Ömer Seyfettin Kitabından Türbe Hikayesinin Kısa Özeti

Ömer Seyfettin bir çok hikayesi bulunmaktadır. Okurken bazılarını gerçekten neden yazıldığını anlamakta güçlük çekiyorum. Türbe hikayesi de bunlardan birisi.

Ömer Seyfettin Türbe Hikayesi Özeti

Şefika Molla eşini kaybetmiş yardımcısı Rüküş ile birlikte Selanik te yaşayan bir kadındı. Kocası zengin olmadığı için ona pek bir bir şey bırakmamıştı. Tüm gün evinde oturur dışarı çıkmazdı.  Hayırlı kısmet arayanlar, işi olsun isteyenler, hastalıktan kurtulmak isteyenler ve bunun gibi bir çok sebepten dolayı herkes ona kendisini okutmaya gelirdi. Ünü o kadar çok yayılmıştı ki geleni gideni az olmazdı. Onu az çok tanıyanlar gelenlerden dolayı ne kadar çok zengin olduğundan bahsederdi. Altın küplerini evinin bahçesine gömer diye konuşurlar. Hiç bir hırsız onun evine girmeye cesaret edemezdi ondan çok korkarlardı. Hastalarının evine gitmez, evinde okumanın tılsımı olduğuna inanırdı.

Bir gün Şefika Molla evinin bahçesindeki dut ağacının altında oturmuş kendisini seviyordu. Uzun zaman sonra ilk defa dışarı çıkacaktı. Çocukluk arkadaşı Ümmügülsüm ölüm döşeğindeydi. Ölmeden önce onu bir kez görmek için ziyarete gidecekti.  Yardımcısı Rüküş ile birlikte evden çıktılar. Az çok hatırlasa da çok uzun zaman geçmiş sokaklar hep ev dolmuştu. Çocukluğunda da bir kez babası onu deniz kenarına götürmüştü. Selanik te Müslümanlar ve Gayrimüslimler bir arada yaşıyordu. Sahil taraflarında yaşayan insanlarda gitti gitgide yabancılar gibi giyinir, yaşar olmuşlardı. Şefika yolda yürürken etrafa bakmamaya çalışıyordu. Günaha girmemek istiyordu. Biraz gittikten sonra gerek arabaların sesinden gerek insanlardan artık dayanamayıp gidemeyeceğini düşündü ve geri dönmek istediğini yardımcısına söyledi. Tam geri döneceklerken yanlarında yeşil bir türbe gördüler. Şefika şurada yatan zata bir dua edip de gidelim dedi. Türbenin önün çok kalabalıktı uzaktan biraz izlemeye başladı bir de ne görsün iki tane Gayrimüslim türbeden içeri girmişti bu kabul edilemez bir şeydi çok sinirlendi sesini yükseltmeye başladı, orada bulunan bir zabtın yanına gitti ver gördüklerini söyledi adam ona hanımefendi türbe hangi türbe diye sordu, Şefika yeşil türbeyi gösterdi. Zabıt ona orasının türbe değil tuvalet olduğunu söyledi.

Ömer Seyfettin Türbe Özeti

Vis a Vis Dizisi Konusu Hakkında Kısa Bilgiler ve Düşüncelerim

Sinema ve dizi sektöründe hikayeyi anlatmada renkler çok yoğun olarak kullanılır. Vis a vis in rengi ne diye soracak olursanız herkes çok rahat sarı diyecektir. Yönetmen hemen hemen her karede sarı rengi vurgulamaktadır. Sarı renk her ne kadar olumlu duyguları ifade etse de,  Bizim dizimizde sarı korkuyu, ihaneti ve özgürlüğü anlatıyor.

Vis a vis i izlemeye başlamam muhtemel herkes gibi  la casa de papel deki nairobi (Alba Flores) görerek oldu. Başrol olduğunu sanmıştım ama o dizideki mahkum bir çingene rolündeydi. Oyunculuğuna yine diyecek yok gerçekten çok başarılı.

vis a vis dizi kapak resmi 1


Dizi Macarena Ferreiro (Maggie Civantos) aşık olduğunu sandığı evli ve çocuklu patronun tuzağına düşerek. Çalıştığı şirketin paralarını kendi üzerine geçirip patronuna vermesiyle başlıyor. Sarışın başrol karakterimiz çıkarıldığı mahkemece suçlu bulunur ve mahkum edilir. Hapishanede birçok sebepten başı belaya girer, bu durumlardan kurtulma çalışması, hapishanede bulunan mahkumlarla olan mücadelesi ve başına aldığı belalar yüzünden ailesinden bir çok kişinin ölmesi, korkak kız olan maca yı artık güçlü bir kadın olma yoluna sokar.

