıştı. En sonunda dayanamayıp fermanı açıp satırları okurken kocaman bir şok yaşar. Fermanda kendi kellesinin kesilmesi isteniyordu. Bu duruma anlam veremez neden ölmesinin istendiğini aklı almıyordur. Çünkü kendisi hep sağdık bir asker olmuş cesurca her savaşta savaşmıştı. İftiraya uğradığını düşündü. Kaçıp gitmeyi düşündü.
Fermanın Niş beyine verip vermemekte karasız kalmıştı. Kendisine verilen öğütleri aklına getirerek sabah olduğunda Beyin yanına gitmiş fermanı vermişti. Fermanı okuyan bey şaşmış kalmış Tosun beyin ölmemesi için padişahla konuşa bileceğini onun için bir şeyler yapacağını söyler.
Ancak Tosun bey Padişahın emrine uymayanı ben öldürürüm der.
Yarım saat sonra Nişin Yaşlı bey Tosun beyin cenazesi başında Yasin okuyordu.

Ömer Seyfettin Diyet Kitap Kısa Özeti

Konu olarak hayatında gurur ve şerefi için yaşayan bir adamanı başı gelen bir olay sonucu yaşadıklarını anlatan Diyet kitabı Ömer Seyfettin' in en çok sevilen hikayelerinden birisidir. 

Diyet Gururumuz hayatımızdaki en önemli şeylerden bir tanesidir. Hayatımız boyunca başımız daima dik durmalı kimsenin boyunduruğu altına girmemeliyiz Ana fikri ile karşımıza çıkan bir hikaye

Ömer_Seyfettin_DiyetÖmer Seyfettin Diyet Özeti

Koca Ali isimli kahramanımız, kendi halinde bir demir ustasıdır. Yaptığı kılıç ve namlular o kadar kaliteli ve sağlamdır ki  ustanın namı herkesler tarafından bilinmesine sebep olmuştur. Yaptığı kılıçların kalitesi ise kendi yöntemi olan çeliğe çifte su verme tekniğinden geçiyordu. 

Kimseye eyvallahı olmayan birisi ide hiç pazarlık yapmaz ne fiyat verirlerse alırdı. Zamanında babasının ölmesi ile öksüz kalan Koca Ali amcasının yanına yerleşmiş olsa da kimseye eyvallahı olmaması nedeniyle çok kalamayıp amcasının yanından kaçarak bir demircinin yanının da kimseye boyun eğmeden çalışmıştı. Gurur onun için her şeyden önemli idi. Belirli bir zaman sonra kendi dükkanı açıp kendi işi ile uğraşmaya başladı.

Çok fazla ortada dolanmazdı. Günün çoğunu kılıç döverek geçirirdi. Evi ve işi arasında hayatı geçerdi. Bir gün geç saatlere kadar çalıştıktan sonra yatsı namazı için camiye gitti o gün cami daha kalabalıktı. Camiye Konya dan iki derviş gelmiş mesnevi okuyordu, çok severdi mesnevi dinlemeyi. Onları dinledikçe kendinden geçti. Camiden çıkışında dükkanına giden yolda durup etrafı, öten bülbülleri dinlemeye başladı hala mesnevinin etkisinde idi.

O ara gece nöbet gezen bekçiler çıktı karşısına. Ağanın emri ile gece yatsıdan sonra dışarı çıkmak yasaktı. Hatta bu sebepten dışarıda gezen yakalarlarsa bir güzel dövülürdü. Bekçilerini başı Koca aliyi hemen tanıdı eve gitmesinin istedi kahramanımız hala bülbüllerin etkisinde doğayı dinleyerek evine gitti.

