Ömer Seyfettin Mermer Tezgah Kitap Özeti

Mermer Tezgah Hikayesi Kahramanı Hakkında Bilgi

Cabi efendi beyaz top sakallı, şişman vücutlu, tombul elli bir ihtiyardır. İş yapmaya gerek duymaz, dünya durumu inceler, gerçeğin yaşamın kendisinde olduğunu inan bir insan dır. İstanbul'u gezmek koca bir kitap okumaktan da öte olacağını düşünür. Gazete ve kitap okumaz yazan şeylere de inanmazdı. Ancak gazetede yazan bir şeyi gerçekte gözü ile görürse inanırdı. Gezmeyi çok sevdiği için bahar aylarını çok severdi.

Mermer Tezgah Kitap Kısa Özeti

Güneşli bir gün gezinti yapmak için sokağa çıktı. Etrafı inceliyor gördüklerine yorum yapıyordu. Serçeleri, arılara, insanları gözlemliyor felsefe yapıyordu. Nereye gezeceğini düşünürken Üsküdar'a doğru gitmeyi düşündü Top kapı tramvayına bindi etrafındaki insanlara dinliyor herkesin ne kadar boş konuştuğunu söyleniyordu. Giderken şimdiye kadar hiç kız kulesine gitmediğini içerisinde neler olduğunu düşündü oraya gideyim dedi. Üsküdar'a vapurla gidecek, indikten sonra sandalla kız kulesine geçecekti.

Cabi efendi vapura binmek için sokaklardan gezerken gözüne bir dükkan takıldı. Beyaz mermer üzerinde elinde keser ile çalışan ustanın olduğu bir marangoz dükkanıydı burası. İlk görüşte inanamadı çünkü mermerden marangoz tezgahı olmazdı. Dayanamayıp dükkana girdi ve içeri de çalışan ustaya tezgahın neden mermer olduğunu sordu.  Cabi efendi böyle mermer tezgahı olmayacağını eğer keseri kaçırırsa tezgaha da kesere de zarar vereceğini söyledi. Usta güldü ama ben hiç hata yapmam diyerek karışılık verdi. Yirmi yıldır usta olduğunu ve işinde gayet iyi olduğunu söyledi. Cabi efendi tezgaha baktı hiç hata yapmadığını gördü bir çizik bile yoktu. marangoz hiç zeki birisine benzemiyordu.

Mermer Tezgah Kitap Özeti

Cabi efendi anlam veremedi en sonunda ustanın düşüncesiz birisi olduğunu söyledi. Marangoz  biraz sinirlendi yüzü değişti ve Cabi efendiye nereden bildiğini sordu. Kahramanımızda ustanın düşüncesizliğin den dolayı bu kadar dikkatli keser kullandığını söyledi. Usta onu dükkandan kovdu. Cabi bey her olayın nedeni bulmayı çok seviyordu bu ustada düşüncesizliğin eline ustalık olarak veriyordu kayıtsız olduğunu düşünüyordu. Ustaya yarın keserini yanlış yere vuracağını söyleyerek oradan hızlıca uzaklaştı. Çevredeki dükkanları gezdi ve mermer tezgahın ustası hakkında bilgiler edindi. Yeni evli olduğu adının Ali olduğunu, evinin adresine kadara öğrendi. Herkes Ali ustaya övgüler yağdırıyor ne kadar iyi bir usta olduğunu anlatıyordu.

Cabi Efendi Tezgahı Kırdırmak İçin Plan Yapıyor.

Cabi efendi bu adamı ufacık düşündürürse ona hatta yaptıracağını biliyordu. Hemen bir kasaba gidip bir kuzu alıp onu piş ittirdi. Bir hamalla kuzuyu Ali ustanın evine götürdü. Kapıyı çaldı ve eşine bu kuzuyu, Ali ustanın gönderdiğini söyleyerek verdi. Ali usta evine geldiğinde sofrada kuzu olduğunu bunu nereden geldiğini sordu  Karısı kendisinin gönderdiğini söyledi. Karı koca orada kuzu yüzünden kavga ettiler. Ali usta sabaha kadar uyuyamadı. Sabah hemen dükkana gitti dünden kalan işini yapacaktı. Cabi efendide sabah erkenden dükkanın yanına gelmiş gizlice onu izliyordu. Ali ustanın aklı kuzuda idi kimin gönderdiği düşünüp duruyordu tam o sırada keseri mermere vurdu ve mermerden parçalara etrafa saçıldı. Cabi efendi hemen içeri girdi geçmiş olsun usta diyerek gülümsüyordu. Boşuna düşünme kuzuyu ben gönderdim, seni düşündürmek için yolladım dedi. Daha sonra ona fikirlerini ve oradan ayrıldı. Cabi efendi bu olayında gerçeğini bulduğu için çok mutlu idi.

