Ömer Seyfettin Aleko Hikayesinin Kısa Özeti

Aleko Bir Türk çocuğu olan Alinin Savaş zamanında ailesinden ayrı kalıp onların yanına gitmek için bir Rum topluluğunun içinde Aleko ismiyle Rum çocuğu gibi davrandığı destansı bir hikayedir.  

Aleko hikayesi kapağı

Aleko Kısa Özeti

Küçük Ali Gelibolu da Rum bir fırıncı ustanın yanında çırak olarak çalışmaktadır. Bir kaç gün önce savaş çıkacak söylentisini duyan ustası Hıristiyanlarla birlikte Anadolu gitmiştir. Ali de köyüne döner ancak burada da kimse yoktur. Devlet savaş olacağı için halkı geri çekmiş. Ailesi de Malkara ya gitmiş olmalıydı. Alide oraya gitmeye karar verdi. Ancak ne suyu nede yiyeceği vardı belli bir süre sonra yakınlardan geçen bir Rum kafilesi gördü onlara katılıp gidebilirdi ancak Türk olduğu için onu istemeyeceklerdi. Alide Rum çocuğu gibi davranarak isminin Aleko olduğunu söyledi. Burada papazın yanına onu yardımcı olarak verdiler. 

Papaz halkla her konuşmasını yaptığı zamanda Türkleri kötülüyor, onlara işkence yaptığı gibi yalanlar söylüyor halkı Türklere karşı dolduruyordu Aliyse bu duruma içten içe çok sinirleniyor ama durumu belli etmiyordu onlardan birisi gibi davranıyordu.

Bir gün Papaz Aliye bir not verdi bunu Karşı hıristiyan cephesindeki bir komutana götürmesini söyledi cepheye girebilmesi içinde parola söyledi ona. Notu aldığı gibi giden Ali direk Türk cephesine gitti ve buradaki komutana başından geçenleri anlattı. Komutan derhal o papazın yakalanması istedi bir yandan da milli duyguları iyice yükselen Ali komutana bu notun karşı düşmanı yanlış yönlendirmek için karış cepheye götürebileceğini söyledi Türk komutan onu riske atmak istemesede rumların arasında kolay hareket edebilmesi sayesinde ona yeni bir not yazıp karşı cepheye gönderdi. 

Hıristiyanların bulunduğu cepheye gelen Ali bir Rum gibi davranarak  hareket etti. Buradaki komutana notu verdi Türklerin asasından geçebilen biri olduğun ama rum olduğu yalanın söyledi. Hıristiyan komutan ona bir bomba vererek bunu Türk cephesine koymasını gerektiğini söyledi. Ali bu istek karşısında şaştı kaldı oysa Hıristiyan komutanın istediği tam bir hainlikti. Türk komutan hiç böyle bir şey istememişti. 

Aleko içinde plan yaptı bu bombayı giderken mevzilere bırakıp kaçacaktı ama öyle olursa askerler ölürdü oysa ondan bunu komutan istemişti. Alide bunun üzerine zaman ayarlı bombayı çalıştırdı ve beklemeye başladı biraz geçtikten sonra komutana önemli bir şey söylemesi gerektiğini onun yanına girmesi gerektiğin söyleyerek yanına gitti. Komutan ne söyleyeceksin deyince kendisinin Türk olduğunu söyledi ve o esnada bomba patladı. 


The Platform Film Konusu İncelemesi

Platform El Hoyo 2019 yapımı, yönetmenliğini Galder Gaztelu-Urrutia'ın yaptığı bilim kurgu, gerilim filmidir. Filmimiz ana kahramanımız Goreng' in bir hapishanede uyanması ile başlıyor. Ama bu hapishane diğerleri gibi bir hapishane değil. Yerin altına doğru inen bir gökdelen gibi. Gökdelenin her katından bir 2 kişinin kaldığı bir hücre var. Hücrelerin ortasında kare bir delik bulunmakta, yani aşağı kattaki, yukarıdaki hücrelerde kalanları görebiliyorsunuz. 