Evine geldiğinde kapısı aralıktı bu durumu pek önemsemedi çünkü evinde değerli bir şey olmadığı için kapıyı önemsemezdi. Yatağına uzanıp yattı. Sabah olduğunda kapısı çalınıyordu. Gelen geceki bekçiler' di. Hemen evini aramaya başladılar. Yerde kan lekesi ve yeni yüzülmüş bir deri vardı, kahramanımız ne olduğunu bile anlamamıştı. Oysa dün gece hırsızlık olmuş bir adamın koyununu çalınıp kesmişler ve paralarını da almışlardı. O çalınan kesede kahramanımızın dükkanını önünde bulunmuştu.

Koca aliyi derhal Subaşının karşısına çıkarıldı tüm deliler onunun yaptığını gösteriyordu. Kahramanımız ne kadar itiraz etse de kolunun kelimesi cezasına çaptırıldı. Bu ceza onun için bir felaketti çünkü demire iki eliyle su veriyor tüm işini elleri ile yapıyordu.

Bu haberi duyan herkes çok üzüldü. Onu çok seven ve ondan alış veriş yapan Sipahiler kolunun diyeti içinin o dönemin zenginlerinden Hacı kasap a gittiler. Hacı kasap çok cimri bir insandı normalde bu durumu kabul etmez ama Sipahiler le arasını iyi tutmak için kabul etti ancak tek bir şartı vardı koca ali ona ömür boyu hizmet edecekti.

Durumu koca aliye söylediler ilk başlar istemese de mecbur kalan kahramanımız. Hayatı boyunca en sevmediği duruma düştü bir başkasına borçlu olmuştu. O günden sonra Koca Ali kasabın tüm işlerini yapıyordu. Kasapta durmadan emirler verip duruyor birde yaptığı iyiliği başına kalkıyordu. Her seferinde Ali' ye ben olmazsam çorak kalacaktın kolunun diyetini ödediğini söyleyip duruyordu.
İyice gururuna dokunmuştu bu koca alinin her geçen gün dahada zoruna gidiyordu bu sözleri duymak.  Bir gün dayanamayıp elindeki satır ile kolunu kesip yaşlı kasabın önüne attı. Ona al diyetini ödediğin kolu diyerek uzaklaşıp gitti. O günden bu güne kimse öğrenemedi nereye gittiğini.


Diyet Hikayesi Hakkında Düşünceleriniz Nedir?

Siz Koca Ali yerinde olsanız ne yapardınız. Sizce ona bu iftirayı kim atmıştır. yorum olarak bize görüşlerinizi bildire bilirsiniz.

Ömer Seyfettin Falaka Kitap Kısa Özeti

İçerisinde çok güzel betimlemeler bulunduran Ömer Seyfettin'in falaka hikayesi, hikayeyi kahramanımızın gözünden anlatmaktadır. Betimlemelere ve tanımlamalara güzel kullanan hikaye, İlk ve orta okul öğrencilerimizin okuması gereken bir eserdir.

Ömer Seyfettin Falaka Konusu: 

Yaramaz bir grup öğrencinin gitmiş oldukları kuran kursundaki hoca ile uğraşmaları ve Hocanın sürekli yemin edip durması.

Ömer Seyfettin Falaka Ana Fikri: 

Sürekli aynı yemini söyleyip durmamalıyız ve Büyüklerimize onları zor durumda bırakacak şakalar yapmamalıyız.


falaka özeti

Ömer Seyfettin Falaka Özeti: 


Kahramanımız kırk arkadaşı ile birlikte bir kuran kursuna gitmektedir. Burada huysuz bir hoca bulunmaktadır. Bu hoca çocuklara iyi bir eğitim veremediği gibi onları da falakaya çekiyordur. Bir de bu hocanın her gün camiye gidip geldiği eşeği bulunmaktadır, çocuklar ona Abdurrahman Çelebi ismini takmışlardır. 

