Mutlu Prens Hikayesi Özeti Oscar Willde

 İrlandalı yazar Oscar Wilde tarafından 1888 yılında yazılan Mutlu Prens hikayesi gerçek mutluluğu arayan bir prensin hikayesini anlatmaktadır.

Mutlu Prens Hikayesi Kısa Özeti 

Mutluluğun parayla, eşyalarla olamayacağını. Sevgi ve cömertlikle olacağına inan prens. Herkesin mutlu olabilmesi için tüm mal varlığını iyilik için harcamaya karar verir. 

Bir gece yarısı sokak da gezerken, bir timsahın ağzında kuş olduğunu görür ve onu kurtarmaya çalışır. Kuşu kurtarmak için timsahın ağzına elini uzatır ve timsah prensin elini kopartır. kuşu kurtaran prens çok acı çekse de kuşu kurtarmıştır. 

mutlu prens kapak


Tüm mal varlığın Şehirdeki dilenci çocuklar için altın heykeller yaptırır. Hastane inşa ettirir ve burada fakir insanların ücretsiz tedavi edilmelerini sağlar. Ölen insanların yakılarının mezarını yaptırır. Sevdiği önem verdiği insanlar porselen kalp yaptırır.

Tüm mal varlığını bu tip hayır işlerine harcayan prens bir de kolu koptuğu için sakat kalmıştır. Herkesin gözünde de sakat bir olarak görülmektedir.

Ancak prens kendi içinde gerçek mutlulukla doludur. Kalbi sevgiyle doludur. Tüm fedakarlığı, cömertliği onu huzur dolu bir insan yapmıştır.

Ömer Seyfettin Aleko Hikayesinin Kısa Özeti

Aleko Bir Türk çocuğu olan Alinin Savaş zamanında ailesinden ayrı kalıp onların yanına gitmek için bir Rum topluluğunun içinde Aleko ismiyle Rum çocuğu gibi davrandığı destansı bir hikayedir.  

Aleko hikayesi kapağı

Aleko Kısa Özeti

Küçük Ali Gelibolu da Rum bir fırıncı ustanın yanında çırak olarak çalışmaktadır. Bir kaç gün önce savaş çıkacak söylentisini duyan ustası Hıristiyanlarla birlikte Anadolu gitmiştir. Ali de köyüne döner ancak burada da kimse yoktur. Devlet savaş olacağı için halkı geri çekmiş. Ailesi de Malkara ya gitmiş olmalıydı. Alide oraya gitmeye karar verdi. Ancak ne suyu nede yiyeceği vardı belli bir süre sonra yakınlardan geçen bir Rum kafilesi gördü onlara katılıp gidebilirdi ancak Türk olduğu için onu istemeyeceklerdi. Alide Rum çocuğu gibi davranarak isminin Aleko olduğunu söyledi. Burada papazın yanına onu yardımcı olarak verdiler. 

Papaz halkla her konuşmasını yaptığı zamanda Türkleri kötülüyor, onlara işkence yaptığı gibi yalanlar söylüyor halkı Türklere karşı dolduruyordu Aliyse bu duruma içten içe çok sinirleniyor ama durumu belli etmiyordu onlardan birisi gibi davranıyordu.

Bir gün Papaz Aliye bir not verdi bunu Karşı hıristiyan cephesindeki bir komutana götürmesini söyledi cepheye girebilmesi içinde parola söyledi ona. Notu aldığı gibi giden Ali direk Türk cephesine gitti ve buradaki komutana başından geçenleri anlattı. Komutan derhal o papazın yakalanması istedi bir yandan da milli duyguları iyice yükselen Ali komutana bu notun karşı düşmanı yanlış yönlendirmek için karış cepheye götürebileceğini söyledi Türk komutan onu riske atmak istemesede rumların arasında kolay hareket edebilmesi sayesinde ona yeni bir not yazıp karşı cepheye gönderdi. 

Hıristiyanların bulunduğu cepheye gelen Ali bir Rum gibi davranarak  hareket etti. Buradaki komutana notu verdi Türklerin asasından geçebilen biri olduğun ama rum olduğu yalanın söyledi. Hıristiyan komutan ona bir bomba vererek bunu Türk cephesine koymasını gerektiğini söyledi. Ali bu istek karşısında şaştı kaldı oysa Hıristiyan komutanın istediği tam bir hainlikti. Türk komutan hiç böyle bir şey istememişti. 

Aleko içinde plan yaptı bu bombayı giderken mevzilere bırakıp kaçacaktı ama öyle olursa askerler ölürdü oysa ondan bunu komutan istemişti. Alide bunun üzerine zaman ayarlı bombayı çalıştırdı ve beklemeye başladı biraz geçtikten sonra komutana önemli bir şey söylemesi gerektiğini onun yanına girmesi gerektiğin söyleyerek yanına gitti. Komutan ne söyleyeceksin deyince kendisinin Türk olduğunu söyledi ve o esnada bomba patladı. 


Franz Kafka Dönüşüm Kitabı İncelemesi ve Değerlendirmesi

Kafka'nın dünya edebiyatında yankı uyandırmış klasik eseri Dönüşüm kitabının inceleyeceğiz.

Kitabın ana karakteri Gregor Samsa, düzenli bir işte çalışıp ailesinin geçimini sağlamaktadır. Huzursuz edici rüyasından bir sabah uyandığında kendisini böceğe dönüşmüş olarak bulur başta bu durumu kabul etmese de, belli süre sonra bu durumu kabullenir. Onun için artık yataktan kalkmak çok zor bir çabalama, normal zamanda yapabildiği şeyleri yapabilmek neredeyse imkansızdır. Ailesi onun bu halini gördüğünde korkuya kapılırlar, bu böcek Gregor Samsa mıydı gerçekten de? Zamanla bu durumu kabullenirler kardeşi onun odasını sürekli temiz tutmaya özen gösterip, onun sevdiği yiyecekler ile beslemeye başlar. Ama gün geçtikçe Gregor Samsa'nın iyileşeceğine ve eski haline döneceği inancını kaybetmeleri, aileye maddi katkısının olmaması zamanla ona karşı tavırlarının da değişmesine neden olur. Artık onu Gregor değil bir böcek olarak görmektedirler. Odasına bakılmaz, ilgi gösterilmez, bu evde yaşaması da artık tartışma konusu olmuştur.


Babası bir gün Gregor'a elma atarak, sırtında yaralara neden olur. Evin hizmetlisi sabah Gregor'u odasında ölü bulur, aile bireylerine haber verip onu çöpe atar. Gregor'un ölümü aile üzerinde hiçbir etki dahi bırakmaz, hepsi yaşamlarına devam eder.

Franz Kafka, bu eserinde böcek metaforu üzerinden toplumu eleştiriyor, toplumda kendisinden farklı olan insanlara gösterilen hoşnutsuzluk, küçümseme, dışlanmışlığı etkili bir biçimde bizlere aktarıyor. Eğer insanların ihtiyaçlarını karşılıyor, onlara iyilik yapıyorsanız değer görebilirsiniz lakin onlardan farklı olmanız onlara bir yararınızın olmaması, sizi böcek gibi görmelerine neden olacaktır.