Kahramanımız Goreng böyle bir hapishanede 47. katta gözlerini açıyor. Günün belli saattin de en üst kattan başlayarak en alta kadar Platform üzerinde yemek iniyor. Yemek dediysek de basit bir şey olarak düşünmeyin, Koca bir ziyafet yemeği olmayan şey yoktur. Her şey özenle hazırlanıyor ve her kişinin ihtiyacı kadar yemek bulunmakta. Bu nasıl hapishane diyecek olabilirsiniz ama sıkıntı da işte tam burada başlıyor. İlk kata gelen yemek bu katta bir dakika durup diğer kata iniyor, bu sürede ne yerseniz o. İnsanlar o kadar açgözlülük ile yiyor ki 60. kata geldiğinde hiçbir tane bile kalmıyor. 

Platform filmi kapak resmi

Başta belirtmemiş olabilirim ama bu hapishane de en az 200 kat var. Her ay farklı rastgele bir katta uyanıyorsunuz. Yani ilk ayınızda 3. katta olup her şeyleri fazla fazla yiyebilirsiniz ama bir sonraki ay 170. katta uyanıp yiyecek bir şeyiniz olmayabilir. İşte burada hayattaki bazı eşitsizlikler de insanların yüzlerine vuruluyor. Dünyanın bir tarafında en üst katta bulunan insanlar abartılı ziyafetler yaşarken bir yanda ise yiyecek bir yemek tanesi bile bulamadığı için ölen çocuklar ve insanlar... Film ise özellikle bu konuda eleştirilerde bulunuyor diyebiliriz. 

Film ise bu olay etrafında, Goreng' in bu sisteme karşı bir cevap, tepki gösterme çabası üzerinden devam ediyor. Kesinlikle izlemeniz gerektiğini düşündüğüm, sizleri de derinden etkileyecek bir film. İzlerken de sıkılmayacaksınız ve zamanın nasıl geçtiğini anlamayacağınızı söyleyebilirim.

Martian Marslı Film Konusu ve Kısa Özeti

Marslı Filminin Konusu 

Marslı Andy Weir' in aynı isimli Martian kitabından uyarlanan, yönetmenliğini Ridley Scott' ın yaptığı ödüllü bilimkurgu türünde filmdir.  Nasa ya ait astronot ekibi Araştırma yapmak için Mars gezegenine iniş yaparlar. Burada bi araştırma üstü kurarlar ancak çok şiddetli bir fırtına çıkınca geri dönmek zorunda kalır lakin uzay aracına dönerken ekip üyelerinden biri kaybolur. Fırtına da onu bulamayınca ekip bir kişi eksik olarak döner. Herkes onun öldüğünden emindir tek bir ümitleri yoktur. Kaybolan astronot Watney şanslı bir biçimde hayatta kalmıştır. Mars gezegeninde yalnız bir insan olarak yaşamak zorundadır. Mars a en yakın zamanda görevli olarak gelmesi planlanan gemi en az 4 yıl sonra gelebilecektir. Bu zaman dilinde hayatta kalmayı ve dünya ile iletişime geçip hayatta olduğunu bildirebilmesi gerekecektir. 

Botanikçi olan Watney, Marsta adeta kendine bir sera alanı kurup patates yetiştirmeye başlar, su ihtiyacı için çözümler üretir. Dünya'ya hayatta olduğunu haber edebilmek için yollar arar. Uzayda kaybolan ilk insan olan Watney tam bir hayat mücadelesi vermektedir. 

Marslı filmi

Marslı Filmi Hakkında Düşüncelerim

Yalnızlık, ve zorlu yaşam şartları onu çok yorsa da bizlere asla vazgeçmeyi illaki bir umut olduğunu çok güzel anlatmaktadır. İzlerken sıkılmadığımız yalnız başına hayatta kalmak için uğraşan Watney' e zaman zaman hayran kaldığımız bilim kurgu türünde önemli filmlerden biri olarak kesinlikle görüyorum. İzlemenizi önemle tavsiye ederim.



Ömer Seyfettin Baklon Hikayesi Özeti Yoktur Burda

Bu hafta sizlere Ömer Seyfettin ne ait Balkon hikayesini özetini yazacaktım. Hikayenin tamamını okuduktan sonra işlenen konunun ilk ve orta okul çağında birisinin kesinlikle okumaması gerektiğini düşündüm. Aslında şok olmuştum ilk okul çağlarında o pırıl pırıl zihnimizin olduğu dönemlerde öğretmenlerimiz tarafında bizlere okuyalım diye verilen bu hikayeler ne kadar çok bizi kirletiyor. Hikayeyi okuyan çocuk için hiçbir şey katmayacağı eminim. Bu yazım bir sitemdir yapmayın böyle bir hikayeyi çocuklarımıza okutmayın inanın kimseye karşı değilim ancak bu balkon hikayesi çocuklarımızın zihnini yıkamaktan başka bir şey değildir. 

