Ömer Seyfettin Baklon Hikayesi Özeti Yoktur Burda

Bu hafta sizlere Ömer Seyfettin ne ait Balkon hikayesini özetini yazacaktım. Hikayenin tamamını okuduktan sonra işlenen konunun ilk ve orta okul çağında birisinin kesinlikle okumaması gerektiğini düşündüm. Aslında şok olmuştum ilk okul çağlarında o pırıl pırıl zihnimizin olduğu dönemlerde öğretmenlerimiz tarafında bizlere okuyalım diye verilen bu hikayeler ne kadar çok bizi kirletiyor. Hikayeyi okuyan çocuk için hiçbir şey katmayacağı eminim. Bu yazım bir sitemdir yapmayın böyle bir hikayeyi çocuklarımıza okutmayın inanın kimseye karşı değilim ancak bu balkon hikayesi çocuklarımızın zihnini yıkamaktan başka bir şey değildir. 

Genç arkadaşlarım bu yüzdendir ki Balkon hikayesinin Özeti bu yazıda YOKTUR. 

Genç arkadaşlarım bu sayfayı KAPATIN b hikayeyi öğrenmeseniz de olur biz sizleri çok seviyoruz.


Uğur böceği


Hikaye kısaca Evin babası yıllar önce çalışmak için başka bir şehre gider. Eşinden ve ailesinden bir yıla yakın bir süre ayrı kalır. Bir yılın sonunda yanında bir kız çocuğu ile evine döner eşine bu çocuğu sahiplendiğini söyler. Aradan yıllar geçer kendi erkek çocuğu ve eve getirdiği kız çocuğu büyürler ve birbirlerine aşık olurlar ve kız hamile kalır. Gençler bu durumdan kurtulmak için annelerine bir birlerini sevdiklerini ve evlenmek istediklerini söylerler. Annesine bu fikir mantıklı gelir çünkü kız ellerinde büyümüştür. Bu konuyu babalarına söylemek için anneleri babanın yanına gider. Gençler de evin balkonuna çıkar. Anne baba ile konuşur. Baba öfke ile bu duruma karşı çıkar. Hiçbiri neden böyle yaptığını anlamaz kız ağlamaya başlar. Anne üstelemeye başlayınca baba dayanamaz ve o kızın evden ayrı yaşadığı dönemde bir başka kadından olan çocuğu olduğunu yani ikisinin kardeş olduğunu söyler.

Hikaye burada biter inanın hikayede gram çocuklara katkı saylayacak bir şey yoktur. Hikayenin Balkon ile ne alaka olduğu da malum zaten böyle bir hikayenin bizlere ilk okul çağında okutturulması da ayrı bir skandal bence.

Franz Kafka Dönüşüm Kitabı İncelemesi ve Değerlendirmesi

Kafka'nın dünya edebiyatında yankı uyandırmış klasik eseri Dönüşüm kitabının inceleyeceğiz.

Kitabın ana karakteri Gregor Samsa, düzenli bir işte çalışıp ailesinin geçimini sağlamaktadır. Huzursuz edici rüyasından bir sabah uyandığında kendisini böceğe dönüşmüş olarak bulur başta bu durumu kabul etmese de, belli süre sonra bu durumu kabullenir. Onun için artık yataktan kalkmak çok zor bir çabalama, normal zamanda yapabildiği şeyleri yapabilmek neredeyse imkansızdır. Ailesi onun bu halini gördüğünde korkuya kapılırlar, bu böcek Gregor Samsa mıydı gerçekten de? Zamanla bu durumu kabullenirler kardeşi onun odasını sürekli temiz tutmaya özen gösterip, onun sevdiği yiyecekler ile beslemeye başlar. Ama gün geçtikçe Gregor Samsa'nın iyileşeceğine ve eski haline döneceği inancını kaybetmeleri, aileye maddi katkısının olmaması zamanla ona karşı tavırlarının da değişmesine neden olur. Artık onu Gregor değil bir böcek olarak görmektedirler. Odasına bakılmaz, ilgi gösterilmez, bu evde yaşaması da artık tartışma konusu olmuştur.


Babası bir gün Gregor'a elma atarak, sırtında yaralara neden olur. Evin hizmetlisi sabah Gregor'u odasında ölü bulur, aile bireylerine haber verip onu çöpe atar. Gregor'un ölümü aile üzerinde hiçbir etki dahi bırakmaz, hepsi yaşamlarına devam eder.