H.G. Wells Zaman Makinesi Kitabı Ana fikir ve Özet

19. yüzyılda bir bilim adamı, evinde konuk ettiği misafirlere zaman makinesini icat ettiğini söyler ve misafirlerin gözü önünde bir nesneyi kaybeder. Konuklar hayretler içinde izleyip olanlara anlam veremezler. Bir sihirbazlık numarası olduğunu düşünüp inanmazlar. Ama bilim adamı onlara makinenin asıl halini gösterir ve yakın zamanda bitirip deneyeceğini söyler. Bilim adamı evine misafirlerini yine davet eder. Misafirler eve gelmesine rağmen bilim adamı evde değildir. Uzun bir bekleyiş ardından bilim adamı korkunç şekilde, yaralanmış olarak eve gelir.
Misafirlerine hikayesini anlatmaya başlar. Zamanda yolculuk yapan bilim adamı 802 701 yılına gider. Burada ki hayat hayal ettiğinden uzaktır, yeryüzünde insan formundan uzak küçük sevimli çocuk gibi yaşayan ama karanlıktan korkan Eloiler ile tanışır. Onları ve geldiği yeri tanımaya o kadar çok yoğunlaşan bilim adamı zaman makinesinin yerinde olmadığını geç fark eder. Eloilerden makinesinin yerini öğrenmek için çaba sarf etse de bir türlü dillerini anlayıp onlara anlatamaz. Bu arayışında yerin derinliklerinde yaşayan karanlığa adapte olmuş, ışıktan korkan ve sadece karanlıkta yeryüzüne çıkan Morlocklar ile karşılaşır onların saldırısında yaktığı kibrit ateşi ile kurtulur.

H. G. Wells Zaman Makinesi Kitabı Kapak Resmi

Zaman makinesini bulamayan bilim adamı kara kara düşünürken, Weena adında bir Eloinin nehirde boğulmakta olduğunu görür ve onu kurtarır. Bu sayede onla arkadaş olan bilim adamı bütün günlerini onla geçirir. Zaman makinesini saklandığı yerden kurtarmak için malzeme ararken Morlockların saldırısına uğrarlar ve Weena'yı bu saldırıda kaybeder. Kendisi ise yakmış olduğu kibrit ile ormanın yanmış olması sayesinde kurtularak zaman makinesine binip misafirlerinin yanına döner. Zaman yolcusunun elindeki tek kanıt cebinde Weena' dan hatıra kalan çiçeklerdir. Anlatıcı dışında misafirler buna pek inanmazlar ama anlatıcı başka bir gün zaman yolcusunu ziyarete gider ve onu tekrar yolculuğa çıkmak üzereyken bulur. Bu sefer kanıtlarla döneceğini söyleyen zaman yolcusu, yolculuğa çıktıktan sonra yıllar geçse de geri dönmemiştir.

Uzun Ömer Hikayesinin Kısa Özeti Ömer Seyfettin Öyküleri

Ömer Seyfettin' nin bir çok hikayesi bulunmaktadır sitemizde. Bazı hikayeleri bir çok kez okumama rağmen ne maksatla yazıldığını anlayamamak tayım Uzun Ömer de bu hikayelerden bir tanesidir.

Ömer Seyfettin Uzun Ömer

Yeniçeri askerleri ormanlık geniş bir alanda çok yoğun bir şekilde düşmanla savaşmaktaydı ancak askerlerin isteksizlikleri her hallerinden anlaşılıyordu böyle giderse düşman tarafından bozguna uğrayacaklardı. Askerlerinin isteksiz olduğunu gören kumandan savaşı kazanmaları gerektiğini düşünüyor aksi halde kellesi gidecekti. Bu kumandan hayatı boyunca hesap kitap işleri ile uğraşmış, hayatında hiç kılıç kullanmamış hayat o ki kendisine vezirlik makamı verilince savaş alanlarına kumandanlık görevi verilmiş. Yaveri askerin cesaretlen meye ihtiyacı olduğunu onun için kendilerininde en önde hucum etmesi gerektiğini söylemiştir. Gerçekten de durum öyledir.  Komutan içinden ya savaşıp öleceğim yada savaşı kaybedip öleceğim diye düşündü, en azından bir kurşunla savaş meydanında şehit olurum diye düşündü. Atına bindi ve atını sürdü komutanın atak yaptığını gören askerlerde hucuma geçti, komutan savaş alanına kestirme olan ağaçlık alandan gitmeyi düşündü giderken bir de ne görsün yerde yatmış uzun boylu bir adam gördü ama uyuyordu. Bu yaptığının cezasını ölümdü komutan hemen hüküm vermek yerine bir dinleyeyim diye dedi askeri uyandırdılar ve sordu, Ömer isimli bu asker ben hep savaşlarda uyurum çünkü baktım ki geçler hep savaşlarda ölüyor benim yaşım seksene geldi benimle yaşıt kimse kalmadı diyerek cevap verdi. Tam bu esnada gelen birisi düşmanın bozguna uğradığını söyledi. Komutan bu haberi duyunca adamı bıraktı ve atıyla düşmanı kovalamaya başladılar.

Uzun Ömer Hikayesi

Gazap Üzümleri Kısa Özeti ve Konusu

Gazap Üzümleri Amerika da tarım işçisi olan göçmenlerin zorlu yaşamlarını ve hak arayışlarının anlatıldığı acıklı hikayelerle dolu John STEINBECK romanıdır. Colombiya Üniversitesi tarafından verilen Pulitzer Prize ödülünü 1940 yılında roman kategorisinde almıştır. 1947 yılında ödülün kategorisi kurgu olarak değiştirilmiştir. Okurken açlık ve sefaletin boyutlarını, gariban insanların nasıl hor görüldüğüne şahit olacaksınız.

Gazap Üzümleri Özeti

Tom Joad şartlı tahliye ile ceza evinden çıkarılmıştır. Ceza evinde kaldığı dört yılın ardından ailesinin yanına gitmek için köyüne geri döner. Ancak köyü Oklahoma da çiftçiler büyük sıkıntılar çekmektedir. Tarımda makineleşmenin artması, yaşanan verimsizliklere nedeniyle bir çok aile burayı terk etmiştir. Joad da ailesinin burayı terk ettiğini köyün eski papazı Cosy den öğrenmiştir. Cosy dine olan inancını tüketmiş birisidir. Joad, Cosy ile birlikte amcasının çiftliğinde bulunan ailesinin yanına giderler ancak onlarında durumu içler acısıdır. Diğer tüm köylüler gibi onlarda Californya ya gitme kararı almışlardır. Açlığın ve işsizliğin hüküm sürdüğü bu topraklarda artık yaşamaları çok zordur. Joad ailesinin bu kararını ilk başlarda istemese de annesinin ısrarı üzerine kabul eder ancak, bu yolculuk onun için şartlı tahliye kurallarını bozmak demek olacaktır. Bu durumu ailesinden saklar ve ellerin avuçlarında ne varsa satıp eski bir kamyonet alırlar. Papaz Cosy de onlara katılırlar toplam 13 kişiyle yola çıkarlar. Ailenin büyük babası bu yolculuğu hiç istemez aile onuda ikna ederler ancak yaşlı adam daha yolculuğun başında kalp krizinden ölür. Yolculuk kötü başlamış ve bu ailenin başın daha dolu kötülükler gelmiştir. Okurken bir çok yerde hüzünleneceğiniz hikayede bu aile gittikleri her yerde bir türlü iş bulamazlar her yerde fakirlik vardır. Gittikleri yerlerdeki halk da onlar gibi göçmenleri istemez fazlalık gözü ile bakarlardı. Ailenin amacı her ne kadar kalabalık olduklarından el birliği ile çalışıp para kazanıp yerleşik hayata geçmek olsa bile sürekli azalırlar ve bir türlü hakkıyla para kazanabilecekleri bir iş bulamazlar. Başlarına gelen bir çok olaydan dolayı Cosy ile yolları ayrılan Joad onu hak arayanları lideri olduğunu görür ve yanına gittiğinde öldürüldüğüne şahit olur ve o günden sonra kendisi bu grubunu lideri olmaya karar verir.


