Korku Stefan Zweig Kitap Kısa Özeti

Korku insanın kendini nasıl yeyip bitirdiği anlatan muhteşem bir kitap. Stefan Zweig in Satranç kitabında da olduğu gibi harika bir duygu aktarımı yapılmıştır. 100 sayfalık bir kitap olan Korkuyu bir oturuşta elinizden düşürmeden okuyacağınıza eminim.

Konusu: Kocasını aldatan Irene nin bu durumun açığa çıkması ile kendi iç hayatın yaşamış olduğu korku ve huzursuzluk halinin çok derinlemesine anlatıldığı ve bunun sonucunda nelerin yaşana bileceğini bizlere göstermesi. 

Korku Kısa Özeti

Irene rahat bir yaşamı olan evli ve iki çocuk sahibi genç bir kadındır. Kocası Fritz işinde çok başarılı bir avukattır. Kocası ile birbirlerini çok yakından tanımazlar. Irene zamanın çoğunu ya alışverişte yada davetlerde arkadaşları ile geçirerek harcar. Çocukları ile çok az ilgilenir çocuklarını evin işlerinin yanlarında çalışanlar yapar. Kocası Fritz işinde olan başarısı maddi yönden çok rahat yaşamalarını sağlar.

korku kitap kapağı
Irene bir gün gitmiş olduğu piyano konserinde piyanistle tanışır ve zaman içerisinde sevgili olurlar. Piyanistle başlayan yasak aşkları ona kendisini genç kızlık yıllarına götürmüş gibi hissettirir. Zaman içerinde belirledikleri günlerde piyanistin evinde buluşarak aşklarını yaşarlar.

Sevgilisin evinde ayrıldığı bir gün binanın kapısın önünde karşısında bir kadın görür bu kadın Irene nin üzerine yürüyerek kendi sevgilisini elinden aldığını gibi hakaret ve tehditler savurur. Kahramanımız bu durum karşısında buz kesmiş arkasına bile bakmadan kaçmıştır. İşte bu günden sonra yazarın işlemiş olduğu korku duygusu anlatılmaya başlanmış Irene içten içe büyük bir korku ile yaşamaya başlamış evden dahi dışarı çıkmıyordu. İlk iş olarak sevgilisi istemese de ondan ayrılır. Bir gün korkularını devam ettirecek bir mektup gelir evlerine. Binan önünde gördüğü kadın bu sefer ondan santaj ile para istiyordur. 

Irene duruma anlam veremiyordu kadın evine kadar onu takip etmiş olmalıydı. O kadar çok tedirgin ve korku dolu yaşıyordu ki ev halkı dahi ondaki değişimi anlamış kocası bir kaç kere onunla iletişim kurup yardımcı olmaya çalışsa da durumu kimseye anlatmamıştır. 

Kadının şantajları devam ediyor her seferinde daha fazla para istiyordu. Irene parayı her verdiğinde bir kaç gün sonra yeniden yeni bir mektup. Hatta bir seferinde kadın evlerine dahi gelmiş parmağında ki yüzüğü bile almıştı. Bu süre zarfında Kahramanımız çocuklarına ve kocasına karşı ne kadar ilgisiz olduğunu yaptığı tüm hataları anlamıştı. 

Irene en sonunda bu korku ve kaybetmenin bir son bulması gerektiğini düşünerek intihar etme kararı aldı ama ondan önce kendini tehdit eden kadını bulup dersini vermek istiyordu. Kadını sokaklarda ne kadar arasa da bulamadı. Eczaneden bir şişe morfin alıp intihar etmeyi düşündü tam bu sırada aslında her şeyi en başında belli bilen kocası gelip onu kurtarıyor. 

Aslında Irene en çok korktuğu sahip olduklarını kaybetme durumudur. Lüks yaşamını, çocuklarını ve ailesini.  

Ömer Seyfettin Bomba Kısa Özeti

Özgürlük arayışında olan bir milletin içinde çıkan çetelerin halka yaptığı zulümleri anlatmaktadır.  Bomba .İnsanların, sırf görüşleri ve kendi yanında bulunmaları yüzünden kötü insanların hedefi olması. Milletin birlik ve beraberliğinin bozulduğu zamanlarda başlarına neler geleceği gösteren bu kitapta hüzünlü bir hikaye anlatılmaktadır.