Genç arkadaşlarım bu yüzdendir ki Balkon hikayesinin Özeti bu yazıda YOKTUR. 

Genç arkadaşlarım bu sayfayı KAPATIN b hikayeyi öğrenmeseniz de olur biz sizleri çok seviyoruz.


Uğur böceği


Hikaye kısaca Evin babası yıllar önce çalışmak için başka bir şehre gider. Eşinden ve ailesinden bir yıla yakın bir süre ayrı kalır. Bir yılın sonunda yanında bir kız çocuğu ile evine döner eşine bu çocuğu sahiplendiğini söyler. Aradan yıllar geçer kendi erkek çocuğu ve eve getirdiği kız çocuğu büyürler ve birbirlerine aşık olurlar ve kız hamile kalır. Gençler bu durumdan kurtulmak için annelerine bir birlerini sevdiklerini ve evlenmek istediklerini söylerler. Annesine bu fikir mantıklı gelir çünkü kız ellerinde büyümüştür. Bu konuyu babalarına söylemek için anneleri babanın yanına gider. Gençler de evin balkonuna çıkar. Anne baba ile konuşur. Baba öfke ile bu duruma karşı çıkar. Hiçbiri neden böyle yaptığını anlamaz kız ağlamaya başlar. Anne üstelemeye başlayınca baba dayanamaz ve o kızın evden ayrı yaşadığı dönemde bir başka kadından olan çocuğu olduğunu yani ikisinin kardeş olduğunu söyler.

Hikaye burada biter inanın hikayede gram çocuklara katkı saylayacak bir şey yoktur. Hikayenin Balkon ile ne alaka olduğu da malum zaten böyle bir hikayenin bizlere ilk okul çağında okutturulması da ayrı bir skandal bence.

Franz Kafka Dönüşüm Kitabı İncelemesi ve Değerlendirmesi

Kafka'nın dünya edebiyatında yankı uyandırmış klasik eseri Dönüşüm kitabının inceleyeceğiz.

Kitabın ana karakteri Gregor Samsa, düzenli bir işte çalışıp ailesinin geçimini sağlamaktadır. Huzursuz edici rüyasından bir sabah uyandığında kendisini böceğe dönüşmüş olarak bulur başta bu durumu kabul etmese de, belli süre sonra bu durumu kabullenir. Onun için artık yataktan kalkmak çok zor bir çabalama, normal zamanda yapabildiği şeyleri yapabilmek neredeyse imkansızdır. Ailesi onun bu halini gördüğünde korkuya kapılırlar, bu böcek Gregor Samsa mıydı gerçekten de? Zamanla bu durumu kabullenirler kardeşi onun odasını sürekli temiz tutmaya özen gösterip, onun sevdiği yiyecekler ile beslemeye başlar. Ama gün geçtikçe Gregor Samsa'nın iyileşeceğine ve eski haline döneceği inancını kaybetmeleri, aileye maddi katkısının olmaması zamanla ona karşı tavırlarının da değişmesine neden olur. Artık onu Gregor değil bir böcek olarak görmektedirler. Odasına bakılmaz, ilgi gösterilmez, bu evde yaşaması da artık tartışma konusu olmuştur.


Babası bir gün Gregor'a elma atarak, sırtında yaralara neden olur. Evin hizmetlisi sabah Gregor'u odasında ölü bulur, aile bireylerine haber verip onu çöpe atar. Gregor'un ölümü aile üzerinde hiçbir etki dahi bırakmaz, hepsi yaşamlarına devam eder.

Franz Kafka, bu eserinde böcek metaforu üzerinden toplumu eleştiriyor, toplumda kendisinden farklı olan insanlara gösterilen hoşnutsuzluk, küçümseme, dışlanmışlığı etkili bir biçimde bizlere aktarıyor. Eğer insanların ihtiyaçlarını karşılıyor, onlara iyilik yapıyorsanız değer görebilirsiniz lakin onlardan farklı olmanız onlara bir yararınızın olmaması, sizi böcek gibi görmelerine neden olacaktır.