Herkesin İçtiği Su Hikayesi Özeti

Ömer Seyfettin hikayelerinden olan Herkesin içitiği su hikayesi günümüzün sosyal düzenine göndermeler yapan okunması zevkli bir kitaptır.

Herkesin İçtiği Su Kısa Özeti

Çok akıllı bir ihtiyar olan Çin devleti hükümdarı Linq-yu daima ileriye bakmayı düşünen,  halkın ve kendisinin geçmişten geri kalmışlıktan uzak kalması isteyen bir hükümdardı. Bu yüzdendir ki Çin devletine  ait eski kitapları yaktırırdı. Halkı onu çok sever onun bir deha olduğuna inanırlardı. Kendi hükümdarlığı boyunca esrarı afyonu içmeyi yasal ilan etmiş. Herkes mutlu mesut yaşıyordu.

herkesin içtiği suBir sabah Hükümdarın huzuruna baş müneccim geldi. Hükümdar onu beklemiyordu olacak bir şey yoktu aslında. Müneccim büyük bir felaketin olacağını söylüyor. Hükümdar bu duruma inanmıyordu çünkü her şey yolundaydı savaş çıkma sebebi yok, bereketli zamanları yaşıyorlardı. Müneccim günlerce büyük bir yağmur yağacağını bu yağmurun suyundan kimler içerse deli olacağını söyledi. Bu durum büyük bir felaketti. Hükümdar müneccime güveniyordu, sarayda hemen hazırlıklara başlandı yağmur başlamadan saraydaki her yere temiz su depolandı. 

Aradan günler geçti beklenen yağmur yağmaya başladı günlerce yağdı yağmur. Her yeri sel aldı. Baş müneccimin dediği gibi oluyordu kim sudan içerse deliriyor, çığlık atıyordu. Zamanla tüm halk bu sudan içmişti. Halk o kadar delirdi ki iyice zıvanadan çıkmıştı. Kimsenin sözünü dinlemiyor, herkes kendi bildiğini okuyordu. Yalnızca sarayda kalanlar sudan içmeyip akıllı kalabilmişti.  Deliren halk sarayda duranların deli olduğunu söylüyor saray halkını yuhalıyorlardı. Hükümdar ne yapacağını bilemiyordu. 

Hükümdar bir sabah herkesin bu sudan içmesini emretti "herkes deli olduktan sonra akıllı olmanın anlamı yoktur." diyerek ilk olarak kendisi suyu içti. Onlarda artık halkın arasına karıştı bu yeni durum sosyal düzen olmuştu. Olur da birisi akıllanır eski haline dönerse deli olarak nitelendirilip akıl hastanesine yatırılıyordu. 

Beyaz Zambaklar Ülkesinde Kısa Özeti ve Alıntılar

Rus yazar Grigory Petrov'un özellikle ülkemizde olmak üzere çoğu coğrafyada büyük bir ses getiren romanıdır. Belki dünya üzerinde en önemli kitap eserlerinden biridir Beyaz Zambaklar Ülkesinde. Öyle ki Atatürk' te Petrov'un bu eserinden etkilenip, hemen okulların ve askeri okullarının müfredatına eklenmesini söyledi. Peki bu kitabı bu kadar önemli yapan ne diyebilirsiniz. Bunu özetimizde çok daha iyi anlayacağız. 