Bir gün bu kursu kaymakam denetlemeye gelir bir kaç çocuğa kuran okutmak istese de başarısızlık ortadadır. Sinirlenen kaymakam hoca efendiyle konuşarak orada bulunan falakayı kaldırmasını ister. Falakanın kalktığını gören çocuklar günden güne dahada arsızlaşır hocaya yapmadıklarını bırakmazlar. Bunun üzerine hoca falakayı geri çıkararak çocukları eskisinden daha çok ve sert dövmeye başlar.

Hocanın bir de kullandığı enfitye denilen bir toz vardır. Bu toz burna çekilince fena bir şekilde  hapşurtmaktadır. Bizim afacanlar tabi yerinde durmaz bir gün esneme numarası ile hocayı  uyuturlar, Hocanın tozunu alıp hep birlikte burna çekmeye ve hapşurmaya başlarlar. Gürültüye uyanan hoca çok sinirlenir ve çocukları bir güzel döver ve onlara bir daha hapşuran ve esneyen olursa şart olsun ki  onları öldüresiye döveceğini söyler.


Bu söz kahramanımızın kafasına çok takılır annesine söyler. Annesi  bunun büyük bir yemin olduğunu, karısın boşamak kadar anlama gelebileceğini söyler. Artık bu kelime çocukların diline dolanmıştır bir şey olduğu zaman şart olsun diyorlardı. Kahramanımız camide bulundukları bir esnada hocanın enfiye sini alıp bir kağıda döker gidip bunu da hocanın eşeğinin burnuna üfler hayvancağız tozun etkisi ile şahlanıp hapşu demeye başlar. Oraya gelen hoca eşeğe ne olduğunu sorar çocuklar hapşurduğunu şart koştuğunuz için onu falaka ya yatırması gerektiğini söyleyip dururlar. Hep bir ağızdan Şart olsun ki nikahının düşeceğini söyleyip dururlar. Ne yapacağını bilemeyen hoca eşeği falakaya yatırır. O esnada oradan geçen kaymakam olayı görüp gelir ve hocayı onunla gelmesini söyler. O günden bugüne kahramanımız ne o hocayı nede falakayı görmemiştir. Her hap şuranı gördüğü zaman aklına bu hikaye gelip vicdan azabı duymaktadır.


Bu Hikayeden çıkarmış olduğunuz dersleri yorum olarak yazabilir, düzeltilmesini veya eksik olarak gördüğünüz yerler bize bildirebilirsiniz.

Ömer Seyfettin Perili Köşk Hikayesi Kısa Özeti

Hikayemizin Kahramanı Sermet Bey altı kişilik ailesi ile birlikte kalabilecekleri bir ev aramaktadır. Ev bakınırken tam istediği gibi bir yere rastlar. Burası ailesi ile rahatça yaşayacağı bahçesi olan bir köşktür.
Perili Köşk Kitap Kapak
Perili Köşk Kısa Özeti
Yanında bulunan Bekçi ye köşkü beğendiğini söyler ama bekçi o köşkün Perili olduğunu kimsenin orada oturmak istemediğini söyler. Kahramanımız bu duruma güler bekçiye kendisini evin sahibinin yanına götürmesini ister. Sermet Bey ev sahibi Hacı Niyazi Efendiden evin anahtarı alır, evi içini gezer ve beğenir. Ev sahibi Hacı Niyazi Efendi evi hakkında Perili olduğuna yönelik laflar bulunduğunu bunlara inanmasını söyler zaten Sermet Bey perilerin masallarda olduğuna inanmaktadır. Sermet Bey evin kirasının ne kadar olduğunu sorduğunda ev sahibi üç yıllık kirayı peşin istediğini söyler. Bu durum kahramanımızın kafasında soru işaretleri bırakır. Yine de kabul eder ve köşke taşınırlar.
Mahallelerinde bulunan herkes onların en fazla bir ay Perili Köşke dayanabileceklerini düşünmektedir. Ev halkı dışarıda konuşulanlardan dolayı tedirgin olmaktadırlar. Zamanla evde bulunanlar gariplik hissetmektedirler. Bir gün evin hizmetçisi Artemisya çığılık atarak elinde bulunan çay bardaklarını düşürmüştür. Sesi duyan Sermet Bey ve ev halkı koşarak Artemisya nın yanına gelirler ve camdan dışarıda beyaz bir şeyin oynadığını görür ve herkes o an şok geçirir. Sermet Bey tüm ev halkını sakinleştirir ve bu durumun bir telkin olduğunu söyler perilerin yalnızca masallarda olduğunu söyler.
Sermet Bey Periyi inanmamaktadır, bu durumu çözmeye kafaya koyar bir gün bahçede gizlenir. Beyaz Peri geldiği zaman üzerine çullanır ve onu yakalar. Kim olduğunu anlamak için yüzünü açar ve ev sahibi Hacı Niyazi Efendinin olduğunu görür. Sermet bey ev sahibinin herkese yaşattığı korku yüzünden çok sinirlenir ve bu durumu mahalleliye söylemeyeceğini ancak altı yıllık kirayı peşin aldığına dair kendisine bir kontrat imzalatır.