Bomba Hikayesi Özeti

Makedonya' nın iç karışıklığının olduğu bir dönemde, özgürlük arayışında olan bir millet ve ortaya türeyen komiteci diye tabir edilen çeteler vardır. Bu çeteler halkın malını mülkünü alan, onlarla birlikte olmayanları öldürürlerdi. Bu coğrafyada Boris isimli yirmi beş yaşlarında Sosyalist bir genç vardır. Boris ilk zamanlarda bu komitelere katılmış dağa çıkmış olsa da, Meşrutiyet ilan edilince, arkadaşları ile silah bırakıp teslim olmuşlardır. Geldiğinde annesini öldüğünü öğrenmiş, yeterince yaşlı olan babasının işlerini ela alıp yaşamaya başlamıştır. Magda isimli bir kız ile evlenmiş, bir çocuk beklemektedirler. Komitecilerden ayrıldığı için de sürekli tehditler almaktadır. Boris savaşların olmamasını, insanların huzur için de yaşaması gerektiğini düşünmektedir.

Bomba Kitap KapağıMakedonya da her gün kanlı olaylar yaşanmaktaydı. Komiteler halka eziyet edip parasını alıyordu. Boris de bu zulumden kurtulmak içcin Amerika ya gitme planı yapmış tüm malını mülkünü satmıştı. Komitelerden tehdit mektubu almış bunun içinde gidecekleri günün gecesine kadar eşinden bu planının saklamıştı.

Gitme planını eşine söylediği gece geç saatlerde, bahçedeki köpeklerin sesi geliyordu magda çok korkmuştu. Boris camdan baktığında komşularının kızı Melina gelmiş Komitelerin evlerine geldiğini Boris'  in babası İstoya yı yanlarına çağırıyorlardı. Her ne kadar eşi istemesede Boris babasının parasını alıp işkence edeceklerini bildiği için kendisi gitti. Sabah olmuştu Boris hala gelmemişti, baba İstoya uyanmış ocağı yakarken köpek sesleri yine duyulmaya başladı. Ardından kapı çalmaya başladı, gelenler Komitenin en kanlı adamları idi baba istoya buz kesmiş bir şekilde kala kaldı.
Komiteler silahlı adamlardaıyaşlı adam istoya dan seküzyüz lirayı istiyordu eğer getirmezse oğlu Boris' i öldürüp evi yakacaklarını söylediler. Bunun üzerine ihtiyar adam paraları getirdi adamlar içki içip Magda ya ile eğlenip genç kadına işkence yaptılar. Evden gitmeden önce bir siyah bir örtüye sarılı bomba diye bir şeyi Magdaya verdiler eğer bunu saklamaz sa Boris i bir daha hiç göremeyeceğini söyleyerek evden ayrıldılar. Kadın adamlar gittikten sonra bomba denen şeye baktığında kocaman bir çığlık attı bu kocasının vücudundan ayrılmış başıydı. 

Ömer Seyfettin Yemin Hikayesi Özeti

Toplum yapısının ne kadar bozulduğunu gösteren bu eserde, yalan yere edilen yeminleri yapılana ahlaksızlıklara bir şekilde kılıf uydurulduğunu göstermektedir. Yalan yere yemin ederek karşımızdaki kandırmayız kendimizi de kandırırız ve içten içe çürürüz.

Yemin Kitap Kapağı Yemin Kitap Özeti

Kahramanımız Doğancılarda bulunan Hacı Hafız Muğla'nın evinde bulunan Makbule isimli bir kızı delice sevmektedir. Bu evin hanımı olan Hacı hanım sofu, ibadetine düşkün, ihtiyar bir kadındır. Düzenli olarak abdestini alan, namaz kılar. Yanında bulunan kızlardan birini seveni mutlaka ibadete başlatır.
Kızlarıda onun gibi dinene düşkün. hepsi giyim kuşamı düzgün makyaj yapmayan efendi kızlardı. Kahramanımızda Makbule' yi görmek için Hacı hanımın evine gider. O evde ibadetini yapar Makbule ile kalmaktadır.  Evlerine yalnızca akrabaları, süt çocukları gelmektedir. Makbule  kahramanımız dışında hiç bir erkeğe gözükmezdi.
Bir gün hacı hanımın evinde oturmaktaydı. İkindi namazından sonra kapı çaldı. Makbule sabri diye birini geldiğini söylediler. Bu kişinin Makbule' nin teyzesinin oğlu olduğunu söylediler. Sabri nin çok sofu olduğunu söyleyerek kahramanımızı Sabri den gizlerler.