Beyaz Zambaklar ülkesindeÖncelikle biraz Finlandiya' nın bulunduğu o zor durumdan bahsedelim. Finlandiyalılar iç karartan taş ve kaya yığınları, bataklıklar, göller ve ormanlar arasında yaşayan bir halk. Etrafında değerli bir madende yok. Aynı şekilde halk bataklık içinde cahil, kaba, alkol düşkünü, hasta ve yoksul.

Ama şu an dünya üzerinde refah düzeyi en yüksek ülkedir. Peki bu duruma nasıl geldiler.

Finlandiya, 1811 yılına kadar İsveç hakimiyeti altındaydı. Öyle ki Finlandiya'daki en önemli mevkilere kadar İsveçliler vardı memurundan, subayından, kilisesinden yönetimine kadar. İsveçliler halka yüksek gözden bakıp onları değersiz varlıklar görüp, aşağılıyorlardı. Bu da toplumu başta kültürel olmak üzere her yönden kötü etki bırakıyordu.

Tabi bu durum Rusların Finlandiya' yı İsveç' den almasıyla tam tersine dönecekti. Tabi Rusların bu kadar değersiz toprağı alma nedenleri sadece tampon bölge oluşturmaktı. O zaman ki Rus Çarı, Finlilerin eski haklarına sahip olabileceğini ve kültürlerine istedikleri gibi yön verebileceklerini söyledi. Kültürü geliştirme görevini de Snelman adındaki bir aydın üstlendi. 

Aydınlar

Snelman ve etrafındakiler ilk olarak aydınlarla başladılar. Eğer halk bu kadar kötü durumdaysa bunun en büyük nedeni aydınlardı. Aydınların görevinin eğitim aldıktan sonra belli bir maaşı alıp kendilerini eğlendirmek değilde halkın iradesini, zekasını, vicdanını hareket geçirmek olduğunu, onlara örnek olmaları gerektiğini anlattı. Hastalıklardan nasıl korunulur, karı-koca birbirine nasıl davranır; temiz, adil vb. bir insan nasıl olunur bunları halka anlattılar üstelik anlattıklarını kendileri de hayatlarında uygulayarak.

Halk İnancı

Bir büyüteci ele alalım mesela... Binlerce güneş ışığının bir araya gelmesiyle odun, kağıt, saman, ot gibi şeyleri yakar; taşı,camı ve demiri kızdırır. Milletin içinden çıkan her büyük adamda büyüteç gibidir... Fakat hava bulutlu, gökyüzü de güneş ışınlarından mahrumsa hiçbir büyüteç bir kar taneciğini bile eritemez...
Evet bu kısımda şunu söyleyebiliriz ki büyüteç olarak kastedilen Snelman ve onun gibi ülkesini bu durumdan kurtarmak isteyen aydınlardır. Lakin halkta bir umut bile yoksa hiçbir işe yaramaz. 
Ama Fin halkında bu umut vardı ve bu durumdan kurtulmak istiyordu. Bu durumun en güzel örneği şudur, Wikström'ün 'Finlandiya' heykelinin yüzünde daha önce yaşanmış acıların güçlükle fark edilen izleri vardır... Geçmişteki o ızdırap dolu dönem unutulmuş olabilir ama yaşananlar Finlandiyalılar üzerinde silinmesi zor izler bırakmıştır.

Din

Kilisede hep aynı vaazlar veriliyor ve çok sıkıcı bir dille gösteriliyordu. Bu yüzden halk özellikle genç nesil kiliseye ilgi duymuyor ve vaazları dinlemiyorlardı. Ciddiyetten uzak gençlik ve liberal aydınlar dinsizliğin özgür düşüncenin yansıması olduğunu söylüyorlardı...Aslında dinsizlik manevi fakirlik, hastalıklı ruh belirtisi ve halkın sahip olduğu manevi değerlerin yok olmasıdır. Bunun sonucunda insanlar hayvani duyguların esiri olur, ahlaksızlık, egoizm, hırsızlık... Snelman ve etrafındakiler bu durumu düzeltmek için adım attılar. Gerçekleri halktan gizlemek yerine onlara gerçekleri istekli ve canlı bir şekilde anlatmalarını, zekayı, bilimi ve hayatın zevklerini küçümsemeden insanlara inanç aşılamalarını istedi. Kısa zamanda halkta harekete geçerek daha iyi bir yaşama adım attılar.