Franz Kafka, bu eserinde böcek metaforu üzerinden toplumu eleştiriyor, toplumda kendisinden farklı olan insanlara gösterilen hoşnutsuzluk, küçümseme, dışlanmışlığı etkili bir biçimde bizlere aktarıyor. Eğer insanların ihtiyaçlarını karşılıyor, onlara iyilik yapıyorsanız değer görebilirsiniz lakin onlardan farklı olmanız onlara bir yararınızın olmaması, sizi böcek gibi görmelerine neden olacaktır.

Çocukluğun Sonu Arthur C. Clarke Kitabı Kısa Özeti

Çocukluğun Sonu Arthur C. Clarke 1953 yılında yazılan bilim kurgu olmasının yanı sıra bir distopyadır. 

Çocukluğumun Sonu kitabı Amerika, Rusya devletlerinin birbirleriyle olan uzay yarışın anlatarak başlıyor. Her iki devlette uzay yarışında ilk adımı atan taraf olmak istemekteydi. Ancak bir anda dünyanın en büyük şehirleri üzerlerinde devasa büyüklükte gemiler ortaya çıktı. O gün Her iki tarafta bu savaşı kaybettiklerini anlamışlardı. İnsanoğlu evrende yalnız değildi. 

İnsanlık bu cisimlere Hükümdar ismini vermişti. Hükümdarlar asla kendilerini göstermiyorlardı. Teknoloji olarak çok ileriydiler. Hükümdarlar geldikten sonra dünya refaha ulaşmıştı. savaşa, haksızlığa karşıydılar, bazı devletler eski durumu devam ettirmeye kalkışsalar da öyle sert cevap veriyorlardı ki bir daha kimse savaşmaya kalkışamadı. Anlayacağınız dünya çok daha huzurlu, mutlu bir yerdi ancak dünyanın geleceği hakkında kararları hükümdarlar veriyordu. Bazı insanlar bu duruma karşı çıkıyor, hükümdarların sadece dünyaya huzur getirme amaçlarında olamayacaklarını başka bir yegane amaçlarının olması gerektiğini düşünüyorlardı. İnsanlık şuana kadar sadece Karellan adındaki hükümdar ile iletişime geçmişti ve bu iletişimi de kendi gemilerinde kendilerini göstermeden Birleşmiş Milletler yöneticisi ile yapıyorlardı. Karellan insanoğlunun henüz kendilerini görmeye ve gerçek amaçlarını bilmelerine hazır olmadıklarını zamanı geldiğinde öğreneceklerini belirtiyordu.

cocuklugun sonu kitap


Bölüm 2: Altın Çağ

O gün gelmişti, bir sonraki nesil hükümdarları görebilecekti. Hükümdar gemisi yavaş bir şekilde indi ve Karellan kendisine eşlik etmesi için gemiye 2 çocuk istedi.  Çocuklar eşliğinde gemiden çıktı. Deriden kanatları, küçük boynuzları, dikenli kuyrukları bulunuyordu. İnsanlık ilk defa hükümdarı görmüştü. Ancak insanlar hala amaçlarını bilmiyordu.

Hükümdarlar bazen insanların arasına karıştığı gözlemlenmişti. Dünya üzerindeki kitaplardan faydalanıyorlardı. Bir gün hükümdarın da katıldığı bir partide, insanların çoğu dağıldıktan sonra bir grup bir masa etrafında oturmuş eğleniyorlardı. Bu eğlencenin tam da sonunda içlerinde biri hükümdarların gezegeni sorunca gelen cevap onları ürkütmüştü. NGS 549672 içlerinden Jan yaptığı araştırmalar ile bu gezegenin var olduğunu fark etti. Ardından yaptığı plan ile hükümdarların gemisine binip, onların gezegenine doğru yola çıktı. Hükümdarlar bunun farkındaydı Jan'ın yolculuğu uzayda 2 ay sürecek olmasına rağmen, dünyaya geri döndüğünde 80 yıl geçmiş olacak ve tanıdığı kimse olmayacak, dünya belki de çok değişecekti. 

Bölüm 3: Son Nesil

George ve Jean çocuklarının geceleri gördüğü rüyalarda korkmuş durumdaydı. Evrende farklı konumda gezegenlerde ,farklı canlılar farklı yıldızlar görüyordu. Zamanla normal yaşantısında da bu rüyalara görmeye başlamışlardı.