Çocukluğun Sonu Arthur C. Clarke Kitabı Kısa Özeti

Çocukluğun Sonu Arthur C. Clarke 1953 yılında yazılan bilim kurgu olmasının yanı sıra bir distopyadır. 

Çocukluğumun Sonu kitabı Amerika, Rusya devletlerinin birbirleriyle olan uzay yarışın anlatarak başlıyor. Her iki devlette uzay yarışında ilk adımı atan taraf olmak istemekteydi. Ancak bir anda dünyanın en büyük şehirleri üzerlerinde devasa büyüklükte gemiler ortaya çıktı. O gün Her iki tarafta bu savaşı kaybettiklerini anlamışlardı. İnsanoğlu evrende yalnız değildi. 

İnsanlık bu cisimlere Hükümdar ismini vermişti. Hükümdarlar asla kendilerini göstermiyorlardı. Teknoloji olarak çok ileriydiler. Hükümdarlar geldikten sonra dünya refaha ulaşmıştı. savaşa, haksızlığa karşıydılar, bazı devletler eski durumu devam ettirmeye kalkışsalar da öyle sert cevap veriyorlardı ki bir daha kimse savaşmaya kalkışamadı. Anlayacağınız dünya çok daha huzurlu, mutlu bir yerdi ancak dünyanın geleceği hakkında kararları hükümdarlar veriyordu. Bazı insanlar bu duruma karşı çıkıyor, hükümdarların sadece dünyaya huzur getirme amaçlarında olamayacaklarını başka bir yegane amaçlarının olması gerektiğini düşünüyorlardı. İnsanlık şuana kadar sadece Karellan adındaki hükümdar ile iletişime geçmişti ve bu iletişimi de kendi gemilerinde kendilerini göstermeden Birleşmiş Milletler yöneticisi ile yapıyorlardı. Karellan insanoğlunun henüz kendilerini görmeye ve gerçek amaçlarını bilmelerine hazır olmadıklarını zamanı geldiğinde öğreneceklerini belirtiyordu.

cocuklugun sonu kitap


Bölüm 2: Altın Çağ

O gün gelmişti, bir sonraki nesil hükümdarları görebilecekti. Hükümdar gemisi yavaş bir şekilde indi ve Karellan kendisine eşlik etmesi için gemiye 2 çocuk istedi.  Çocuklar eşliğinde gemiden çıktı. Deriden kanatları, küçük boynuzları, dikenli kuyrukları bulunuyordu. İnsanlık ilk defa hükümdarı görmüştü. Ancak insanlar hala amaçlarını bilmiyordu.

Hükümdarlar bazen insanların arasına karıştığı gözlemlenmişti. Dünya üzerindeki kitaplardan faydalanıyorlardı. Bir gün hükümdarın da katıldığı bir partide, insanların çoğu dağıldıktan sonra bir grup bir masa etrafında oturmuş eğleniyorlardı. Bu eğlencenin tam da sonunda içlerinde biri hükümdarların gezegeni sorunca gelen cevap onları ürkütmüştü. NGS 549672 içlerinden Jan yaptığı araştırmalar ile bu gezegenin var olduğunu fark etti. Ardından yaptığı plan ile hükümdarların gemisine binip, onların gezegenine doğru yola çıktı. Hükümdarlar bunun farkındaydı Jan'ın yolculuğu uzayda 2 ay sürecek olmasına rağmen, dünyaya geri döndüğünde 80 yıl geçmiş olacak ve tanıdığı kimse olmayacak, dünya belki de çok değişecekti. 

Bölüm 3: Son Nesil

George ve Jean çocuklarının geceleri gördüğü rüyalarda korkmuş durumdaydı. Evrende farklı konumda gezegenlerde ,farklı canlılar farklı yıldızlar görüyordu. Zamanla normal yaşantısında da bu rüyalara görmeye başlamışlardı.

Karellan dünyaya son bir konuşma yaparak, yegane amaçlarını açıkladı. Şu anki çocukların insan olmadığını onların dönüştüklerini bunun sadece çocuklarda olduğunu belirtti. Nedeni ni kendileri de bilmiyordu. Başka gezegenlerde de bu olmuştu sıradaki gezegen dünyaydı. Bu yüzden gelmişlerdi bu duruma aracılık etmek için. Hükümdarlar kendilerinden daha üstün olan Zihindar adındaki varlıkların tarafından kontrol edildiklerini söylediler. Şuan ki yetişkin nesli insanlığın son nesli olacaktı. 