İsveçli Memurlar

Başlarda ülkede çalışan İsveçli insanların davranışından bahsetmiştim. Bunlarda en sıkıntılı olanı ise memurlardı. Çünkü , İsveç'de de arsız, tembel, işe yaramaz, aptal, ayyaş ve ahlaksız  ve hiçbir zaman bir işi başaramamış gençler yetişiyor ve Finlandiya'da memur mevkine getiriliyordu. Bu memurlar işini önemsemeyip, halka karşıda kötü davranıyorlardı. Bu memurlar zamanla temizlenerek yerine Finlandiya'da yetişen gençler getirildi. Onların insanlara karşı güler yüzlü, saygılı , halden anlayan, halkın rahatı için çalışmalarını, kanunlara uygun davranmaları gerektiği anlatıldı ve kısa zamanda tüm dünyaya örnek oldular.

Kışla ve Askerler

Subaylar , kışla dışında bir şey bilmez içki içer, iskambil oynar, dans eder, bol para harcayıp etrafta üniformalarını çıkartmadan boş boş gezerlerdi. Çoğu okuma yazmayı bilmez ve özellikle kadınlara çok düşkünlerdi. Erlere ise kışla öküzü derlerdi. O zamanlar kışla kelimesi bir hakaret ifadesiydi. Snelman ve diğer aydınlar lise de iyi yetişmiş ve zeki kişileri orduya subay olarak gönderdiler. Zamanla bu subaylar sabun sokarak onları temizliğe alıştırdılar, daha sonra kendileri de hiç kullanmadan küfrü kışla ortamından kaldırdılar ayrıca erler kaldıkları süre boyunca buradaki iyi ortamdan etkilendiler ve buradaki boş zamanlarını faydalı araştırmalara harcayarak eve döndüklerinde ailelerine , yaşlılarına, arkadaşlarına örnek olup öğrendiklerini de onlarla paylaştılar. Artık halk arasında kışla bir övgü kelimesi olup önemli bir eğitim merkezi olmuştu.

Aile 

Aileler çocuklarının yanında bakımlarına dikkat etmiyor , konuşma ve davranışlarına özen göstermez, sık sık kavga eder, aile içi sohbette gereksiz dedikodular, çekiştirmeler yapar , iş hayatında yağ çekerlerdi. Çocuklarda bu bataklıkta yaşamak zorundadırlar. Ama sorduğunuzda hepsi çocuklarının geleceği ile büyük hayaller kurup ve iyi meslek sahibi olmasını isterler yani bir kartal olmalarını isterler ama çocukları başarısız olunca şaşırırlar aslında o kartalın kanatları ilk başta zaten kırılmıştı. Kitapta bu konunun en temel yapı olduğuna dair şöyle bir alıntı mevcuttur. "... çocuklarınız iyi terbiye görmeden hayata atılırlarsa ne kadar iyi bir hukuka sahip olursak olalım toplum hayatımız sönük ve sefil olacaktır. Bu gençlerin arasından çıkan memurlar işlerinde ihmalkarlık yapacak , milletvekilleri kendi çıkarlarının peşinde koşacak, bakanlarsa siyasi cambazlar olacaktır. Okullar yeni neslin zekasını ve kalbini körelten yerler olurken , ülke basınıysa sokaklarda para karşılığı satanlara benzeyecektir..."

Halk Eğitim Merkezleri

Zenginler paraları ile kütüphaneler, halk eğitim merkezleri açıldı. Aileler çocukların eğitimi konusunda ve aile olma konusunda bilgilendirildi. Aileler kendi içlerinde toplanarak bilgi alışverişlerinde bulundular.

Ortak Eser

Fin halkının çok kötü bir durumda iken bu kadar refah düzeyi yüksek ve mutlu bir ülke olmasında başarısı çiftçisi, temizlikçisi, memuru, milletvekili vb. yani bütün halkın ortak eseridir. 

Bu başarı uzun bir geçmişi olmayan Finlandiya insanının 60-80 yıllık bir ortak eseridir.