Gazap Üzümleri Özeti

Dan Brown Başlangıç Kitabının Kısa Özeti ve Bilgiler

Başlangıç insanlığın nasıl var olduğunu, nereden geldiğini ve insanlığın sonunun nereye gittiğini anlatmaya çalışmaktadır. Dinlerin neden oluştuğunu, nasıl ortaya çıktığını, artan teknoloji ile dinlerin yok olacağını vurgusu yapılmaktadır.

Dan Brown Başlangıç Hikayesi Özeti

Edmond Kirshc bilgisayar dahisidir. Büyük bir keşif yaptığını bu keşfin tüm inanışları derinden sarsacağını hatta dinleri bitireceğini iddia etmektedir. Keşfini dünyaya duyurmadan önce, üç büyük dinin temsilcileri ile gizli bir toplantı yapar ve keşfe verecekleri tepkileri görmek ister. Dinsiz olduğu için toplantı yapmak istmeyeceklerini düşünse de din adamları onunla görüşmeyi kabul etmişlerdir. Kirshc bu toplantıda onlara bir video izletmiş gördükleri karışında din adamları etkilenmiştir. Kirshc bu videoyu iki hafta sonra tüm dünyaya canlı yayında duyuracağını söyleyerek yanlarından ayrılmıştır.

Kirshc söylediğinden daha kısa bir süre sonra harika bir müzede yapacağı toplantıda tüm dünyaya keşfini tanıtacaktır. Davetliler arasında eski hocası Robert Longdon da bulunmaktadır. Davetliler özenle seçilmiştir, herkesin geçmişi incelenmiştir. Kirshc keşfini hem orada bulunan davetlilere hemde canlı yayında tüm dünyaya duyuracaktır. Gösterim başlamadan önce Kirshc eski hocası Longdon ile görüşmüş keşfi yüzünden başına bir şeyler gelebileceğinden bahsetmiştir. Keşfi duyurmadan önce tepkileri görmek istediği din adamlarından iki tanesi ölü olarak bulunmuştu.

Sunum başlamadan önce tüm davetlilere müzede gezinti yapmaları sağlanır, herkese verilen kemik iletimi kulaklıklar sayesinde yapay zekalı asistan tarafından müzede bulunan eserler tanıtılmaktadır. Wiston isimli bu yapay zekalı asistan çağının çok ötesindedir. Kitabı okurken Wiston a hayran kalacaksınız. Müzedeki eserlere arasında bulunan bir tablo hakkında düşüncelerim buradaki yazıda bulunmaktadır. Gezintiler biter sunum başlar Kirshc müze müdürü bayan Ambranın yanında sahneye çıkmıştır. Ambra İspanyanın gelecekti Kralı ile nişanlıdır. Tam sunum başlayacaktır ki, Kirshc Avila isimli bir katil tarafından başından vurularak öldürülür.

Burdan sonra hocası Robert Longdon ve müze müdürü Ambra birlikte keşfin ne olduğunu bulmak için bir birlikte hareket edereler keşfin duyulmasını istemeyen kişinin artık hedefinde bu ikili vardır. İkili Yapay Zeka Wistonun yardımı ile bir çok zorlukları aşacaktır. Ayrıca ölen iki din adamının yanı sıra geriye İspanya Kralının yakın dostu Hristiyan din adamı Valdespino da hayattadır ve keşfin ne olduğunu bilmektedir. Kitap sizi çok şaşırtacak ve çok fazla derecede İspanyadaki binalar ve müzelerde bulanan esreler hakkında bilgi aktaracaktır.

Başlangıç Romanının Sonu Edmond Kirshcin Yapmış Olduğu Keşif
Keşif iki ye ayrılıyor. Nereden geliyoruz ve nereye gidiyoruz sorularına cevap aramaktadır. Nereden geliyoruz sorusunun cevabı olarak Yıllar önce yapılmış ancak sonuç alınamamış olan Miller-Urey deneyini kendi geliştirdiği E-dalga isimli bir üst düzey bilgisayar ile  deneyin similasyonunu yapmış binlerce yıl sonra deneyin nasıl sonuçlanacağının görmüştür. Miller-Urey deneyinin eksik yönü olduğunu düşündüğü Entropi yasası ile birleştirerek cansız maddelerden bir RNA dahada ileri gidince DNA oluşumlarını gözlemlediğini iddia etmiştir. Kısaca insanlık tesadüfen oluşmuş demeye çalışmaktadır.
Keşfin ikinci bölümü ise nereye gittiğimiz, insanlığın sonunun ne olacağıdır. Burada ise similasyonda küçük değişiklikler yaparak dahada ileri bir zamana gitmiş, 2050 yılında insan dediğimiz homo-sapiens ırkın son bulacağını daha farklı bir ırk olana yapay zekalı robotlara dönüşeceğimizi söylemektedir.
Dan Brown Başlangıç Romanı

Kitapta yazılandan çok fazlası anlatılmaktadır. Ben kısa bir şekilde anlatmaya çalıştım. Bence kitapta çok fazla dinsizlik vurgusu yapılmaktadır, dinlerin insanları düzen içinde yaşaması için insanlar tarafından uydurma olduğunu söylenmektedir. Siz de kitap hakkında görüşlerinizi yorum olarak yazabilirsiniz.

Ömer Seyfettin Kitabından Türbe Hikayesinin Kısa Özeti

Ömer Seyfettin bir çok hikayesi bulunmaktadır. Okurken bazılarını gerçekten neden yazıldığını anlamakta güçlük çekiyorum. Türbe hikayesi de bunlardan birisi.