Dizide kötü karaktere sahip olan Zulema Zahir (Najwa Nimri) gerçekten de çok kötü bir insandır, özgürlüğünü elde etmek için yapmayacağı hiç bir şey yoktur. Ancak nedendir ki bilinmez Zülema ve yakınları Müslümandır. Dizi de  kötülük yapanlar Müslümanlar gibi gösterilmeye mi çalışmış bilemedim. Emininki ilk bölümleri izleyen bir çok Zulema dan nefret etmektedir. Konunun ne zaman Nairobi ye döneceğini beklesem de o Zulema nın en yakın arkadaşı rolündedir.

Hapishanede kadınların kadın kadına kaldığından mı yoksa Netflix in izleyicilerinin empoze etmeye çalışmasından bilmem ama çok fazla lezbiyenlik söylemleri bulunmaktadır. Mahkumların duş aldığı her sahnede gözünüze çıplaklık görüntüsü sokuluyor. Gerçi Netflix de bunu açık açık söylüyor kardeşim bu dizi +18 diye.  Hapishaneden kaçmak bu kadar kolay mıymış diyeceğiniz, kadınların kadınlıklarını kullanarak neler yapabileceğini göreceğiniz, 4 Sezonluk bir dizi. İzlerken çok fazla eleştirsem kendisini izletmeyi başaran bir dizidir.
Tabi birde sapıklığın ne kadar üst seviyeye çıkabileceğini görebileceğimiz ilk sezonlarda hapishane doktoru daha sonra hapishane müdürü olan Sandoval var bu karaktere başlı başınca film yapılsa yeridir..

Dan BROWN Başlangıç Romanında Bulunan Logonun Anlatmaya Çalıştıkları

Kitapta bilgisayar dahisi olan  Edmond Kirsch  tüm dünyayı değiştirecek bir buluş yaptığını ve bu buluşun dünyada bulunan tüm dinleri yok edeceğine inanmaktadır. Buluşunu bir müzede düzenleyeceği gösteri de herkese ilan edecektir. Gösterime davetli olan Profesör Langdon gösterimin yapılacağı müzede gezerken üzerinde logo bulunan bir tablonun karşısında durur. Onun bir fosil olduğunu düşünür ancak bunun Edmond Kirsch in bir eseri olduğunu öğrenir.

Tablo aşağıdaki resme benzemektedir.

Duvarda asılı olan tablo


Eserin üzerinde bulunan işaretlerden iki uzun çizgi ve yarım üçgen ağzı açık bir balığı temsil etmektedir. Buna piktogram denir. Üçgen şeklindeki çubuklar balığın pullarını, sağ tarafa bakan şekil ağzını göstermektedir. Balığın arkasındaki noktaların sudan çıkıp karadaki ayak izlerini ve azığının önündeki işaretse eski bir tanrı sembolüdür. Kısaca sudan çıkıp evrimleşen bir balığın tanrıyı yemesini anlatmaktadır.

Kitapta Edmond Kirsh isimli kişinin asıl anlatmaya çalıştığı ise, insanların önceden nasıl olduğunu açıklayamadıkları  yağmur, yıldırım gibi şeyleri yaratıcı tarafından olduğuna inandıklarını, ancak gelişen teknoloji sayesinde nasıl olduğunu öğrenmemiz sayesinde tanrı olan inancına gerek kalmadığını söylemektedir. Kısaca dinsizliği anlatmaya çalışmaktadır. Bilimin her şeyinin üzerine çıkacağı ve tarihin en önemli sorusu olan nereden geldik nereye gidiyoruz sorusuna cevap vereceğine inanmaktadır.

Elhamdülillah Müslüman birisi olarak ben artan teknoloji ve bilim sayesinde, sonsuz yaratma gücü olan Allah' ın sıfatlarını görmeye başladığımızı. Bir şeyin nasıl oluştuğunu, nasıl çalıştığını anlamak onunu, evrilerek oluştuğu ve onu yaratan birisinin olmadığını göstermez. Sadece biz onun nasıl çalıştığını anlıyoruz ve bu kadar kusursuz çalışan bir sistemin elbette bir yaratıcısı vardır.