"Bir gün tiyatroya gelen mimarlar uzun yıllardır dayanan tiyatro binasının duvarlarında çatlaklar oluştuğunu görmüşler. Temeline baktıklarında o zamanın şartlarında dayanacak olan kalın kazıkların zamanla çürüdüğünü fark etmişler. Binayı yıkmak yerine temelden  kazıkları yavaş yavaş temizleyerek granit taşları ile doldurmuşlar. O Tiyatro hala günümüzde ayakta durmaktadır."

Neden Okuduğumuzu Anlamıyor ve Özet Çıkartamıyoruz

Özet çıkarmak en üşendiğim ve yapmak istemediğim ödevler dendir. Bunun sebebi de okuduğumu anlamamam olmuştur. Evet okuduğumuzu anlamıyoruz kendimizi okumaya vermiyoruz. Ben genellikle bir yazıyı anlayabilmek için ikinci defa okuma yoluna gidiyorum. Özet çıkartmak için okumaktan zevk almak gerekir. Aklın bilgisayar oyununda takılı kalmamalıdır. Hayatında zevk aldığın anlar oyun oynarken değil kendine ayırdığın zaman olmalıdır. Kendi önemli değerlerimizi değiştirmeliyiz. Öğretmelere de büyük bir yük düşüyor. Türkçe dersinde yapılan sen dur sen oku gibi sadece yazıyı takip etmeye dayalı strese sokan yazıdan hiç bir şey alamadığımız sistemler yerine. Kendileri romanı güzelce okuyup efsaneleştirerek bize anlatsalar, öğrencilerin ilgisini çekerler. O kitabı bize harika bir şey olarak gösterebilirler. Hayallerimizi süsleyecek bir kitabı başından sonundan ve ortasından özet çıkartılacak şekilde ödev çıkarttırmak yerine sınıfta kimseyi strese sokmadan kitap hakkında fikirler konuşulsa çok daha güzel olur. 

Kitap Okumak

Bu durumun suçlusunu aramak çok saçma olur önce kendimize bakmamız gerekir. Beynimizin geliştiği en verimli çağımızı televizyon ve bilgisayar oyunlarında kendimizi köreltiyoruz. Evet gençlerimiz kapılmayın boş şeylere. Yaratıcılığınızı kaybetmeyin  günlük kitap okuyun, resim çizin, düşünün hatta kendi oyununuzu kendiniz yapın. Yaratıcı olun kendi hayal dünyanızda yaşayın ki özgün içerikler yeni adalar keşif edilsin.

Arkadaşlar Kitap okuma ile ilgili düşüncelerinizi yorum olarak yazabilirsiniz.


Korku Stefan Zweig Kitap Kısa Özeti

Korku insanın kendini nasıl yeyip bitirdiği anlatan muhteşem bir kitap. Stefan Zweig in Satranç kitabında da olduğu gibi harika bir duygu aktarımı yapılmıştır. 100 sayfalık bir kitap olan Korkuyu bir oturuşta elinizden düşürmeden okuyacağınıza eminim.

Konusu: Kocasını aldatan Irene nin bu durumun açığa çıkması ile kendi iç hayatın yaşamış olduğu korku ve huzursuzluk halinin çok derinlemesine anlatıldığı ve bunun sonucunda nelerin yaşana bileceğini bizlere göstermesi. 

Korku Kısa Özeti

Irene rahat bir yaşamı olan evli ve iki çocuk sahibi genç bir kadındır. Kocası Fritz işinde çok başarılı bir avukattır. Kocası ile birbirlerini çok yakından tanımazlar. Irene zamanın çoğunu ya alışverişte yada davetlerde arkadaşları ile geçirerek harcar. Çocukları ile çok az ilgilenir çocuklarını evin işlerinin yanlarında çalışanlar yapar. Kocası Fritz işinde olan başarısı maddi yönden çok rahat yaşamalarını sağlar.

korku kitap kapağı
Irene bir gün gitmiş olduğu piyano konserinde piyanistle tanışır ve zaman içerisinde sevgili olurlar. Piyanistle başlayan yasak aşkları ona kendisini genç kızlık yıllarına götürmüş gibi hissettirir. Zaman içerinde belirledikleri günlerde piyanistin evinde buluşarak aşklarını yaşarlar.