Ömer Seyfettin Türbe Hikayesi Özeti

Şefika Molla eşini kaybetmiş yardımcısı Rüküş ile birlikte Selanik te yaşayan bir kadındı. Kocası zengin olmadığı için ona pek bir bir şey bırakmamıştı. Tüm gün evinde oturur dışarı çıkmazdı.  Hayırlı kısmet arayanlar, işi olsun isteyenler, hastalıktan kurtulmak isteyenler ve bunun gibi bir çok sebepten dolayı herkes ona kendisini okutmaya gelirdi. Ünü o kadar çok yayılmıştı ki geleni gideni az olmazdı. Onu az çok tanıyanlar gelenlerden dolayı ne kadar çok zengin olduğundan bahsederdi. Altın küplerini evinin bahçesine gömer diye konuşurlar. Hiç bir hırsız onun evine girmeye cesaret edemezdi ondan çok korkarlardı. Hastalarının evine gitmez, evinde okumanın tılsımı olduğuna inanırdı.

Bir gün Şefika Molla evinin bahçesindeki dut ağacının altında oturmuş kendisini seviyordu. Uzun zaman sonra ilk defa dışarı çıkacaktı. Çocukluk arkadaşı Ümmügülsüm ölüm döşeğindeydi. Ölmeden önce onu bir kez görmek için ziyarete gidecekti.  Yardımcısı Rüküş ile birlikte evden çıktılar. Az çok hatırlasa da çok uzun zaman geçmiş sokaklar hep ev dolmuştu. Çocukluğunda da bir kez babası onu deniz kenarına götürmüştü. Selanik te Müslümanlar ve Gayrimüslimler bir arada yaşıyordu. Sahil taraflarında yaşayan insanlarda gitti gitgide yabancılar gibi giyinir, yaşar olmuşlardı. Şefika yolda yürürken etrafa bakmamaya çalışıyordu. Günaha girmemek istiyordu. Biraz gittikten sonra gerek arabaların sesinden gerek insanlardan artık dayanamayıp gidemeyeceğini düşündü ve geri dönmek istediğini yardımcısına söyledi. Tam geri döneceklerken yanlarında yeşil bir türbe gördüler. Şefika şurada yatan zata bir dua edip de gidelim dedi. Türbenin önün çok kalabalıktı uzaktan biraz izlemeye başladı bir de ne görsün iki tane Gayrimüslim türbeden içeri girmişti bu kabul edilemez bir şeydi çok sinirlendi sesini yükseltmeye başladı, orada bulunan bir zabtın yanına gitti ver gördüklerini söyledi adam ona hanımefendi türbe hangi türbe diye sordu, Şefika yeşil türbeyi gösterdi. Zabıt ona orasının türbe değil tuvalet olduğunu söyledi.

Ömer Seyfettin Türbe Özeti

Vire Ömer Seyfettin Kitabının Kısa Özeti Konusu ve Olayı

Ömer Seyfettin Vire Olayı Özeti

Burhan bey Vire yani düşmanın teslim olmasıyla aldıkları kaleyi savunmak ve padişah gelene kadar ellerinde tutmakta görevli kumandandır. İki senedir padişahın gelip burayı almasını bekliyorlardı onlara göre kızıl elma orası idi. Duyumlarına göre padişahın gelmesi uzun sürecekti. Yalnızca yüz elli kişiydiler, her türlü silahları vardı ancak erzakları çok az kalmıştı üç ay onları zor idare ederdi. Kaleyi bırakıp erzak aramaya gidemezlerdi.
Erzaklarının az olmasının yanı sıra birde üç dört yüz kişilik bir şövalye ordusu onları kuşatmaya geliyordu. Bulundukları kalenin dar bir kapısı bulunmaktaydı savunmak için çok uygun ama saldırmak için hiç de uygun değildi eğer bu kuşatma uzun sürerse hiç erzakları kalmayacaktı. Burhan komutan  şövalyelerle vireyi yani teslim olmayı konuştu. Türk askeri asla teslim olmazdı ancak komutan önceden herkesi tembihlemiş, bunun bir oyun olduğunu söylemişti. Burhan komutan cephaneliklerinde bulunan barutun üzerine kömür tozuyla doldurmuş, Su kuyusunun içine de siyah bir boya dökmüştü.
Karşı tarafa teslim olacaklarını söyledi. Öncelikle onlarda bir elçi gelerek ona içeride bulunan mühimmatı gösterdiler çuvallarca barut ve top vardı. Bunları onlara bırakacakları kendi silahlarını alıp gideceklerdi. Onların silahlı ve silahsız olarak ikiye ayrılması gerektiğini, silahlı grup kaleye girerken, Türk ordusu dışarı çıkacaktı. Şövalyeler bunu hemen kabul etti çünkü savaşmadan bir kaleyi alacaklardı. Türk ordusu dışarı çıktığında Burhan komutan hemen bağırdı, teslim olun kaleyi teslim edin diye. İlk baş ne olduğunu anlamasalar da oyuna geldiklerini anlamışlardı. Dışarıda silahsız yaklaşık yüz elli askerleri esir düşmüştü, içeride de silahlı ancak mühimmatı az olan askerler vardı. Barut sandıkları çuvallarda kömür tozu vardı. Burhan komutan ellerinde bulunan tüm silahları kaleden aşağıya atmalarını istedi. Suyu da zehirlediklerini içerlerse öleceklerini söyledi. Çaresiz kalan şövalyeler dört gün sonra susuzluktan bitap düşerler ve tüm silahlarını atalar. Kaleye giren Türk askeri şövalyelerin komutanlarını ve soylularını ayırır geri kalanları erzak bulup getirmelerini yoksa komutanlarını öldüreceğini söyler bir ay sonra geri gelen şövalye askerleri iki yıl yetecek kadar erzak getirmişlerdi.

Vire-özeti-resimi

Denizler Altında Yirmi Bin Fersah Kısa Özeti ve Macerası

Okyanuslarının derinliklerini keşfetmeye hazır mısınız. Kaptan Nemo ve ekibinin yeni şeyler görme merakı ile yaptıkları gezintiye şahit olacağınız sizi süper heyecanlandıracak bir kitap. Okyanusların derinliklerindeki harika macera. Arkadaşlar üşenmeyin ve bu kitabı okuyun.

Denizler Altında Yirmi Bin Fersah Özeti

1866 yıllarında denizlerde birçok gemi bilinmeyen nedenlerden batmaktadır. Herkes bu şeyin bir canavar olduğunu düşünmektedir. Gemileri batıran bu şeyin ne olduğunu öğrenmek üzere bir grup oluşturulur. Grupta Fransız bilimci olan Arannox ve yardımcısı da bulunmaktadır. Abraham Lincon isimli gemi ile araştırma yapmak üzere yola çıkarlar.
Gemi Japonya yaklaştıklarında suyun içinde bir şey ile karşılaşırlar onu yakalamaya çalışsalar da karşı saldırıya uğrayarak Aronnox ve bir kaç kişi gemiden kendilerine saldıran şeyin üzerine düşerler. Gemilerini batıran bu şey herkesin düşündüğünün aksine bir canavar değil denizaltı dır.
Arannox ve yanındakileri denizaltının içine alınırlar. Bu denizaltının kaptanı Nemo isminde birisidir, gemide bulunanlarla birlikte toplumdan uzaklaşarak denizleri altını keşfetmeye çıktıklarını ve kendilerine saldıran olursa onları batırdıklarını anlatmıştır. Heyetin artık gemide tutsak olduklarını ama onlarla birlikte yeni keşfettikleri şeyleri görmelerini istemektedir. Arronnox ilk başlarda bu durum hoşuna gitmese de hayatı boyunca hiç bilmediği çok farklı şeyler görmüştür. Kutupları, mercanları çok değişik yerler keşfetmişlerdi. Ancak hala orada tutsaktırlar.
Yolculukları sırasında kaptan Nemo ve ekibi onlara saldıran ne olursa batırmaktadır. Heyet bir yolunu bulup oradan kaçmak için plan yaparlar. Kaptan Nemo da bir gemiye saldırır ve orada bulunan insanların ölmesine sebep olur bu durum onu çok üzer bu işi bırakmaya karar verir. Bizim heyet sökmüş oldukları bir filika ile kaçmaya başlarlar ancak denizdeki dalgalar nedeniyle fazla dayanamayıp devrilirler Aronnox gözünü açtığında bir adadadır ancak yanındaki arkadaşlarından bazıları yoktur.

