Ömer Seyfettin Yüksek Ökçeler Kısa Özeti

Bilmediklerimiz kadar mutluyuz dur. Yüksek Ökçeler hikayesinin Ana fikridir bu sözler İnsan gözü ile görmediği sürece etrafındaki insanların hep iyi olduğunu düşünür. Öyle insanlar vardır ki sadece siz gördüğünüz için yapmacık davranırlar. Gerçek yüzleri sizin olmadığınız zamanlarda ortaya çıkar.

yüksek ökçeler

Yüksek Ökçeler Hikayesi Kısa Özeti

Hatice hanım genç yaşında yaşlı bir kişi ile evlenmiş. Kocasının yaşlılığı hastalıkları aksırması tıs kırması  yüzdendir ki erkekler ile olan ilişkilerden soğumuş bir insandır. Durum böyle olunca kendisin tüm gün evde duruyor, sürekli temizlik yapmaktan ve evin çalışanlarına iş göstermekten başka bir şey yapmamaktadır.

Hatice hanımın işi gücü teftiş olmuştu. Tüm gün çalışanlarını kişisel temizliklerine, hareketlerine kadar inceliyor kendisi gibi olmalarını istiyordu. Hatice hanım bir o kadar da namuslu bir insandı. Yabancı kimse ile konuşmaz her seferinde çalışanlarına da kimseyle konuşmalarını söylerdi, çalışanları görünüşte onun gibi insanlardı.

Bir de en büyük zevki yüksek ökçeli ayakkabı giymekti. Boyunun kısa olması sebebiyle ökçe boyunun abartmakta çok büyük tutmaktaydı. Kendisi tüm gün evin içinde bir aşağı bir yukarı tangır tungur gezmekte idi.

Bir gün baş dönmeleri başladı, ayakları da iyice su toplamıştı. Eve gelen doktor kendisinin ökçeli ayakkabı giymeyi bırakıp düz taban terlik giymesi gerektiğini söylemiştir. Bu tavsiyeye uyar ve kısa zaman içinde rahatsızlıklarından kurtulmaya başlar ancak evinde çalışanların huyunun değişmeye başlamıştı. O kadar düzgün insanlar olan çalışanları sürekli hırsızlık yapmaya başlamışlar, o kadarda temiz çalışmadıklarının görmektedir. Bu duruma anlam verememektedir.

Hatice Hanım Olan biten her şeyi anlıyor
Hırsızlıkların artması üzerine evdeki her şeyi kilit altına almıştır artık kimsenin çalacak bir şey yoktur. Bir gün sabah uyandığında aşağıda çalışanlarının uygunsuz bir şekilde görür. Gördüklerine inanamaz anında gözlerini kapatıp konuşmalarını dinlemektedir. Çalışanları o kadar pis insanlarınmış ki duyduklarına inanamadı. Konuşma arası Hatice hanımın terlikleri yüzünden artık geldiğini duyamadığını kendilerini toparlama yamadıklarını söylerler. O anki öfke ile çalışanların hepsini kovar, onların yerine gelen çalışanlar da aynı çıkması üzerine. Hatice hanım tekrardan topuklu ayakkabıları giyer başı dönse de artık kafası rahattır.

Kibritçi Kız Hikayesi Özeti

Hayallerimizdir bizi hayata bağlayan, çıkmazdan çıkarıp tebessüm ettiren. Kibritçi Kız hikayesi bizlere ne kadar da acı verse de, o acının içinden mutluluklar çıkartmayı göstermektedir.
Andersen masalları olarak bilinen Kibritçi Kız hikayesi Hans Christian Andersen tarafından yazılmıştır. Konusu Soğuk bir yılbaşı akşamında çıplak ayaklarla kibrit satan küçük bir kızın çektiği zorluğu, düşleri ile mutlu olan küçük kızın kurmuş olduğu hayallerini bizlere anlatmaktadır.

kibritçi kız hikayesi"Hayal kurmak bakmış olduğun duvarların sana renklerini göstermesidir, çatlaklarının arasından sevdiğin insanın çıkıp gelmesidir." 