Sevgilisin evinde ayrıldığı bir gün binanın kapısın önünde karşısında bir kadın görür bu kadın Irene nin üzerine yürüyerek kendi sevgilisini elinden aldığını gibi hakaret ve tehditler savurur. Kahramanımız bu durum karşısında buz kesmiş arkasına bile bakmadan kaçmıştır. İşte bu günden sonra yazarın işlemiş olduğu korku duygusu anlatılmaya başlanmış Irene içten içe büyük bir korku ile yaşamaya başlamış evden dahi dışarı çıkmıyordu. İlk iş olarak sevgilisi istemese de ondan ayrılır. Bir gün korkularını devam ettirecek bir mektup gelir evlerine. Binan önünde gördüğü kadın bu sefer ondan santaj ile para istiyordur. 

Irene duruma anlam veremiyordu kadın evine kadar onu takip etmiş olmalıydı. O kadar çok tedirgin ve korku dolu yaşıyordu ki ev halkı dahi ondaki değişimi anlamış kocası bir kaç kere onunla iletişim kurup yardımcı olmaya çalışsa da durumu kimseye anlatmamıştır. 

Kadının şantajları devam ediyor her seferinde daha fazla para istiyordu. Irene parayı her verdiğinde bir kaç gün sonra yeniden yeni bir mektup. Hatta bir seferinde kadın evlerine dahi gelmiş parmağında ki yüzüğü bile almıştı. Bu süre zarfında Kahramanımız çocuklarına ve kocasına karşı ne kadar ilgisiz olduğunu yaptığı tüm hataları anlamıştı. 

Irene en sonunda bu korku ve kaybetmenin bir son bulması gerektiğini düşünerek intihar etme kararı aldı ama ondan önce kendini tehdit eden kadını bulup dersini vermek istiyordu. Kadını sokaklarda ne kadar arasa da bulamadı. Eczaneden bir şişe morfin alıp intihar etmeyi düşündü tam bu sırada aslında her şeyi en başında belli bilen kocası gelip onu kurtarıyor. 

Aslında Irene en çok korktuğu sahip olduklarını kaybetme durumudur. Lüks yaşamını, çocuklarını ve ailesini.  

Ömer Seyfettin Bomba Kısa Özeti

Özgürlük arayışında olan bir milletin içinde çıkan çetelerin halka yaptığı zulümleri anlatmaktadır.  Bomba .İnsanların, sırf görüşleri ve kendi yanında bulunmaları yüzünden kötü insanların hedefi olması. Milletin birlik ve beraberliğinin bozulduğu zamanlarda başlarına neler geleceği gösteren bu kitapta hüzünlü bir hikaye anlatılmaktadır.

Bomba Hikayesi Özeti

Makedonya' nın iç karışıklığının olduğu bir dönemde, özgürlük arayışında olan bir millet ve ortaya türeyen komiteci diye tabir edilen çeteler vardır. Bu çeteler halkın malını mülkünü alan, onlarla birlikte olmayanları öldürürlerdi. Bu coğrafyada Boris isimli yirmi beş yaşlarında Sosyalist bir genç vardır. Boris ilk zamanlarda bu komitelere katılmış dağa çıkmış olsa da, Meşrutiyet ilan edilince, arkadaşları ile silah bırakıp teslim olmuşlardır. Geldiğinde annesini öldüğünü öğrenmiş, yeterince yaşlı olan babasının işlerini ela alıp yaşamaya başlamıştır. Magda isimli bir kız ile evlenmiş, bir çocuk beklemektedirler. Komitecilerden ayrıldığı için de sürekli tehditler almaktadır. Boris savaşların olmamasını, insanların huzur için de yaşaması gerektiğini düşünmektedir.

Bomba Kitap KapağıMakedonya da her gün kanlı olaylar yaşanmaktaydı. Komiteler halka eziyet edip parasını alıyordu. Boris de bu zulumden kurtulmak içcin Amerika ya gitme planı yapmış tüm malını mülkünü satmıştı. Komitelerden tehdit mektubu almış bunun içinde gidecekleri günün gecesine kadar eşinden bu planının saklamıştı.