Denizler Altında Yirmi Bin Fersah Kapağı


Kitabın özet olarak çok kısa olduğunu farkındayız ancak bu kitabı sizin okumanızın daha fazla faydası olacağını düşünmekteyiz.

Kitabın Yazarı: Jules VERNE
Sayfa Sayısı: 129 Sayfa

Don Kişot Kitabı Kısa Özeti Konusu ve Yorumlar

Don Kişot Servantes tarafından yazılan bizleri güldürüp, eğlendiren, düşündüren bir roman. O dönemin  İspanya'nın sosyal, siyasi, ekonomik, dini durumu hakkında bizlere bilgi veriyor.

don kişot kapak resmi 1


Don Kişot Özeti

Don Kişot uzun boylu zayıf görünümlü şatosunda sürekli olarak şövalye romanları okuyup gezgin bir şövalye olmaya karar veren bir soyludur. Aslında o dönemde İspanya'da gezgin bir şövalyeye rastlamak çok zordur. Ama okuduğu kitapların etkisi ile kendini gezgin şövalye olmayı kafasına koymuştur.
Bir gün zayıf atını da alarak şatosundan ayrılır. Yolda giderken gördüğü bir hanı bir şato olarak görüp oraya gider. Hancı tavırlarını fark edip onun bir deli olduğunu düşünerek onunla alay edip eylenmeye başlar. Kendisine yapılan alayların farkında değildir aslında kendi iç dünyasında yaşamaktadır. Kendisine zırh giyme töreni yapar artık bir şövalyedir, ancak bir seyise ihtiyacı bulunmaktadır. Köyüne dönerek oradaki saf biri olan Sanço' yu ona yönetmesi için adalar vaat ederek seyisi olmaya ikna eder. Sanço çok sevdiği eşeğini alarak efendisinin peşine düşer. Her gezgin şövalye gibi kendisi de zaferlerini adamak için bir prensese ihtiyacı vardır. Bir köylü kızını, güzel bir prenses düşleyerek seçer ve ona Dulcinea del Toboso adını takar. Yolda gördüğü değirmenleri dev zannederek onlarla savaşmaya kalkar. Sanço ne söylerse söylesin efendisini bu saçmalıktan vazgeçiremez. Bu savaştan gülünç bir şekilde mağlup ayrılır karakterimiz. Okuduğu şövalye romanlarındaki bazı karakterlerinden bazı şansızlıklar yaşadığını söyleyerek yeni maceralara doğru yola çıkar. Şövalyelik yolunda karşılaştığı maceralarda herkes onunla alay eder. Dostu berber ve papaz onu bu bataklıktan kurtarmaya çalışırlar ama başarıya ulaşamazlar.
Don Kişot, bir prenses görür ve Sanço' dan prensese gidip onu selamlamasını ve emri altında olacağını belirtmesini ister. Prenses daha önce Don Kişot'un birkaç olayını duymuş ve bu durumdan eğleneceğini düşünerek kahramanımızı şatosuna davet eder. Sanço'ya da yönetmesi için bir ada verir. Sanço valiliği çok iyi yapmakta herkes onun zekası karşısında şaşırıp kalırlar. Sanço belli bir süre sonra valiliğin ona göre olmadığını düşünerek ayrılır. Don Kişot ise bu insanların kendisi ile alay ettiğinin farkına vararak ayrılır. Yolda karşılaştığı bir şövalye ile yaptığı savaşı kaybederek şatosuna döner. Bir daha böyle bir maceraya atılmayacağını sözünü dostlarına verir. Kısa bir süre sonrada hayata veda eder.

Don Kişot hakkındaki düşüncelerinizi yorum olarak yazabilirsiniz.

Gökkuşağı Hikayesi Kısa Özeti Ömer Seyfettin Kitapları

Her eserini dikkatle okuyup sizler özet olarak yazdığımız ömer seyfettin' in kitaplarından gökkuşağını değerlendirdik.

Gökkuşağı Hikayesinin Konusu

Yenin yeni genç kız olmaya başlayan Ayşe' nin sırf kız olduğu için eskisi gibi oyunlar oynayamayacağının üzüntüsünü anlatığı hikayede. Ayşenin gök kuşağının altından geçip erkek olma hayalini anlatmaktadır.

Ömer Seyfettin Gökkuşağı Kitap Kısa Özeti

Ayşe daha on yaşında olmasına rağmen yaşıtlarından daha iri ve güçlü bir kızdı. Erkekler gibi oyun oynamayı güreşmeyi, ata binmeyi çok seviyordu. Ancak büyüyor olması diğer kızlar gibi onundan kapanacağı evde halı dokuyacağı anlamına geliyordu. O gün Ayşe evde yalnızdı aynaya baktı içini çekti ah dedi keşke erkek olsaydım dedi kendine. Evde canı sıkılmıştı camdan dışarı bakıyordu dışarıda gökkuşağı çıkmıştı. Bir anda aklına söylenenler geldi gök kuşağının altından geçse erkek mi olacaktı. Hemen evden çıktı deli gibi koşmaya başladı. Gök kuşağı batmandan altından geçmeliydi. O kadar yorulmasına rağmen hiç bırakmadan koştu ve gök kuşağının altından geçmeyi başardı.