Kibritçi Kız Kısa Özeti: 

Hava çok soğuktu etrafta koşturan insanların arasında çıplak ayakları, incecik sesi ile evde bulunan annesine yemek götüre bilmek için kibrit satan bir kız çocuğu. Yılbaşı akşamı idi o gün, küçük kız caddenin karşısına geçerken düşürmüştü ayaklarındaki terliği iki yaramaz çocuk alıp kaçmışlardı terliklerini. Buz gibi yerlere çıplak ayaklarla basıyor kimse onun farkına bile varmıyordu. Bu gün hiç kibrit satamamıştı bu yüzdende eve dönmüyordu.
Fırtına iyice şiddetlendi kız fırtınadan korunmak için bir duvarın kenarına sakladı ancak o kadar çok üşümüştü ki parmaklarının ucunu hissetmiyordu. Elindeki bir kibriti duvara sürterek yaktı. Çıkan ışık adeta onu büyülemişti bir anda kendisini sımsıcak bir sobanın karşısında oturuyor buldu derken kibrit söndü. Hemen yeni bir kibrit yaktı bu sefer kocaman bir ziyafet sofrası vardı karşında ardından yeni bir kibrit bu seferde güzel bir yaz gününde yıldızları seyrediyordu. Bir yıldız kaymıştı biliyordu ki bir yıldız kaydığı zaman dünyadan bir insan ayrılırmış ninesi söylemişti ona. Ardından yeni bir kibrit yaktı bu sefer çok sevdiği ninesini gördü çok sevinmiş çok mutlu olmuştu. Bu anının hiç bitmesini istemiyor sürekli kibrit yakıyor elinde çok az kibriti kalmıştı. Ninesi küçük kızı kendisine doğru çağırdı ona doğru bir adım attıktan sonra rahatladığını hissetmeye başladı artık ne soğuk nede açlık vardı. Ninesi ile beraber uçup gittiler tam arkalarından bir yıldız kaydı.
Ertesi günün sabahında küçük kibritçi kızı duvar dibinde gözleri kapalı bir şekilde buldu insanlar. Yanında dolu yanmış kibrit vardı. 

Kibritçi Kız Neden Yazılmıştır?

Arkadaşlar sizce kibritçi kız masalı bizlere ne anlatmak istemektedir. Bu masal hakkında düşüncelerim iki tane birincisi hayat şartları içinde bulunduğumuz durum ne olursa olsun hayallerimizi asla kaybetmemiz gerekmektedir.
İkincisi ise toplumun ne kadar duyarsız olduğudur, etrafımızda yardıma ihtiyacı bulunan insanları görmediğimiz. Küçücük bir iyilik yapmak bile bir insanı kurtarabileceğimizi asla unutmamalıyız.
Evet arkadaşlar kitaplar böyle güzeldir ki hayallerimizin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Sizde düşüncelerinizi yazabilirsiniz.

Ömer Seyfettin Falaka Kitap Kısa Özeti

İçerisinde çok güzel betimlemeler bulunduran Ömer Seyfettin'in falaka hikayesi, hikayeyi kahramanımızın gözünden anlatmaktadır. Betimlemelere ve tanımlamalara güzel kullanan hikaye, İlk ve orta okul öğrencilerimizin okuması gereken bir eserdir.

Ömer Seyfettin Falaka Konusu: 

Yaramaz bir grup öğrencinin gitmiş oldukları kuran kursundaki hoca ile uğraşmaları ve Hocanın sürekli yemin edip durması.

Ömer Seyfettin Falaka Ana Fikri: 

Sürekli aynı yemini söyleyip durmamalıyız ve Büyüklerimize onları zor durumda bırakacak şakalar yapmamalıyız.


falaka özeti

Ömer Seyfettin Falaka Özeti: 


Kahramanımız kırk arkadaşı ile birlikte bir kuran kursuna gitmektedir. Burada huysuz bir hoca bulunmaktadır. Bu hoca çocuklara iyi bir eğitim veremediği gibi onları da falakaya çekiyordur. Bir de bu hocanın her gün camiye gidip geldiği eşeği bulunmaktadır, çocuklar ona Abdurrahman Çelebi ismini takmışlardır. 

Bir gün bu kursu kaymakam denetlemeye gelir bir kaç çocuğa kuran okutmak istese de başarısızlık ortadadır. Sinirlenen kaymakam hoca efendiyle konuşarak orada bulunan falakayı kaldırmasını ister. Falakanın kalktığını gören çocuklar günden güne dahada arsızlaşır hocaya yapmadıklarını bırakmazlar. Bunun üzerine hoca falakayı geri çıkararak çocukları eskisinden daha çok ve sert dövmeye başlar.

Hocanın bir de kullandığı enfitye denilen bir toz vardır. Bu toz burna çekilince fena bir şekilde  hapşurtmaktadır. Bizim afacanlar tabi yerinde durmaz bir gün esneme numarası ile hocayı  uyuturlar, Hocanın tozunu alıp hep birlikte burna çekmeye ve hapşurmaya başlarlar. Gürültüye uyanan hoca çok sinirlenir ve çocukları bir güzel döver ve onlara bir daha hapşuran ve esneyen olursa şart olsun ki  onları öldüresiye döveceğini söyler.