Dan Brown Orgin

Sizin bu konu hakkındaki yorumlarınız nedir?

Vire Ömer Seyfettin Kitabının Kısa Özeti Konusu ve Olayı

Ömer Seyfettin Vire Olayı Özeti

Burhan bey Vire yani düşmanın teslim olmasıyla aldıkları kaleyi savunmak ve padişah gelene kadar ellerinde tutmakta görevli kumandandır. İki senedir padişahın gelip burayı almasını bekliyorlardı onlara göre kızıl elma orası idi. Duyumlarına göre padişahın gelmesi uzun sürecekti. Yalnızca yüz elli kişiydiler, her türlü silahları vardı ancak erzakları çok az kalmıştı üç ay onları zor idare ederdi. Kaleyi bırakıp erzak aramaya gidemezlerdi.
Erzaklarının az olmasının yanı sıra birde üç dört yüz kişilik bir şövalye ordusu onları kuşatmaya geliyordu. Bulundukları kalenin dar bir kapısı bulunmaktaydı savunmak için çok uygun ama saldırmak için hiç de uygun değildi eğer bu kuşatma uzun sürerse hiç erzakları kalmayacaktı. Burhan komutan  şövalyelerle vireyi yani teslim olmayı konuştu. Türk askeri asla teslim olmazdı ancak komutan önceden herkesi tembihlemiş, bunun bir oyun olduğunu söylemişti. Burhan komutan cephaneliklerinde bulunan barutun üzerine kömür tozuyla doldurmuş, Su kuyusunun içine de siyah bir boya dökmüştü.
Karşı tarafa teslim olacaklarını söyledi. Öncelikle onlarda bir elçi gelerek ona içeride bulunan mühimmatı gösterdiler çuvallarca barut ve top vardı. Bunları onlara bırakacakları kendi silahlarını alıp gideceklerdi. Onların silahlı ve silahsız olarak ikiye ayrılması gerektiğini, silahlı grup kaleye girerken, Türk ordusu dışarı çıkacaktı. Şövalyeler bunu hemen kabul etti çünkü savaşmadan bir kaleyi alacaklardı. Türk ordusu dışarı çıktığında Burhan komutan hemen bağırdı, teslim olun kaleyi teslim edin diye. İlk baş ne olduğunu anlamasalar da oyuna geldiklerini anlamışlardı. Dışarıda silahsız yaklaşık yüz elli askerleri esir düşmüştü, içeride de silahlı ancak mühimmatı az olan askerler vardı. Barut sandıkları çuvallarda kömür tozu vardı. Burhan komutan ellerinde bulunan tüm silahları kaleden aşağıya atmalarını istedi. Suyu da zehirlediklerini içerlerse öleceklerini söyledi. Çaresiz kalan şövalyeler dört gün sonra susuzluktan bitap düşerler ve tüm silahlarını atalar. Kaleye giren Türk askeri şövalyelerin komutanlarını ve soylularını ayırır geri kalanları erzak bulup getirmelerini yoksa komutanlarını öldüreceğini söyler bir ay sonra geri gelen şövalye askerleri iki yıl yetecek kadar erzak getirmişlerdi.

Vire-özeti-resimi

Denizler Altında Yirmi Bin Fersah Kısa Özeti ve Macerası

Okyanuslarının derinliklerini keşfetmeye hazır mısınız. Kaptan Nemo ve ekibinin yeni şeyler görme merakı ile yaptıkları gezintiye şahit olacağınız sizi süper heyecanlandıracak bir kitap. Okyanusların derinliklerindeki harika macera. Arkadaşlar üşenmeyin ve bu kitabı okuyun.