Karellan dünyaya son bir konuşma yaparak, yegane amaçlarını açıkladı. Şu anki çocukların insan olmadığını onların dönüştüklerini bunun sadece çocuklarda olduğunu belirtti. Nedeni ni kendileri de bilmiyordu. Başka gezegenlerde de bu olmuştu sıradaki gezegen dünyaydı. Bu yüzden gelmişlerdi bu duruma aracılık etmek için. Hükümdarlar kendilerinden daha üstün olan Zihindar adındaki varlıkların tarafından kontrol edildiklerini söylediler. Şuan ki yetişkin nesli insanlığın son nesli olacaktı. 

80 yıl geçmişti Jan dünyaya dönmek için sabırsızlanıyordu. Yeryüzüne indiğinde gördüğü manzara karşısında şok olmuştu . Dünyadaki son ve tek insan oydu. Dönüşüm tamamlanıyordu ve Hükümdarlar dünyadan ayrılıyordu. Jan ise dünya yok olurken bu dönüşümü izliyordu.

Söz Gümüşse Sukut Altındır Kompozisyon Yazma Kuralları

İlk okulda kompozisyon dersiydi yaklaşık 50 - 60 kişilik sınıflarda üçer kişilik sıralarda okuyorduk öğretmenimiz temiz bir a4 kağıdı çıkarmamızı ve herkesin vermiş olduğu atasözüyle ilgili dersin sonuna kadar bir kompozisyon yazmasını istemişti. Bu hayatımda yazacağım ilk kompozisyondu çok heyecanlı ve hevesliydim bir kaç ders önce kompozisyon yazma kuralları anlatılmış hepsini çok iyi anlamıştım. 

bilgi kirliliği net

Sırayla herkese yazması gereken Atasözünün söyleniyor notunu alanlar hemen yazmaya başlıyordu. Sıra bana geldiğinde verilen Atasözü Söz gümüşse sukut altındır oldu. Öğretmenimin dudaklarının arasından bu kelimeler dökülürken daha yazmaya karşı hevesim kaçmıştı. Çünkü bu söz bana hiçbir şey ima etmiyordu hiçbir şey anlamamıştım. Ne yazacağıma dahi hiçbir fikrim yoktu keşke yanımda oturan arkadaşıma gelen söz bana gelseydi diye düşünmüştüm. 

Dersin sonuna kadar bir şeyler yazmalıydım ancak sukut ne demek, altın ve gümüş arasında kıyaslama nedir bu atasözündeki kelimeler arasında bir bütünlük dahi kuramadım öğretmenime de soramadım hem çekingen bir yapım vardı hem de kalabalık sınıf olmasından kaynaklı çok yoğundu. Aklıma o an kompozisyon yazma kuralları gelmişti. Kağıdın üstünden 4 parmak boşluk yanlardan ikişer parmak boşluk paragraf başları bir parmak içerden başlar vs. vs.. 

Zaman hızla ilerliyor yanımda oturan arkadaşların harıl harıl yazıyordu. Bende hemen yazmaya yani saçmalamaya başladım, söz söylemek nedir nasıl yapılır, altının değerli bir metal olduğunu, düğünlerde takıldığını saçma sapan yazıyordum. O an dahi anlamıştım atasözünün bir şeyler anlatmak istediğini ama benim anlamadığımı ancak bir şeye çok iyi yapıyordum kompozisyon kurallarını, kağıdım çiçek gibiydi. Kağıda üstün körü bakan birisi güzel yazmış diyecekti ama içi bomboş bir yazıydı. 

O kompozisyon ödevini geçtim sırf yazma kurallarına uyduğum için yazının içeriği hiç önemsenmemişti. O gün şunu öğrendim senden istenen şekilde yap gerisi önemli değil. Bilinçaltım bunu en derinlerime kodlamıştı. Hayatım boyunca da bu böyle devam etti öğretmenlerimin istediği şeklide öğrenci, patronumun istediği şekilde çalışan oldum karşıma çıkan her konuyu bir şekilde geçiştirdim. Bugün şunu anlıyorum ki kendime en büyük kötülüğü yapmışım hiçbir şeyin değerini anlamadan devam etmişim.  Öğrenci olmanın değeri öğrenmek, keşfetmekti ama ben dersleri geçmek zannetmişim. Saygılı uslu bir öğrenci olduğum sürece yapamadığım dersleri bile geçmiştim ancak içim boş bir şekilde.

Bu yazıyı okuyan insanlara  ricamdır hayatınızı bir kalıp içerisinde ve belirli görüntüyü görmek için devam ettirmeyin. En önemlisi yetiştirmekte olduğunuz çocuklarınızı, eğitim verdiğiniz öğrencilerinizi yakınınızda bulunan çocuklarla konuşun onlardan fikirler alın asla bilmedikleri şeylerle onları yargılamayın onlara öğrenmeyi öğretin. 