Gitme planını eşine söylediği gece geç saatlerde, bahçedeki köpeklerin sesi geliyordu magda çok korkmuştu. Boris camdan baktığında komşularının kızı Melina gelmiş Komitelerin evlerine geldiğini Boris'  in babası İstoya yı yanlarına çağırıyorlardı. Her ne kadar eşi istemesede Boris babasının parasını alıp işkence edeceklerini bildiği için kendisi gitti. Sabah olmuştu Boris hala gelmemişti, baba İstoya uyanmış ocağı yakarken köpek sesleri yine duyulmaya başladı. Ardından kapı çalmaya başladı, gelenler Komitenin en kanlı adamları idi baba istoya buz kesmiş bir şekilde kala kaldı.
Komiteler silahlı adamlardaıyaşlı adam istoya dan seküzyüz lirayı istiyordu eğer getirmezse oğlu Boris' i öldürüp evi yakacaklarını söylediler. Bunun üzerine ihtiyar adam paraları getirdi adamlar içki içip Magda ya ile eğlenip genç kadına işkence yaptılar. Evden gitmeden önce bir siyah bir örtüye sarılı bomba diye bir şeyi Magdaya verdiler eğer bunu saklamaz sa Boris i bir daha hiç göremeyeceğini söyleyerek evden ayrıldılar. Kadın adamlar gittikten sonra bomba denen şeye baktığında kocaman bir çığlık attı bu kocasının vücudundan ayrılmış başıydı. 

Ömer Seyfettin Yemin Hikayesi Özeti

Toplum yapısının ne kadar bozulduğunu gösteren bu eserde, yalan yere edilen yeminleri yapılana ahlaksızlıklara bir şekilde kılıf uydurulduğunu göstermektedir. Yalan yere yemin ederek karşımızdaki kandırmayız kendimizi de kandırırız ve içten içe çürürüz.

Yemin Kitap Kapağı Yemin Kitap Özeti

Kahramanımız Doğancılarda bulunan Hacı Hafız Muğla'nın evinde bulunan Makbule isimli bir kızı delice sevmektedir. Bu evin hanımı olan Hacı hanım sofu, ibadetine düşkün, ihtiyar bir kadındır. Düzenli olarak abdestini alan, namaz kılar. Yanında bulunan kızlardan birini seveni mutlaka ibadete başlatır.
Kızlarıda onun gibi dinene düşkün. hepsi giyim kuşamı düzgün makyaj yapmayan efendi kızlardı. Kahramanımızda Makbule' yi görmek için Hacı hanımın evine gider. O evde ibadetini yapar Makbule ile kalmaktadır.  Evlerine yalnızca akrabaları, süt çocukları gelmektedir. Makbule  kahramanımız dışında hiç bir erkeğe gözükmezdi.
Bir gün hacı hanımın evinde oturmaktaydı. İkindi namazından sonra kapı çaldı. Makbule sabri diye birini geldiğini söylediler. Bu kişinin Makbule' nin teyzesinin oğlu olduğunu söylediler. Sabri nin çok sofu olduğunu söyleyerek kahramanımızı Sabri den gizlerler.

Sabri iri yarı, pala bıyıklı,  kabadayı bir gençtir. Sabri içeri girdiğinde Hacı anneye Makbule' nin başka birisiyle görüştüğünü hatta bu evde yaşadığını duyduğunu onu öldürmeye geldiğini söylemekteydi. Hacı anne bunun bir iftira olduğunu, istersen evi ara diyerek evi gösterdi.
Hacı teyze  duvarda asılı olan Kuranı Kerimi alıp yemin ederek senden başka kimse bu kızın yüzünü görmemektedir diye yemin etti. Sabri bunu görüp anneye inandı bu seferde makbule aynı şekilde yemin etti. Sabri yapılanlara inandı ve gitti. Kahramanımız yalan yere edilen yemini görünce şaşkına döndü.
Kahramanımız saklandığı yerden çıkınca. Hacı hanım ona çok mu korktuğunu sordu o da  yeminin tutuğunu söyledi.
Makbule duvarda asılı olan bohçayı tekrara dana getirerek içini açtılar içinde sarı renkli incirler vardi. Hacı hanım ettiğim yeminin boş olduğunu söyledi.