Denizler Altında Yirmi Bin Fersah Özeti

1866 yıllarında denizlerde birçok gemi bilinmeyen nedenlerden batmaktadır. Herkes bu şeyin bir canavar olduğunu düşünmektedir. Gemileri batıran bu şeyin ne olduğunu öğrenmek üzere bir grup oluşturulur. Grupta Fransız bilimci olan Arannox ve yardımcısı da bulunmaktadır. Abraham Lincon isimli gemi ile araştırma yapmak üzere yola çıkarlar.
Gemi Japonya yaklaştıklarında suyun içinde bir şey ile karşılaşırlar onu yakalamaya çalışsalar da karşı saldırıya uğrayarak Aronnox ve bir kaç kişi gemiden kendilerine saldıran şeyin üzerine düşerler. Gemilerini batıran bu şey herkesin düşündüğünün aksine bir canavar değil denizaltı dır.
Arannox ve yanındakileri denizaltının içine alınırlar. Bu denizaltının kaptanı Nemo isminde birisidir, gemide bulunanlarla birlikte toplumdan uzaklaşarak denizleri altını keşfetmeye çıktıklarını ve kendilerine saldıran olursa onları batırdıklarını anlatmıştır. Heyetin artık gemide tutsak olduklarını ama onlarla birlikte yeni keşfettikleri şeyleri görmelerini istemektedir. Arronnox ilk başlarda bu durum hoşuna gitmese de hayatı boyunca hiç bilmediği çok farklı şeyler görmüştür. Kutupları, mercanları çok değişik yerler keşfetmişlerdi. Ancak hala orada tutsaktırlar.
Yolculukları sırasında kaptan Nemo ve ekibi onlara saldıran ne olursa batırmaktadır. Heyet bir yolunu bulup oradan kaçmak için plan yaparlar. Kaptan Nemo da bir gemiye saldırır ve orada bulunan insanların ölmesine sebep olur bu durum onu çok üzer bu işi bırakmaya karar verir. Bizim heyet sökmüş oldukları bir filika ile kaçmaya başlarlar ancak denizdeki dalgalar nedeniyle fazla dayanamayıp devrilirler Aronnox gözünü açtığında bir adadadır ancak yanındaki arkadaşlarından bazıları yoktur.

Denizler Altında Yirmi Bin Fersah Kapağı


Kitabın özet olarak çok kısa olduğunu farkındayız ancak bu kitabı sizin okumanızın daha fazla faydası olacağını düşünmekteyiz.

Kitabın Yazarı: Jules VERNE
Sayfa Sayısı: 129 Sayfa

Don Kişot Kitabı Kısa Özeti Konusu ve Yorumlar

Don Kişot Servantes tarafından yazılan bizleri güldürüp, eğlendiren, düşündüren bir roman. O dönemin  İspanya'nın sosyal, siyasi, ekonomik, dini durumu hakkında bizlere bilgi veriyor.

don kişot kapak resmi 1


Don Kişot Özeti

Don Kişot uzun boylu zayıf görünümlü şatosunda sürekli olarak şövalye romanları okuyup gezgin bir şövalye olmaya karar veren bir soyludur. Aslında o dönemde İspanya'da gezgin bir şövalyeye rastlamak çok zordur. Ama okuduğu kitapların etkisi ile kendini gezgin şövalye olmayı kafasına koymuştur.
Bir gün zayıf atını da alarak şatosundan ayrılır. Yolda giderken gördüğü bir hanı bir şato olarak görüp oraya gider. Hancı tavırlarını fark edip onun bir deli olduğunu düşünerek onunla alay edip eylenmeye başlar. Kendisine yapılan alayların farkında değildir aslında kendi iç dünyasında yaşamaktadır. Kendisine zırh giyme töreni yapar artık bir şövalyedir, ancak bir seyise ihtiyacı bulunmaktadır. Köyüne dönerek oradaki saf biri olan Sanço' yu ona yönetmesi için adalar vaat ederek seyisi olmaya ikna eder. Sanço çok sevdiği eşeğini alarak efendisinin peşine düşer. Her gezgin şövalye gibi kendisi de zaferlerini adamak için bir prensese ihtiyacı vardır. Bir köylü kızını, güzel bir prenses düşleyerek seçer ve ona Dulcinea del Toboso adını takar. Yolda gördüğü değirmenleri dev zannederek onlarla savaşmaya kalkar. Sanço ne söylerse söylesin efendisini bu saçmalıktan vazgeçiremez. Bu savaştan gülünç bir şekilde mağlup ayrılır karakterimiz. Okuduğu şövalye romanlarındaki bazı karakterlerinden bazı şansızlıklar yaşadığını söyleyerek yeni maceralara doğru yola çıkar. Şövalyelik yolunda karşılaştığı maceralarda herkes onunla alay eder. Dostu berber ve papaz onu bu bataklıktan kurtarmaya çalışırlar ama başarıya ulaşamazlar.
Don Kişot, bir prenses görür ve Sanço' dan prensese gidip onu selamlamasını ve emri altında olacağını belirtmesini ister. Prenses daha önce Don Kişot'un birkaç olayını duymuş ve bu durumdan eğleneceğini düşünerek kahramanımızı şatosuna davet eder. Sanço'ya da yönetmesi için bir ada verir. Sanço valiliği çok iyi yapmakta herkes onun zekası karşısında şaşırıp kalırlar. Sanço belli bir süre sonra valiliğin ona göre olmadığını düşünerek ayrılır. Don Kişot ise bu insanların kendisi ile alay ettiğinin farkına vararak ayrılır. Yolda karşılaştığı bir şövalye ile yaptığı savaşı kaybederek şatosuna döner. Bir daha böyle bir maceraya atılmayacağını sözünü dostlarına verir. Kısa bir süre sonrada hayata veda eder.