Olağanüstü Bir Gece Stefan Zweig Özet ve Konusu

Olağanüstü bir gece kitabı Baron Fredrich ölümünden sonra notlarını Stefan Zweig derleyip birleştirmesiyle oluşmuştur. Tek oturmada okuyup bitirebileceğiniz inceliktedir . Konusu bir adamın nasıl içsel hazza ulaştığını anlatıyor. Okurken beni biraz sıksa da yinede okumaya değer olduğunu
düşünüyorum. Kitabın başlarında sürekli o olağan üstü gece diye bahsettiğinden okurken sürekli ne olmuş acaba diye düşünmeden kendimi alamadım.

olağanüstü bir gece özeti



Olağanüstü Bir Gece Özeti

Baron hayatı boyunca hiç zorluk görmeden yaşamıştır. Ailesinin ölümünden sonra kendisine büyük bir miras kalır. Bu miras hayat boyunca hiç çalışmadan yaşamasına yetecek kadardır. Böyle bir rahatlık olunca da Baron kendisini hobilerine vererek rahatça yaşara ancak hayatta istediği her şeyi elde etmesi onu bunaltmış bir boşluğa düşürmüştür artık hiç bir şeyden zevk almıyordur. Yapmış olduğu hobiler bile ona heyecan vermiyor. (Yazar bu bölümlerde Baron un içinde bulunduğu sıkılmışlığı çok güzel anlatmıştır.

Çok bunaldığı bir gün sokakta  boş boş gezmektedir. Can sıkıntısından bir faytona binmiş o gün At yarışları olduğu için faytoncu onun at yarışına gideceğini düşünür. Baron da tepki vermez ve at yarışlarına gider. At yarışlarının izlendiği türbinlerde insanları izlerken gözü güzel bir kadına ilişir. Kaçamak bakışlar ile kadınla bakışmaya başlar. Bu bakışmalar Baronun içinde küçük bir heyecan uyandırmıştır. (Yazar bu bölümde içsel konuşmaları gayet güzel anlatmıştır.) Kadının yanında da şişko kısa kocası vardır büyük ihtimalle kadın parası için bu adamla birlikte diye düşür. Baron içindeki heyecanı dahada artırmak için onlara iyice yaklaşır, at yarışları başlayınca bir şekilde kadının kocası ile çarpışır ve adamın elindeki biletler yere düşer Baron da o biletlerden bir tanesine ayağı ile basarak adamdan saklar. Yarış sonunda  o bilet belli bir miktar para kazanır. Kahramanımız o parayı alıp almama konusunda büyük bir çelişki yaşasa da  da gider alır sırf bunları kendisine yeni bir heyecan içinde bir kıpırtı oluşturmak için yapmaktadır. 
Yarış bittikten sonra faytonla geri döner hala içinde bir boşluk vardır. Kazandığı paradan faytoncuya bolca bahşiş bile verir. Akşam saatlerinde varoş sokaklarda gezer hareketli bir cadde de bir çay bahçesine oturur. Saat iyice geç olduğunda sokakta kimsecikler kalmaz bizim adamamız yol kenarında bekleyen bir kadını görür ve onunla bakışır kadın onun karanlık bir yere gelmesini için çağırır.  Tam kadına yaklaştığı esnada iki adam onu çevirir ve kendisini polise vereceklerini söyler bizim kahramanımız bu adamların para için bunları yaptığını bilir ama ses etmez hatta onların içinde bulunduğu tedirginlik ve korku halinden zevk alır en sonunda adamlara daha da tedirgin etmeden para verir. Baron bu olaydan sonra içsel huzurunu bulur. Cebindeki tüm parayı çevredekileri dağıtır.