Ömer Seyfettin Kütük Hikayesi Kısa Özeti

Güzel bir betimleme ile başlayan Ömer Seyfettin in sevilen hikayelerinden kütük, savaşta kahramanlık, cesaret ve gücün yanında zekanın da ne kadar önemli olduğunu bize anlatıyor. Güzel bir ders vermeyi anlatan kütük başarılı bir hikayedir.

Ömer Seyfettin Üç Nasihat Hikayesi Kısa Özeti

Hikayemizin kahramanı Durmuş köyünde annesi ile yaşayan bir gençtir. Geçimini elinde bulunan öküzlerle tarlasını sürerek sağlamaktadır. Öküzleri ölünce iş yapamaz tarlasını süremez olur. Başka bir geliri de olmayan Durmuş İstanbul' a iş bulup para kazanmak için gitmeye karar verir.
üç nasihat ömer seyfettin

Ömer Seyfettin Üç Nasihat Kitap Özeti 
Durmuş, İstanbul' a geldiğinde arkadaşlarının kahvesine yerleşti burada yatıp kalkıyordu. Bir mesleği olmadığı için uzunca bir süre iş bulamadı. İstanbul da yaşayan köyünde gelen arkadaşları Durmuşa Edirnekapı da Müstakim Efendi diye birisinin uşak aradığını orada çalışabileceğini söyler. 
Kahramanımız İş Buluyor
Müstakim Efendi Durmuşa ona hizmetleri karşılığında yıllık bir kuruş ve bir nasihat vereceğini söyler. Bu teklif Durmuş' a pek mantıklı gelmez ve işi kabul etmez yalnız nasihat ı çok merak eder ve işe girer. 