Don Kişot hakkındaki düşüncelerinizi yorum olarak yazabilirsiniz.

Gökkuşağı Hikayesi Kısa Özeti Ömer Seyfettin Kitapları

Her eserini dikkatle okuyup sizler özet olarak yazdığımız ömer seyfettin' in kitaplarından gökkuşağını değerlendirdik.

Gökkuşağı Hikayesinin Konusu

Yenin yeni genç kız olmaya başlayan Ayşe' nin sırf kız olduğu için eskisi gibi oyunlar oynayamayacağının üzüntüsünü anlatığı hikayede. Ayşenin gök kuşağının altından geçip erkek olma hayalini anlatmaktadır.

Ömer Seyfettin Gökkuşağı Kitap Kısa Özeti

Ayşe daha on yaşında olmasına rağmen yaşıtlarından daha iri ve güçlü bir kızdı. Erkekler gibi oyun oynamayı güreşmeyi, ata binmeyi çok seviyordu. Ancak büyüyor olması diğer kızlar gibi onundan kapanacağı evde halı dokuyacağı anlamına geliyordu. O gün Ayşe evde yalnızdı aynaya baktı içini çekti ah dedi keşke erkek olsaydım dedi kendine. Evde canı sıkılmıştı camdan dışarı bakıyordu dışarıda gökkuşağı çıkmıştı. Bir anda aklına söylenenler geldi gök kuşağının altından geçse erkek mi olacaktı. Hemen evden çıktı deli gibi koşmaya başladı. Gök kuşağı batmandan altından geçmeliydi. O kadar yorulmasına rağmen hiç bırakmadan koştu ve gök kuşağının altından geçmeyi başardı.

Birde baktı ki boyu uzamış bıyığı çıkmıştı olmuştu artık erkek olmuştu. Hemen eve geri geldi ve üzerindeki kız elbiselerini çıkartıp abisinin bayramlıklarını giyindi. Evden geri dışarı çıktı davul sesi geliyordu. O yöne doğru gitti erkekler güreş tutmuş bir düğün alayı vardı. Ayşe orada koca bir nara attı var mı benimle ikişer ikişer güreşecek diye. Herkes hayretler içinde kaldı onu izliyordu. Güreşte gelen herkesi yere attı, topluluk coşmuştu. Ayşenin etrafına çevreledi, Ayşe de onlara nasıl erkek olduğunu anlattı daha sonra köyün güzel kızı gülsümün eşini ve köyün hocası Kurt Hocayı çağırdı yanına. Hasan a gülsümden boşanmasını söyledi hasan ilk baş kabul etmese de havaya kaldırınca kabul etti ardından hocaya gülsüm ile kendisini nikahlamasını istedi hoca kabul etmedi hocayı bir havaya fırlattı. Ardından hoca kaçmaya başladı kaçarken de Ayşe nin kız olduğunu ve kapanması gerektiğini söylüyordu. Hocayı camide yakaladı, tam öldürecekti ki birden yere düştü. Gözlerini açtığında bir de baksın ki babası başında onu uyandırmaya çalışıyor. Tüm köy onu aramaya çıkmış, onu bulan Hasanıda tekmelemişti. Babası tuttu kolundan eve götürürken Kurt hocayı gördüler hoca babasına dönüp artık örtünmesi lazım dedi.

gökkuşağı kitap özeti rainbow