Birde baktı ki boyu uzamış bıyığı çıkmıştı olmuştu artık erkek olmuştu. Hemen eve geri geldi ve üzerindeki kız elbiselerini çıkartıp abisinin bayramlıklarını giyindi. Evden geri dışarı çıktı davul sesi geliyordu. O yöne doğru gitti erkekler güreş tutmuş bir düğün alayı vardı. Ayşe orada koca bir nara attı var mı benimle ikişer ikişer güreşecek diye. Herkes hayretler içinde kaldı onu izliyordu. Güreşte gelen herkesi yere attı, topluluk coşmuştu. Ayşenin etrafına çevreledi, Ayşe de onlara nasıl erkek olduğunu anlattı daha sonra köyün güzel kızı gülsümün eşini ve köyün hocası Kurt Hocayı çağırdı yanına. Hasan a gülsümden boşanmasını söyledi hasan ilk baş kabul etmese de havaya kaldırınca kabul etti ardından hocaya gülsüm ile kendisini nikahlamasını istedi hoca kabul etmedi hocayı bir havaya fırlattı. Ardından hoca kaçmaya başladı kaçarken de Ayşe nin kız olduğunu ve kapanması gerektiğini söylüyordu. Hocayı camide yakaladı, tam öldürecekti ki birden yere düştü. Gözlerini açtığında bir de baksın ki babası başında onu uyandırmaya çalışıyor. Tüm köy onu aramaya çıkmış, onu bulan Hasanıda tekmelemişti. Babası tuttu kolundan eve götürürken Kurt hocayı gördüler hoca babasına dönüp artık örtünmesi lazım dedi.

gökkuşağı kitap özeti rainbow

Keramet Kitap Özeti Hikayesinin teması Ömer Seyfettin

Bir çok kitabını okuduğum Ömer Seyfettinin hikayelerinin arasından bazılarını ders verici olsa da bazı hikayeleri de bana oldukça saçma gelmektedir. Bu yazımda bana komik olduğunu düşündüğüm keramet isimli öykünün kısa özeti sizlere yazdım.

Keramet Kitap Konusu: Mahallede çıkan büyük bir yangından faydalanmak isteyen bir hırsızın girmiş olduğu türbeden yapmaya çalıştığı hırsızlığın hikayesi anlatılmaktadır.

Keramet Kitap Kısa Özeti

Mahallede büyük bir yangın çıkmıştı tüm halk dışarı çıkmış yangını söndürmeye çalışmaktaydı. Polisler, Jandarmalar mahalleyi çevrelemiş hırsızlık olaylarına karşı önlem almıştı. Ortalıkta bir karmaşa olmasına rağmen mahalleli bir yandan da yangının fazla sürmeden söneceğine emindi çünkü yangının yandığı yerin iki ev ötesinde büyük bir zatın türbesi bulunmaktaydı.
Çiroz Ahmet yangını fırsat bilenlerdendi ancak yangının olduğu mahalle çok fakir bir mahalle idi evlerden pek bir şey çıkmayacağından emindi. Çevresine bakındı türbeyi gördü burada para edebilecek bir şeyler olabilirdi. Kapısını zorda açsa içeriye girmeyi başardı. İçerideki şamdanları, kitapları, seccadeleri topladı bunlar baya yer kaplıyordu. Dışarı çıkmak için şöyle bi baktı herkes yangın ile ilgileniyordu bir yol ıssız duruyor ama orada da yangın vardı. Orada bulunan sandığa yaslanınca sandık birden hareket etti. Korkan Çiroz Ahmet türbede yatan dirildi sandı, sonra baktı ki sandık yere sabitlenmemiş ti. Hemen aklına bir fikir geldi zaten çalacağı eşyalarda çok yer kaplıyordu onlardı da sandığın içine koyup sandığı kaldırdı altına girdi paldır küldür dışarı çıktı sesi duyup o tarafa bakan herkes şok geçirdi. Evliya kalmış gidiyordu. Çiroz Ahmet herkesin içinden öylece geçip gitti. Kimse hareket dahi edemedi. Bu olay olduktan sonra yangın fazla sürmedi söndü. Ancak o günden sonra türbeye dua okumaya gelen herkes sandığın gittiği yöne bakarak dua etti.

keramet kitap özeti


Ömer Seyfettin Namus Kitabının Kısa Özeti

Sitemizde birçok özeti bulunan Ömer Seyfettinin namus kitabının özeti sizler için yazdık eksik ve yanlış olduğunu düşündüğünüz yerleri bizlere mesaj veya yorum olarak yazabilirsiniz.

Namus Kitabının Konusu: Köpeğinin namusu yüzünden evindeki kişileri öldüren bir mahkumun ceza evinden alınıp idam edileceği yere götürülmesi. Adamın neden katil olduğun anlatmasıdır.

Namus Hikayesi Özeti

Yaşlı ve cılız bir adam açılan cezaevinin kapısından koluna girmiş görevliler tarafından siyah bir arabaya bindiriliyordu. Zayıf adam kolundan tutan sakallı jandarmaya kendisini nereye götürdüklerini sorsa da sorusun cevabını anlayamaz. Sakallı jandarma ile birlikte arabanın arkasına koydular adamı. Jandarma bir sigara yaktı ve adama sen ne yapmıştın dedi. Mahkum adam namus yüzünden dedi. Adam hala nereye gittiklerini merak etmektedir. Jandarma adama namus konusunu daha açık anlatmasını istedi. Bir akşam derede yıkanmaya gitmişti, eve geldiğinde birde ne görsün karısı, kız kardeşi, halası, annesi evin tüm kadınları köpekleri çomar ile Hasan' ın sarı köpeği nin kavga ettiklerini izliyor.
Köpekler kavgaya tutuşmuş kadınlarda kavga eden köpekleri eve alıp izlemeye başlamışlar. Adam eve geldiğinde bu manzarayı görünce sinirlenip. Eline baltayı aldığı gibi hepsin öldürmüş.

Geldikleri yere vardıklarında hakim, savcı, komiser herkes toplanmış adam idam edileceğini anlamış. Namus yüzünden öleceğini anlayan adam ağlar. Kimse bir köpeğin namusu konusunda bu kadar hassas olan bir adam görmemiştir. Hakim son isteğini sorar.  Hasanın sarı köpeğini bulmasını ister.

namus hikayesinin özeti kitap kapağı

Ömer Seyfettin Kızıl Elma Neresi Hikayesinin Kısa Özeti

Bir simge bir ülkü olan kızıl elma, Türk devletini nizam ve huzur içinde yaşamasının sembolü olarak nitelendirilmiştir. Ömer Seyfettin in kızıl elma neresidir hikayesinde. Kızıl Elmanın neresi olduğunu anlamaya çalışmaktadırlar. 

Kızıl Elma Neresi Ömer Seyfettin Özeti

Zamanın padişahı emrindeki askerlerle yeni toplantı yapmış tahtında oturuyordu. Birden Kızılelma ya gideceğiz seslerini duymaya başladı. Padişah bu sesi çocukluğundan bu yana sürekli duymuştu ama neresi olduğunu bilmiyordu. Hemen daha yeni toplantı yapıp yanından ayrılan vezirlerini, kaz askerlerini, nişancılarına hepsini tekrar yanına çağırtmıştı. Onlara bu kızıl elma neresidir diye sordu. Herkes farklı bir cevap verdi birisi Çin dedi, birisi Hint dedi Bilge olan bu kişiler hiç biri aslında kızıl elmanın neresi olduğunu bilmiyordu. Artık herkes sustu kimse bu cahilliğinin yanında padişahın kendisine soru sormamasını diliyordu. Bir bilgin bu kızıl elmanın halk tarafından uydurulan bir şey olduğunu ilimde ve şerde böyle bir şey olmadığını söyledi. Padişah örf te var mı? diye sorunca yok diyemedi. Padişah herkese siz daha halkın ne istediğini bilmiyorsunuz. Halkı idare edenlerin halkın ne istediğini bilmemesi kendini vicdani boyutta sorgulaması gerekmektedir.