Durmuş' a Öğütler
Bir yıllık çalışma sonunda Müstakim Efendi kahramanımızı yanına çağırdı bir kuruş ve "Yolunu izini bilmediğin yere gitme" der. Durmuşun canı çok sıkılır boş bir laf için bir sene çalışmıştı. Müstakim Efendi ona yine aynı teklifi yapar Durmuş teklifi kabul etmese de yine öğüt ü merak ettiği için yanında bir sene daha çalışmaya karar verir.
Bir sene çalışması sonucunda aldığı öğüt ise "Emanete hıyanetlik etme" oldu. tekrar gelen yeni bir öğüt teklifini de merakından yine kabul eder. Bir yıl sonun da son öğüt ise "Karını, kendin gitmediğin yere gece yatısına gönderme." olur.
Durmuş Memlekete Geri Dönüyor
Artık memlekete dönmeye karar vermiştir. Efendisi gitmeden ona Annesine götürmesi için iki tane ekmek verdi. Kahramanımız üç sene boşa çalıştığı için aptallığına doyamıyor arkadaşları da ona gülüyordu. Peş parasız olduğu için yayan dönecekti ama arkadaşları kendi aralarında para toplayarak ona da at kiraladılar. Düştüler memleketin yoluna. Tüm arkadaşları memlekete yanında paralar la dönüyor kahramanımızın cebinde üç lira dan başka bir şeyi yoktu.
Dönüş Yolunda Başına Gelenler
Bir müddet yol aldıktan sonra bir dere kenarına geldiler dereyi tam at ile geçecekti ki aklına efendisini verdiği öğüt geldi izini bilmediğin yere gitme öğüdü ve durdu tam o sırada ondan önce suya giren kişi bir anda boğulup kayıp olur bu durumu görünce ustasının öğüdü işime yaradı der ve bir yıllık emeğini ona helal eder. Daha sonra derenin başka bir yerinde geçmeyi başardılar.
Durmuş iyice yorulmuştu, çok acıktı sadece iki ekmeği vardı onu yiyecekti o sıra aklına öğüt geldi emanete hıyanet etme düşündü ve ekmeği yemedi. Bir müddet daha yol altıktan sonra eşkıyalar yolu kesti ve herkesi soydular. Durmuşun parası olmadığını boşa çalıştığını öğrenince ona da dayak attılar. Artık herkes beş parasız kalmıştı.
Durmuşu Bekleyen Süpriz
Kahramanımız annesinin yanına vardığında yaşadıklarını anlatır. İkisi de sefalet çekmişlerdi. İyice acıktılar ve Durmuş efendisinin verdiği ekmeği yiyelim bari diyerek, ekmeği böldü ve o sıra tüm altınlar yere döküldü şaşkınlığı geçtikten sonra ikinci öğüte uyduğu için sevindi eğer acıktığında ekmeği yese idi şimdi eşkıyalar tüm altınları alacaktı. Altınlarla çok zengin olup köyün ağası oldu. Artık sıra evlenme zamanıdır.
Durmuş Evleniyor
Ancak kimse ona kızını vermek istemez çünkü üçüncü nasihat a gelebilecek birini aramaktadır. sonunda ailesi olmayan yetim bir kız ile evlenir güzel bir düğün yapar. Yıllar geçer bir çocuğu olur. Bir gün kızın akrabaları kızı köyüne düğüne götürmeye gelir zaten yıllardır kız hiç köyüne gitmemiştir. Durmuş hiç razı olmaz aklından efendisinin verdiği öğüt çıkmıyordur. Ancak ısrarlara dayanamaz ve karısını köyüne bir geceliğine yollar ama içi hiç rahat değildir. Nasihat dan dolayı. 
Nasihati Uygulama Zamanı
Dayanamaz herkesten habersiz o da köye gider. Köyün delikanlıları tüm kızları izlemektedir. Onu kimse tanımaz bir kadın görür ve ona karısını göstererek kim olduğunu sorar. Kadın zalim bir adamın eşi olduğunu söyler. Durmuş kadına sana para veririm bu gece eşini göstererek onunla yatmasını sağlamasını ister kadın kabul edip gece ayarlayacağını söyler. Gece olur herkes evlere dağılır, kadın durmuşa eşinin bulunduğu evi gösterir ve içeri girmesini sağlar. Karanlıktan eşi durmuşu tanıyamaz ve bağırmaya başlar.
Durmuş bir koltuğa oturur eşi bağırmaktan bitkin düşer ve bayılır o esnada yatakta uyuyan çocuğunu alıp gider. Eşi Sabah herkes uyanınca çocuğun olmadığı görür. Akşam ki işi ayarlayan kadın ve akrabaları ağaya ne diyeceklerini düşünür ve gece yangın çıktığının yalanını bulurlar.

Ağanın yanına gelirler yalanı söylerler. Durmuş duruma güler çocuğu yanından koşarak annesine gider eşine dönerek o gece benimle birlikte olsa idin seni oracıkta öldürecektim der ve Efendisine üç yıllık tüm hakkını helal eder.