Sabri iri yarı, pala bıyıklı,  kabadayı bir gençtir. Sabri içeri girdiğinde Hacı anneye Makbule' nin başka birisiyle görüştüğünü hatta bu evde yaşadığını duyduğunu onu öldürmeye geldiğini söylemekteydi. Hacı anne bunun bir iftira olduğunu, istersen evi ara diyerek evi gösterdi.
Hacı teyze  duvarda asılı olan Kuranı Kerimi alıp yemin ederek senden başka kimse bu kızın yüzünü görmemektedir diye yemin etti. Sabri bunu görüp anneye inandı bu seferde makbule aynı şekilde yemin etti. Sabri yapılanlara inandı ve gitti. Kahramanımız yalan yere edilen yemini görünce şaşkına döndü.
Kahramanımız saklandığı yerden çıkınca. Hacı hanım ona çok mu korktuğunu sordu o da  yeminin tutuğunu söyledi.
Makbule duvarda asılı olan bohçayı tekrara dana getirerek içini açtılar içinde sarı renkli incirler vardi. Hacı hanım ettiğim yeminin boş olduğunu söyledi.



Ömer Seyfettin Gizli Mabet Özeti

Gizli Mabet Kısa Özeti

Avrupalı bir genç olan Frenk, kahramanımıza misafir olarak gelmiştir. İstanbul bir kaç gün gezdirmesi istenmiştir. Frenk Türklerin kendi özündeki değerleri beğenmeyip Avrupai şeyleri sevdiği söylemekteydi. Avrupa tarzı beton binalardan nefret ediyordu bu genç. Bu yüzden kendisini gerçek Türk yerleşim yerlerini gezdirmelerini istiyordu.

gizli mabet kapağı
Bu genç kendisini Avrupalılaştırılmamış bir Türk evine götürmelerini istiyordu. Kahramanımız da Frenk i Kara gümrükte oturan süt annesinin yanına götürmeye karar verdi. Yalnız kendisinden Fes takmasını istedi. Frank tenha mahallerde geziyor, hayranlıkla bakıyordu etrafa yıkık eski püskü yerlere bayılıyordu. Süt annesinin eski evine geldiler, çocuk hayran hayran bakıyordu eve. Kahramanımız süt annesine genç çocuğu Müslüman olan bir Çerkez olarak tanıttı aksi halde süt annesi bir gayri Müslimin yanına çıkmazdı. Yemeğe oturduklarında yemeği bile elle yemek istiyordu genç evi dolaştıktan sonra yatma vaktinde üst kattaki odaya yerleştirdiler. Sabah olduğunda genç çocuk duygularını bir kitaba yazıyordu. Kahramanımız Frank i gezdirmeye başladı Fatih deki camiye götürdü, Frank camiye bakarak bu mabetten daha güzelini yattıkları evde  gördüğünü söyler. Kimsenin göremediği sırrı gördüğünü herkesten saklanan mabetti gördüğünü söylemektedir. Kahramanımız anlamasa da Frenk gördüğü gizli mabetti defterine yazmıştır. Defterinde asıl şark denilen yerin dindar ihtiyar dul bir kadının evinin içinde olduğu. Sabah uyandığında ayaklarının ucuna basarak karşı odaya girdiğini bu odanın gizli bir mabetti mezarlar gördüğünü yerde porselenler olduğunu, ipten bir şeyler aralıklarla gerilmiş şeyler olduğunu gördüklerini yazmış. Kahramanımız okuduğu yazıya kocaman bir kahkaha attı burada yazan yer süt annesinin sandık odası olduğunu söyler. Frenk inanmıyordu, Frenk düşündü ve o oda bile o kadar dini bir yerdi ki görmediğimizi söylemekteydi.

Tespih Ağacının Gölgesinde kısa özeti ve incelemesi Harper Lee


Tespih Ağacının Gölgesinde Kısa Özeti

Tespih ağacının gölgesinde Harper Lee'nin Bülbülü Öldürmek çıktıktan tam 55 yıl sonra gelen devam romanıdır. Hatırlarsanız Bülbülü Öldürmek'i 9 yaşındaki Scout'un gözünden görmüştük. Scout'un, Jem ve Dill ile olan maceraları bizi heyecanlandırmış hatta yüzümüzü gülümsetmişti. Bu kitabımızda o bizim 9 yaşındaki Scout büyüdü ve yirmili yaşlarda genç bir kadın oldu. New York'ta yaşayıp kendi ayakları üzerinde duruyor.

Tespih Ağacının Gölgesinde KapakScout Maycomb'a babasının yanına dönmeye karar verir ve güzel bir tren yolculuğu ile kitabımız başlıyor. Scout'un tren yolculuğu sırasında yaşadığı küçük aksilik ile gülümseyerek kitabımıza başlıyor. Scout Maycomb'a gelmesiyle çoğu şeyi değişmiş olması onu hayal kırıklığına uğratacak ama tabi ki değişmeyenlerden birisi de halası Alexandra. Onun sınıf ayrımı konusunda fikri değişmemiş olup ayrıca Scout'un yaşama biçimine müdahaleleri karşısında Scout'un özgür yapısı onların sık sık tartışmalarına sebep olacak.