Ardından padişah halkın arasından üç kişi getirin bana dedi. İlk kişi huzura korkarak çıktı. Ona kızıl elma neresidir diye soruldu. cevap olarak padişahım sizin gideceğiniz yer cevabını verdi. ikincisi de ayın cevabı verdi. üçüncüsü de ayın cevabı verince Padişah gördünüz demi kızıl elma benim gitmek istediğim yer yani Hakkın beni göndereceği yer dedi. 

Ömer Seyfettin kızıl elma neresi özeti kapağı

Ömer Seyfettin Teke Tek Kitabı Kısa Özeti

Ömer Seyfettin hayatı boyunca bir çok hikaye yazmıştır. Bu hikayelerin arasında bulunan teke tek kahramanlık türünde bir hikayedir.

Teke Tek Hikayesinin Özeti


Bosna beyinin askerleri, Yayçe kalesinin etrafını sarmış kumandanlarının gelmesini beklemekteydi. Bir grup asker toplanmış kendi aralarında konuşmaktaydı. Orada bulunan bir ihtiyar bir önceki kuşatmada sakat kalan Cem' in hikayesini anlatmaya başladı. Cem kuşatma esnasında canı sıkılmıştır. Kuşatılan kalenin önüne gider ve aralarından kendisi ile teke tek dövüşmek isteyen yok mu diye kalede bulunanları tahrik eder. Zırhlı bir adam karşısına gelir. Cem zırhlı askere karşı kılıcını çekmedi mızrakla dövüştü uzun süren kapışma sonucunda, Zırhlı asker Cem' in sol bacağını kesti artık sakat kalan Cem bir daha savaşamadı.

O esnada hikayeyi dinleyen Kasım isimli bir yiğit kalenin önüne gitti ve kendisi ile dövüşmek isteyen yok mu diye haykırdı. İlk baş kimse çıkmasa da Kasımın tahriklerine dayanamayan kaleden en iri askeri karşısına çıktı. Kasım daha zayıf olmasına karşın dövüşme sonucunda iri askeri yere yığdı herkes onu öldürmesini istedi ancak Kasım askerin göğsüne öyle bir darbe indir diki bir daha ayağa kalkamadı yatağa mahkum kaldı. O asker bir daha hiç bir savaşa katılamadı.

Teke Tek hikayesinin özeti

Ömer Seyfettin Binecek Şey Hikayesinin Kısa Özeti

Binecek Şey Özeti Kapak

Binecek Şey Kısa Özeti 

Zamanın birinde Derviş Hasan isimli bir gezgin bir adam varmış, Otuz senedir yayan olarak diyar diyar gezermiş. Kaderine razı bir dervişmiş. Gezerken ismini bilmediği yolunun üzerinde bulunan köylere gider burada misafir olurmuş. Gerek birkaç gün gerek bir kaç ay kalır tekrar yola çıkarmış.
Yine bir gün Anadolu da yolda giderken sıcaktan çok bunalmış, etrafta da hiç yakın köy gözükmüyor, köy bulunduğuna dair hiç bir iz yokmuş. Derviş Hasan huu çekip yola devam etmiş ancak yürüdükçe yoruluyor ve gücü dermanı kalmıyor. İçinden bir araba, eşek olsa idi hemencecik giderdim diye düşünüp duruyordu. En son bir tepenin yanına geldi, tepe çok yüksek ve dik hayatta tepeyi geçemem dedi ve Allah a bana bir binecek şey gönder diye yalvarmaya başladı. Açlıktan, sıcaktan ve ihtiyar olmasından dolayı o kadar yorgundu ki hemencecik orada uyumaya başladı.
Gözünü açınca bir gördü ki Allah istediği yardımı göndermişti. Yanında Yörükler vardı. Kaz dağına doğru gittiklerini öğrendi bende sizle gelirim dedi onlara. Ondan yeni doğmuş bir at var onu şu tepeye çıkarırsan bizimle gelirsin sana da bir at veririz dediler. Derviş Hasan bu duruma çok sinirlendi ve Kaz dağına felan gelmiyorum diye çıkıştı. Sinirinden deli olmuştu din kardeşlerine sövmeye başladı. Bunun üzerine Yörük arkadaşlarına çağırdı ve Derviş Hasan ı döve döve yeni doğan tayı yukarı kadar çıkarttırdılar. Derviş Hasan bunun üzerine sesini hiç çıkarmadı ve Kabahatin kendisinde olduğunu anladı bir daha bir şey istemeye tövbe etti.

Beyaz Gemi Kitap Kısa Özeti ve İncelemesi

Beyaz Gemi özgürlüğü temsil etmektedir. Cengiz Aytmatov' a ait okunması gereken kitaplar arasındadır. Beyaz Gemin Özeti kısaca sizlere sunulmuştur

Beyaz Gemi Kitabın Konusu

Dedesinden başka arkadaşı olmayan yalnız ama kendi hayal dünyasında mutlu olan, dedesinin hikayeleri ile büyüyen çocuğun psikolojisini anlatmaktadır.

Beyaz Gemi Kitabın Özeti

Annesi ve babası tarafından terk edilmiş, dedesi ve ninesi ile birlikte şehirden uzakta ormanda yaşayan bir çocuk. Hiç arkadaşı yok, öyle bir yalnızlık ki kayaları kendisine arkadaş edinmiş ve onlara isimler vermiş. Kendine arkadaş olarak gördüğü dürbünü ile sık sık Islık Göl' ü izleyerek beyaz geminin gelmesini bekliyor. Bir gün balık olup yüzerek o beyaz gemiye gidip, "Bak ben geldim beyaz gemi" demeyi ümit ederek. Orada babasını bulacağını ve ona kavuşacağını düşünüyor. 

Dedesinin ona anlattığı hikayeler ile beraber büyümüş. En sevdiği ise Maral Ana efsanesi. Efsaneye göre öldürülmek üzere olan, hayatta kalan son 2 Kırgız çocuğunu alan Maral Ana onları çok uzaklara götürerek onları büyütür. Artık Marallar, Kırgızlar için çok önemli bir değere sahip olur ama çok uzun yıllar sonra , Kırgızlara atalarına armağan olması için Maralları öldürüp boynuzlarını atalarının mezarlarına asarlar. Marallar geri gelmemek üzere toprakları terk ederler.

Günlerden bir gün, Mümin dede ve Orozkul nehirden odun taşırken , Mümin Dede üç tane Maral görür. Artık kendilerini onların dönmelerine ve onları affetmelerine çok sevinip , bunu çocuk ile paylaşır. Çocukta maralı görünce çok sevinir ve onun Bekey teyzesi için bir bebek getireceğinin hayallerini kurar. Ama Mümin Dedesi , Orozkul'un zoru ile Maral Ana'yı vurur. Bunun üzerine çocuk balık olacağını düşünerek nehre atlar ve su çocuğu alır götürür lakin hiçbir zaman çocuk balık olamayacaktır.