80 yıl geçmişti Jan dünyaya dönmek için sabırsızlanıyordu. Yeryüzüne indiğinde gördüğü manzara karşısında şok olmuştu . Dünyadaki son ve tek insan oydu. Dönüşüm tamamlanıyordu ve Hükümdarlar dünyadan ayrılıyordu. Jan ise dünya yok olurken bu dönüşümü izliyordu.

Söz Gümüşse Sukut Altındır Kompozisyon Yazma Kuralları

İlk okulda kompozisyon dersiydi yaklaşık 50 - 60 kişilik sınıflarda üçer kişilik sıralarda okuyorduk öğretmenimiz temiz bir a4 kağıdı çıkarmamızı ve herkesin vermiş olduğu atasözüyle ilgili dersin sonuna kadar bir kompozisyon yazmasını istemişti. Bu hayatımda yazacağım ilk kompozisyondu çok heyecanlı ve hevesliydim bir kaç ders önce kompozisyon yazma kuralları anlatılmış hepsini çok iyi anlamıştım. 

bilgi kirliliği net

Sırayla herkese yazması gereken Atasözünün söyleniyor notunu alanlar hemen yazmaya başlıyordu. Sıra bana geldiğinde verilen Atasözü Söz gümüşse sukut altındır oldu. Öğretmenimin dudaklarının arasından bu kelimeler dökülürken daha yazmaya karşı hevesim kaçmıştı. Çünkü bu söz bana hiçbir şey ima etmiyordu hiçbir şey anlamamıştım. Ne yazacağıma dahi hiçbir fikrim yoktu keşke yanımda oturan arkadaşıma gelen söz bana gelseydi diye düşünmüştüm. 

Dersin sonuna kadar bir şeyler yazmalıydım ancak sukut ne demek, altın ve gümüş arasında kıyaslama nedir bu atasözündeki kelimeler arasında bir bütünlük dahi kuramadım öğretmenime de soramadım hem çekingen bir yapım vardı hem de kalabalık sınıf olmasından kaynaklı çok yoğundu. Aklıma o an kompozisyon yazma kuralları gelmişti. Kağıdın üstünden 4 parmak boşluk yanlardan ikişer parmak boşluk paragraf başları bir parmak içerden başlar vs. vs.. 

Zaman hızla ilerliyor yanımda oturan arkadaşların harıl harıl yazıyordu. Bende hemen yazmaya yani saçmalamaya başladım, söz söylemek nedir nasıl yapılır, altının değerli bir metal olduğunu, düğünlerde takıldığını saçma sapan yazıyordum. O an dahi anlamıştım atasözünün bir şeyler anlatmak istediğini ama benim anlamadığımı ancak bir şeye çok iyi yapıyordum kompozisyon kurallarını, kağıdım çiçek gibiydi. Kağıda üstün körü bakan birisi güzel yazmış diyecekti ama içi bomboş bir yazıydı. 

O kompozisyon ödevini geçtim sırf yazma kurallarına uyduğum için yazının içeriği hiç önemsenmemişti. O gün şunu öğrendim senden istenen şekilde yap gerisi önemli değil. Bilinçaltım bunu en derinlerime kodlamıştı. Hayatım boyunca da bu böyle devam etti öğretmenlerimin istediği şeklide öğrenci, patronumun istediği şekilde çalışan oldum karşıma çıkan her konuyu bir şekilde geçiştirdim. Bugün şunu anlıyorum ki kendime en büyük kötülüğü yapmışım hiçbir şeyin değerini anlamadan devam etmişim.  Öğrenci olmanın değeri öğrenmek, keşfetmekti ama ben dersleri geçmek zannetmişim. Saygılı uslu bir öğrenci olduğum sürece yapamadığım dersleri bile geçmiştim ancak içim boş bir şekilde.

Bu yazıyı okuyan insanlara  ricamdır hayatınızı bir kalıp içerisinde ve belirli görüntüyü görmek için devam ettirmeyin. En önemlisi yetiştirmekte olduğunuz çocuklarınızı, eğitim verdiğiniz öğrencilerinizi yakınınızda bulunan çocuklarla konuşun onlardan fikirler alın asla bilmedikleri şeylerle onları yargılamayın onlara öğrenmeyi öğretin.