Atticus gittikçe yaşlanmasıyla birlikte hukuk bürosunu oğlu Jem'e devretme planları yaparken Jem'in ansızın ölümü ile sarsılıp bu durumda Atticus , Henry'i işe aldı. Aslında hatırlarsanız Bülbülü Öldürmek kitabında bu karaktere hiç rastlamamıştık hatta kitabın başında Scout'un, Henry hakkında çocukluk arkadaşı ve ağabeyinin yoldaşı olarak bahsetmesi bizi biraz daha şaşırtmıştı. Henry , Atticus'un eli ayağı olmuş ona her konuda yardımcı olmakta ve aralarındaki ilişki bir baba-oğul ilişkisine dönmüştü.

Siyahiler, toplum üzerinde biraz daha yer edinse de sınıflar arası ayrım daha da artmıştır. Scout'un adalet , eşitlik , özgürlük ve ırkçılık kavramları üzerindeki düşünceleri değişmemiş olsa da babası Atticus'un değişimi hayal kırıklığına uğratmıştır. Bir zamanlar onun örnek aldığı onu büyüleyen babasının şimdi ki düşünceleri midesini bulandırmaktadır. Bu iki düşünce farklılığı kitabın son kısımlarında Atticus ve Scout arasında geçen tartışma bizi inanılmaz derece de büyülüyor ve hayranlığımızı daha da arttırıyor.
Kitabımız , Bülbülü Öldürmek'in gölgesinde kalmış olup okurlarında o içine çeken etkiyi pek bırakmadı bunun nedeni de bu kitapta , Bülbülü Öldürmek de kullandığı birinci kişi anlatımı tercih etmemiş olması olabilir. Bu bakış açısı ile Scout bizi dünyasına çekiyor ve olayların yanı başımızda hissini veriyordu. Yine de ara ara eski çocukluk anılarına dönülmesi bizi çok mutlu etti.

Kitaptan Sözler

"Şunu da hep hatırla: Geriye bakıp, düne, on yıl önceye bakıp o günkü halimizi görmek her zaman daha kolaydır. Zor olan, şu anki bizi görmektir. Bu beceriyi elde edebilirsen, yuvarlanıp gidersin."

Ömer Seyfettin Topuz Kitap Özeti

Topuz hikayesinin konusu Zor zamanlar geçiren Türk devletinden özgürlüklerini ilan eden Eflakların,  gelecek olan Türk elçisini beklerken yaşananlar.

topuz özetiTopuz Hikayesi Özeti


Eflak sarayının etrafında coşkulu bir kalabalık vardır. Herkes sarhoş olmuş bağımsızlıklarını kutluyordu. Bağımsızlıklarını kazandıklarını sanan Eflak halkı Türklerden gelecek olan elçiyi sarayın çevresinde beklemektedirler.

Çok içmiş bir kumandan ile yanında bulunan subay konuşmaktadırlar. Kumandan kansız bir zafer kazandıklarını, bağımsız olduklarını söylemektedir. Subay ise komutanı kadar sarhoş olmadığı için bu işin içinde bir şey olduğunu Türklerin böyle bir şeye izin vermeyeceğini düşünüyordu. Elçi beraberinde üç yüz atlı ile gelmektedir. Elçi yanında Osmanlı Padişahını beratı ile hediye olarak davul ve topuz getirmektedir. Kumandanın yanındaki subay üç yüz kişinin geldiğini duyunca çekinir ama kumandan üç yüz kişinin hiç bir şey yapamayacağını, korkmaması gerektiğini söylemektedir. 

Sarayın yakınan gelen elçiyi görünce kumandan atını şahlandırarak yanına gitti. Attan inmesi gerektiğini söyler, elçi kabul ederek atından iner. Elçinin yanında gelen heyetin dışarıda kalması gerektiği söyler, elçi ise getirdiği hediyeleri götürmek için yanına üç kişi alır. Kumandan coşkulu bir şekilde atını şahlandırarak saraya doğru gider. Koskoca Türk elçisi arkasından yürüyerek gelmektedir ne büyük bir gururdur bu onun için.