Arkadaşlar biraz kısa olamadı ama tamamını okumanızda tavsiye var güzel bir hikaye. 
Yorumlarınızı bekliyoruz.

Ömer Seyfettin Yüz Akı Kitap Kısa Özeti

Ömer Seyfettin in ders verici hikayelerinden birisi olan yüz akı öğrencilerimize okullarda ev ödevi özet çıkarılması istenmektedir.


Yüz Akı Kitap
Ömer Seyfettin Yüz Akı Konusu: İnsanlara geçmişte yaşadıkları olaylardan dolaya karşısına çıkan herkese ön yargıyla bakması kimseye güvenmemesi. 


Ömer Seyfettin Yüz Akı Ana Fikri: Kimseye güvenmeyip doğruyu söyleyen insanlara inanmama.

Ömer Seyfettin Yüz Akı Kitap Kısa Özeti: 
Öyküde Mehmet Efendi belirli bir mal varlığı olan birisidir. Kendi malını şimdiye kadar kime emanet bırakmışsa herkes ona hıyanet etmiş ya malını çalmış ya çar çur etmiş onu hep dolandırmıştır. Bu yaşadıklarından dolayı Mehmet Efendi kimseye güvenmemektedir hatta bin beş yüz adet koyunu olduğu onlardan sadece elli adet kalmıştır. Bir gün en yakın arkadaşı Müftü Efendi ile dertleşirken başına gelenleri anlatıp kimseye güvenin kalmadığını malını mülkünü emanet edecek bir adam bile bulamadığını, milletin üç kağıtçı düzenbaz olduğunu söylemiştir. Müftü efendi ise tanıdığı bir çobanın olduğu bu kişinin beş vakit namazında yalan söylemek nedir bilmeyen son derece güvenilir bir insan olduğunu söylemiş, anlattıkları Mehmet beyi baya etkiler ve adama ufakta olsa bir sempatisi oluşur bunun üzerine geriye kalan elli adet koyunun ona emanet etmek ister eğer çok doğru dürüst birisi ise tüm malını mülkünü de emanet edecektir. 
Müftü Efendi o çobanı çağır ve Mehmet Efendi ile tanıştırır. Çobana elindeki elli adet koyunun bir sene boynuca besleyip büyütmesi bakması için verir hizmetleri karşısında artan sürüdeki koyunların beşte birini sahip olacağını söyler.
Günler geçer aylar geçer bir gün Mehmet Efendi evde otururken çoban elinde bir kap kova yoğurt ve bir koyun postu ile gelir, Mehmet Efendi koyunlarının sayısının baya arttığını düşünür içten içe sevinir ancak öyle olmamıştır. Çoban anlatmaya başlar aldığı koyunların hepsinin kısır olduğu bu yüzden sayılarının hiç artmadığı belli bir süre içinde çoğunun hastalanarak öldüğü bir kısmını kurt yediği en sonunda elinde bir adet koyun kaldığı onunda sütünden yoğurt yaptığı getirirken de kayalıklardan düşüp öldüğü hemen oracıkta derisini yüzdüğünü söyler. Bunları duyan Mehmet Bey çok sinirlenir ve yoğurdu aldığı gibi çobanın kafasına geçirir. O sırda eve gelen Müftü Efendi Çobanın halini görür ve ne olduğunu sorar çobansa hesabını doğru veren yüzünün akıyla böyle çıkar der.

Beğenilerinizi veya düzeltilmesi gereken yerleri alt tarafa yorum yaparak bize bildire bilirsiniz.
Yorumlarınız için Teşekkürler ederiz.

Fon Sadriştayn'ın Karısı Hikaye Kısa Özeti

Ömer Seyfettin bu Fon Sadriştayn ın Karısı hikayesinde aile tutumu abartılı bir şekilde Türk ve Alman kadınları arasında farkı göstererek anlatmıştır.