Beyaz Gemi Kitap Kapak Resmi

Kitabının Sayfa Sayısı : 168


Beyaz Gemi Romanında Bulunan Karakterler :

Çocuk: Saflığı, temizliği, hayalperestliği vurgulamaktadır.
Mümin Dede : İyi kalpli, yardımsever ve çalışkandır. Baskı altında ezilen Kırgız halkını temsil etmektedir.
Orozkul : Sarhoş , kötü kalpli , değerlere önem vermez. 
Bekey : Mümin'in kızı ve Orozkul'un karısıdır. Orozkul ile çocukları olmamaktadır. Bu da elbet gelecekte Orozkul gibi kişilere yer olmayacağını belirtmektedir.
Seydahmet, Gülcemal, Kulubeg  diğer karakterlerdir.

Çocuk Kalbi Kitabı Kısa Özeti Sorular ve Cevapları

Kitap Enrico nun tutmuş olduğu günlüklerde bulunan öykülerden, annesi ve babası ile yapmış olduğu mektuplaşmalarda oluşan hikayelerden yer almaktadır. Sınıfta bulunan arkadaşlarının yaşadığı zorlukları konu almıştır. Müthiş bir ahlak eğitim kitabı olan bu kitap tüm çocuklarımıza kesinlikle okutulmalıdır.

Çocuk Kalbi Kısa Özeti 

Enrico yeni üçüncü sınıfa geçmiştir, bu nedenle çok sevdiği öğretmeni değişmiş ancak yeni öğretmeni de hiç kimseye kızmayan çok iyi kalpli birisidir. Eğitim gördüğü okul çok iyi bir ahlak eğitime sahiptir. Okulda öğrencilerin birbirlerine farklı özelliklerinden dolayı dışlamaması, yeni gelen öğrenciler ile dalga geçmemelerini yeni gelenlerin okula daha iyi ısınmaları için onlara daha yakın davranmalarını öğretmeye çalışmaktadır. Ancak okulda bulunan öğrenciler arasında çok çeşitlilik bulunmaktadır bazı öğrenciler zayıf kısa boylu iken bazıları da zengin ve uzun boyludur bu yüzdendir ki sürekli bir birilerine alay edilmekte, onlar hor görülmektedir. 
Garrone sınıftaki fakir olan dışlanan çocukları kollayan birisidir. Enrico yardımsever huyundan dolayı en çok Garrone yi sevmektedir.
Enrico her ay babasının isteği üzerine evde vakit geçirmek üzere arkadaşlarını çağırmaktadır. Enrico da her zaman fakir olan arkadaşlarını çağırır. Stardi de alkolik bir babası olan bir çocuktur. Babası onu sürekli dövmektedir. Stardi çok başarılı bir öğrencidir. Sınıf ikincisi olmuştur. Bir gün öğretmeni babasını dövmüş ve babası o günden sonra düzelmiştir. 
Crossi fakir bir öğrencidir, evlerinde rahat bir ders çalışma ortamı bulunmamaktadır. Enriconun annesi Cross inin alisine maddi yardımlarda bulunmuştur.

Çocuk Kalbi Özeti Kapak Resmi

Çocuk Kalbi Kitabı Soru ve Cevaplar

Çocuk Kalbi kitabının yazarı kimdir?  Edmonde de Amicis
Enrico nun sınıfta en sevdiği kişi kimdir? Garrone
Enricon nun sınıfının en çalışkanı kimdir? Derossi




Cesur Yeni Dünya Kitabının Konusu Analizi

Aldous Huxley' in, gelecek için büyük endişeler uyandıran distopik türdeki eseridir. Cesur Yeni Dünya ismini Shakespeare' in Fırtına adlı eserinden almıştır. Aslında bu eserdeki kullanılış anlamı Güzel Yeni Dünya olduğu iddia edilmektedir.

Cesur Yeni Dünya Kitabının Konusu

Kitabımız Ford'dan 612 yıl sonra büyük bir devrime uğramış ve genetik mühendisliği alanında çok ilerlenmiş olup, günümüz de büyük öneme sahip kavramlara değer verilmediği, sanat ve bilimin unutulmaya yüz tuttuğu ve Ford' un yüce bir varlık gibi görüldüğü bir zamanda geçiyor.
Yeni dünyada her şey güzel gidiyor, herkes mutlu gibi görünse de; aile, özgürlük, din, düşünmek, sanat, bilim, vb. kavramların ve değerlerin ortadan kalkmış. İnsanlar robot gibi yaşam sürdürmektedir. 
İnsanlar artık, kuluçka merkezlerinde üretilip; aile, anne baba, evlilik, aşk gibi kavramlar yok olmuş ve müstehcen kabul edilmektedir. Bu kelimeleri söylemeniz bile tepki çekmektedir. 
Toplum  alfa, beta, gama, delta, epsilon olarak 5 sınıfa bölünmüş. Toplum ekonomik, toplumsal olarak istikrar göstermekte olup, her birey kendi içinde mutludur. Her birey nasıl mutlu olabilir? Bebekliğinde deneyler yapılarak bilinçaltına işleniyor diyebiliriz. 
Örnek olarak; Bebekleri çok canlı güzel görünen bir gül ile aynı ortama koyuluyor. Bu ihtişamlı görünüşü gören bebekler gülü eline aldığında ilk baş onu çok seviyorlar, hoşlarına gidiyor. Lakin güle elektrik verildiğinde tüm çocuklar ağlayarak kaçışıyor. Bu deneyler sürekli tekrarlandığında bebekler artık güle bile yaklaşmıyor. Büyüdüklerinde ise doğayı sevmeyen bireyler oluyor. 

Adam Fawer' ın Empati kitabında ki şu alıntı bu olayı çok güzel açıklıyor diyebiliriz
"... Ne isterseniz yapabilirsiniz. Ama sorun şurada, ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz." 

Cesur Yeni Dünya Kitabında Bulunan Toplumun Yaşantısı 
Her gün uykularında sürekli söylenerek; kıyafetleri yıprandığı zaman yama yapmak yerine, yenisini almaları insanlara aşılanmıştır. Tüketim artırılarak, ekonomik istikrarı da sağlamaya yöneliktir.
İşinizden çıktığınızda, boş kaldığınızda soma adı verilen ilacı içip hayalinizi yaşıyorsunuz. İstediğiniz en güzel bir adada tatilinizi yapıyor ve sonra tekrar işinize dönebiliyorsunuz. Kişilerin kendi başına yalnız kalıp onların düşünmesinin önüne geçiliyor. 
Aslında baktığınızda hayalinizi yaşayabiliyor, sürekli mutlu bir hayat sürüyor, işinizden tutun sınıfınıza kadar her şeyinizden memnunsunuz ve yalnız kalma gibi bir durumunuz yok mükemmel bir ütopya gibi duruyor olsa da;

Cesur-Yeni-Dünya-Konusu

Cesur Yeni Dünya kitap arka kapak Sözü
"Ben keyif aramıyorum... Gerçek tehlike istiyorum, Özgürlük istiyorum... Günah istiyorum."

Cesur Yeni Dünya Kitap Hakkında Bilgiler
Yazar : Aldous Huxley
Sayfa Sayısı : 266 
Olay Zamanı : Ford' dan 612 yıl sonra
Karakterler : Bernard Max, Lenina Crowne, Mustapha Mond, Linda, John