Sarayın içine girdiler herkes onları izliyordu, sarayın içinde tahta oturan prens ve etrafında bir sürü zırhlı asker bulunmaktaydı. Kumandan elçiye nasıl divanda hareket etmesi gerektiği söyledi, hatta elçinin kavuğunu düzeltti. Presinin yanına gelince komutan geri çekildi. elçi ve yanında hediyeleri getiren üç Türk sarayın ortasında prensin karşısında durdular. Elçi ilk olarak yanında getirdiği beratı öptü ve prense götürdü. Prens önemsiz bir şeymiş gibi aldı, yanındaki adamına verdi. Elçi geri çekildi, bu sefer hediye olarak getirilen altın yaldızlı topuzu. Gözleri yere bakarak prense götürdü bir anda çok hızlı bir şekilde topuzu havaya kaldırdı ve prensin kafasına geçirdi. Herkes şok geçirmişcesine bu durum karşısında dondu kaldı, kimse yerinden hareket dahi edemedi. Elçi kaftanının altındaki kılıcı çekti ve herkese bağırmaya başladı özgürlük isteyen cezasını buldu dedi. Ölü prensin o kadar askeri adeta donmuş herkes onu izliyordu. Elçi tahta giderek ölü prensi, tahtan indirdi onun yerine oturdu ve herkesin padişah namına ona itaat etmesini istedi. Herkes korkudan itaat etti ve elçinin elini öptü. Yalnız sarhoş kumandan ile yanındaki subayın kellesi uçuruldu.

Kitabın ana fikri ile ilgili görüşleriniz yorum olarak atabilirsiniz.

Pollyanna Kısa Özeti

Eleanor H. Porter Pollyanna isimli kitabın yazarak tanımıştır. Kitap konu olarak Hayatta başına gelen tüm zorluklara iyimser bir şekilde bakan küçük bir kızın hikayesi anlatılmaktadır. Ana fikri ise her zaman iyimser olup, başımıza gelen herşey den bir mutluluk çıkarmalıyız.

Pollyanna özeti Pollyanna Kitap Kısa Özeti

Pollyanna on bir yaşında, sarı saçlı, daima güler yüzlü neşeli bir çocuktur. Teyzesi Polly bir süre önce Küçük kıza bakması için bir mektup almış istemese de ona bakmayı kabul etmiştir. Onun için tavan arasında bir oda ayarlatmıştır. Pollyannanın teyzesi tutucu zor bir kadındır. Bir evde çalışanları ile birlikte tek başına yaşamaktadır.

Nancy önceden hiç çalışmamış babasını kaybettinten sonra hasta annesi ve kardeşlerine bakmak için Pollyanna nın teyzesi Poly nin yanında hizmetçi olarak işe girmiştir.  Pollyanna' yı karşılamak için evin bahçıvanı Tom ile birlikte terminale gitmişlerdir.

Küçük kız Nancy i ilk gördüğünde onu teyzesi sansa da evin hizmetçisi olduğu öğrenmiş onunla konuştukça onu çok sevmiştir. Küçük kız yolculuk boyunca ona sorular sormuş sorularını cevaplamıştır.

Pollyanna eve geldiğinde teyzesine koşarak sarılmış, ancak teyzesinin katı kuralları ile karşılaşmıştır ancak hiç birine morali bozulmayan kız sürekli mutludur. Bu mutluluğunun sebebini soran Nancy babası ile oynadıkları mutluluk oyunu anlatmıştır. Etrafındaki insanları Pollyanna ya çabuk alışmış o ise her daim çevresine gülücükler neşe saçmıştır. Aynı şehirde yaşadığı insanlarla çabuk kaynaşıp herkese mutluluk oyunun anlatmıştır. Çok hızlı arkadaş ediniyor onu tanıyanların hepsi onu seviyordur

Zamanla teyzesi de pollyanna yı sevmeye başlamıştır. Pollyanna sokakta gördüğü kedi ve köpeği eve getirmeye başlamış teyzesi ilk baş bir şey dememiştir. Bir seferde  kimsesiz çocuğu eve getirir teyzesi buna çok sinirlenir ve çocuğu yanında ona kızar çocuk ise gider. 

Bir gün Pollyanna ya araba çabar ve yürüyemez. Herkes bu duruma çok üzülür, onu ziyarete gelir. Bir tanıdığı arkadaşı olan Bay Pendleton evsiz o çocuğu evlat edindiğini söyler. Teyzesi onun için ağlar öğrettiği mutluluk oyunun oynar. Tüm bu olanlara çok sevinir. Çeşitli doktorlara gösterilen Pollyanna bir gün Polly teyzesine artık yürüye bildiği söyleyen bir mektup yollar.


Düzeltilmesini ve eksik gördüğünüz yerleri bize yorum olarak atabilirsiniz