H.G. Wells Zaman Makinesi Kitabı Ana fikir ve Özet

19. yüzyılda bir bilim adamı, evinde konuk ettiği misafirlere zaman makinesini icat ettiğini söyler ve misafirlerin gözü önünde bir nesneyi kaybeder. Konuklar hayretler içinde izleyip olanlara anlam veremezler. Bir sihirbazlık numarası olduğunu düşünüp inanmazlar. Ama bilim adamı onlara makinenin asıl halini gösterir ve yakın zamanda bitirip deneyeceğini söyler. Bilim adamı evine misafirlerini yine davet eder. Misafirler eve gelmesine rağmen bilim adamı evde değildir. Uzun bir bekleyiş ardından bilim adamı korkunç şekilde, yaralanmış olarak eve gelir.
Misafirlerine hikayesini anlatmaya başlar. Zamanda yolculuk yapan bilim adamı 802 701 yılına gider. Burada ki hayat hayal ettiğinden uzaktır, yeryüzünde insan formundan uzak küçük sevimli çocuk gibi yaşayan ama karanlıktan korkan Eloiler ile tanışır. Onları ve geldiği yeri tanımaya o kadar çok yoğunlaşan bilim adamı zaman makinesinin yerinde olmadığını geç fark eder. Eloilerden makinesinin yerini öğrenmek için çaba sarf etse de bir türlü dillerini anlayıp onlara anlatamaz. Bu arayışında yerin derinliklerinde yaşayan karanlığa adapte olmuş, ışıktan korkan ve sadece karanlıkta yeryüzüne çıkan Morlocklar ile karşılaşır onların saldırısında yaktığı kibrit ateşi ile kurtulur.

H. G. Wells Zaman Makinesi Kitabı Kapak Resmi

Zaman makinesini bulamayan bilim adamı kara kara düşünürken, Weena adında bir Eloinin nehirde boğulmakta olduğunu görür ve onu kurtarır. Bu sayede onla arkadaş olan bilim adamı bütün günlerini onla geçirir. Zaman makinesini saklandığı yerden kurtarmak için malzeme ararken Morlockların saldırısına uğrarlar ve Weena'yı bu saldırıda kaybeder. Kendisi ise yakmış olduğu kibrit ile ormanın yanmış olması sayesinde kurtularak zaman makinesine binip misafirlerinin yanına döner. Zaman yolcusunun elindeki tek kanıt cebinde Weena' dan hatıra kalan çiçeklerdir. Anlatıcı dışında misafirler buna pek inanmazlar ama anlatıcı başka bir gün zaman yolcusunu ziyarete gider ve onu tekrar yolculuğa çıkmak üzereyken bulur. Bu sefer kanıtlarla döneceğini söyleyen zaman yolcusu, yolculuğa çıktıktan sonra yıllar geçse de geri dönmemiştir.

Uzun Ömer Hikayesinin Kısa Özeti Ömer Seyfettin Öyküleri

Ömer Seyfettin' nin bir çok hikayesi bulunmaktadır sitemizde. Bazı hikayeleri bir çok kez okumama rağmen ne maksatla yazıldığını anlayamamak tayım Uzun Ömer de bu hikayelerden bir tanesidir.

Ömer Seyfettin Uzun Ömer

Yeniçeri askerleri ormanlık geniş bir alanda çok yoğun bir şekilde düşmanla savaşmaktaydı ancak askerlerin isteksizlikleri her hallerinden anlaşılıyordu böyle giderse düşman tarafından bozguna uğrayacaklardı. Askerlerinin isteksiz olduğunu gören kumandan savaşı kazanmaları gerektiğini düşünüyor aksi halde kellesi gidecekti. Bu kumandan hayatı boyunca hesap kitap işleri ile uğraşmış, hayatında hiç kılıç kullanmamış hayat o ki kendisine vezirlik makamı verilince savaş alanlarına kumandanlık görevi verilmiş. Yaveri askerin cesaretlen meye ihtiyacı olduğunu onun için kendilerininde en önde hucum etmesi gerektiğini söylemiştir. Gerçekten de durum öyledir.  Komutan içinden ya savaşıp öleceğim yada savaşı kaybedip öleceğim diye düşündü, en azından bir kurşunla savaş meydanında şehit olurum diye düşündü. Atına bindi ve atını sürdü komutanın atak yaptığını gören askerlerde hucuma geçti, komutan savaş alanına kestirme olan ağaçlık alandan gitmeyi düşündü giderken bir de ne görsün yerde yatmış uzun boylu bir adam gördü ama uyuyordu. Bu yaptığının cezasını ölümdü komutan hemen hüküm vermek yerine bir dinleyeyim diye dedi askeri uyandırdılar ve sordu, Ömer isimli bu asker ben hep savaşlarda uyurum çünkü baktım ki geçler hep savaşlarda ölüyor benim yaşım seksene geldi benimle yaşıt kimse kalmadı diyerek cevap verdi. Tam bu esnada gelen birisi düşmanın bozguna uğradığını söyledi. Komutan bu haberi duyunca adamı bıraktı ve atıyla düşmanı kovalamaya başladılar.

Uzun Ömer Hikayesi