Bu söz kahramanımızın kafasına çok takılır annesine söyler. Annesi  bunun büyük bir yemin olduğunu, karısın boşamak kadar anlama gelebileceğini söyler. Artık bu kelime çocukların diline dolanmıştır bir şey olduğu zaman şart olsun diyorlardı. Kahramanımız camide bulundukları bir esnada hocanın enfiye sini alıp bir kağıda döker gidip bunu da hocanın eşeğinin burnuna üfler hayvancağız tozun etkisi ile şahlanıp hapşu demeye başlar. Oraya gelen hoca eşeğe ne olduğunu sorar çocuklar hapşurduğunu şart koştuğunuz için onu falaka ya yatırması gerektiğini söyleyip dururlar. Hep bir ağızdan Şart olsun ki nikahının düşeceğini söyleyip dururlar. Ne yapacağını bilemeyen hoca eşeği falakaya yatırır. O esnada oradan geçen kaymakam olayı görüp gelir ve hocayı onunla gelmesini söyler. O günden bugüne kahramanımız ne o hocayı nede falakayı görmemiştir. Her hap şuranı gördüğü zaman aklına bu hikaye gelip vicdan azabı duymaktadır.


Bu Hikayeden çıkarmış olduğunuz dersleri yorum olarak yazabilir, düzeltilmesini veya eksik olarak gördüğünüz yerler bize bildirebilirsiniz.

Küçük Kara Balık Hikayesinin Kısa Özeti

Küçük Kara Balık kitabı  toplumun çizdiği çerçevenin içine nasıl tıkılıp kaldığını, ancak bu durumu, kendini ve etrafını sorgulayanların farkına vardığını gösteriyor. Bilinmeye duyulan merakın ne kadar da güçlü bir duygu olduğunu bize anlatılan bir eser.

küçük kara balık

Küçük Kara Balık Konusu:

Küçük bir balığın etrafını merak etmesi,  yeni şeyler öğrenme istediğiyle annesinin yanından ayrılıp bilmediklerine doğru atıldığı yeni macerayı anlatıyor.

Küçük Kara Balık Ana fikri:

Herkesin dediğine bakıp çizilmiş olan çerçeveden dışarı çıkamazsan yeni şeyler öğrenemezsin.

Küçük Kara Balık Özeti:

Hikaye balık ninenin yüzlerce yavruya masal anlatması ile başlıyor. Bir zamanlar bir kayanın altın annesi ile birlikte küçük bir kara balık varmış. Bu balık yaşadığı yerden çok sıkılmış ve yeni yerler görmek istiyormuş. Annesi her seferinde ona başka bir yer olmadığını söylüyormuş balık bunu dillendirdikçe etraftan duyanlar olmuş ve onu dışlamaya başlamışlar. Bir gün balık annesini de geride bırakarak yaşadıkları gölden ayrılmış. Biraz yüzdükten sonra. Bir derenin akıntısına karışarak uzaklara yol almış. Bir yere gelir orada kurbağa yavrularını görür ancak ilk defa farkı bir canlı gören kurbağalar ondan korkar ve onu istemezler az ötede bir kertenkele görür ve onunla konuşmaya başlar. Kertenkele onun farklı biri akıllı olduğun anlar ve ana pelikanın torbasına düşerse ne nasıl eğer ölmemesi için torbayı delecek bir kama verir. Küçük Kara Balık etrafı gördükçe merakı düşünceleri dahada artar, gördüklerini sorgulamaya fikirler üretmeye başlar.

Biraz daha ilerledikten sonra bir balık sürüsü görür. Onlarla ırmağa gitmek istediğini söyler. Ancak tüm balıklar ırmaktan bulunan pelikandan korkmaktadır. Bazıları ile konuştuktan sonra bir kaçı ile yola koyulur. Biraz ilerledikten sonra pelikanın torbasına düşer küçük kara balık ve yanındaki balıklar, tüm balıklar onu suçlar ve pelikandan onları bırakması için yalvarırlar. Pelikan ise onlara alaycı kara balığı öldürürlerse onları serbest bırakacağını söyler. Küçük kara balık ölü numarası yapar ve kertenkelenin ona verdiği kama ile pelikanın torbasını deler ve oradan kaçar.

Pelikanın torbasından denize düşer ve orada büyük balık topluluğu ile karşılaşır, tüm hayalleri olmuştur meraklarını gidermiştir ancak bir kara batak onu yakalayıp yavrularına yem etmek için hızlıca karaya götürmektedir. Kara batakla ne kadar konuşsa da onu ikna edemez kaçmayı da dener ama başaramaz ve kara batak onu midesine indirir. Orada minik bir yavru balık görür. Ağlayan ve korkan yavru balığın kaçmasına yardım eder ancak kendisi midede kalır son çare elindeki kama ile kara batağı öldürür ancak o günden bu güne kimse bir daha küçük kara balıktan haber alamaz.



Yorumlarınız ve fikirleriniz bizim için çok değerli lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyelim.