Ömer Seyfettin Topuz Kitap Özeti

Topuz hikayesinin konusu Zor zamanlar geçiren Türk devletinden özgürlüklerini ilan eden Eflakların,  gelecek olan Türk elçisini beklerken yaşananlar.

topuz özetiTopuz Hikayesi Özeti


Eflak sarayının etrafında coşkulu bir kalabalık vardır. Herkes sarhoş olmuş bağımsızlıklarını kutluyordu. Bağımsızlıklarını kazandıklarını sanan Eflak halkı Türklerden gelecek olan elçiyi sarayın çevresinde beklemektedirler.

Çok içmiş bir kumandan ile yanında bulunan subay konuşmaktadırlar. Kumandan kansız bir zafer kazandıklarını, bağımsız olduklarını söylemektedir. Subay ise komutanı kadar sarhoş olmadığı için bu işin içinde bir şey olduğunu Türklerin böyle bir şeye izin vermeyeceğini düşünüyordu. Elçi beraberinde üç yüz atlı ile gelmektedir. Elçi yanında Osmanlı Padişahını beratı ile hediye olarak davul ve topuz getirmektedir. Kumandanın yanındaki subay üç yüz kişinin geldiğini duyunca çekinir ama kumandan üç yüz kişinin hiç bir şey yapamayacağını, korkmaması gerektiğini söylemektedir. 

Sarayın yakınan gelen elçiyi görünce kumandan atını şahlandırarak yanına gitti. Attan inmesi gerektiğini söyler, elçi kabul ederek atından iner. Elçinin yanında gelen heyetin dışarıda kalması gerektiği söyler, elçi ise getirdiği hediyeleri götürmek için yanına üç kişi alır. Kumandan coşkulu bir şekilde atını şahlandırarak saraya doğru gider. Koskoca Türk elçisi arkasından yürüyerek gelmektedir ne büyük bir gururdur bu onun için.

Sarayın içine girdiler herkes onları izliyordu, sarayın içinde tahta oturan prens ve etrafında bir sürü zırhlı asker bulunmaktaydı. Kumandan elçiye nasıl divanda hareket etmesi gerektiği söyledi, hatta elçinin kavuğunu düzeltti. Presinin yanına gelince komutan geri çekildi. elçi ve yanında hediyeleri getiren üç Türk sarayın ortasında prensin karşısında durdular. Elçi ilk olarak yanında getirdiği beratı öptü ve prense götürdü. Prens önemsiz bir şeymiş gibi aldı, yanındaki adamına verdi. Elçi geri çekildi, bu sefer hediye olarak getirilen altın yaldızlı topuzu. Gözleri yere bakarak prense götürdü bir anda çok hızlı bir şekilde topuzu havaya kaldırdı ve prensin kafasına geçirdi. Herkes şok geçirmişcesine bu durum karşısında dondu kaldı, kimse yerinden hareket dahi edemedi. Elçi kaftanının altındaki kılıcı çekti ve herkese bağırmaya başladı özgürlük isteyen cezasını buldu dedi. Ölü prensin o kadar askeri adeta donmuş herkes onu izliyordu. Elçi tahta giderek ölü prensi, tahtan indirdi onun yerine oturdu ve herkesin padişah namına ona itaat etmesini istedi. Herkes korkudan itaat etti ve elçinin elini öptü. Yalnız sarhoş kumandan ile yanındaki subayın kellesi uçuruldu.

Kitabın ana fikri ile ilgili görüşleriniz yorum olarak atabilirsiniz.

Pollyanna Kısa Özeti

Eleanor H. Porter Pollyanna isimli kitabın yazarak tanımıştır. Kitap konu olarak Hayatta başına gelen tüm zorluklara iyimser bir şekilde bakan küçük bir kızın hikayesi anlatılmaktadır. Ana fikri ise her zaman iyimser olup, başımıza gelen herşey den bir mutluluk çıkarmalıyız.

Pollyanna özeti Pollyanna Kitap Kısa Özeti

Pollyanna on bir yaşında, sarı saçlı, daima güler yüzlü neşeli bir çocuktur. Teyzesi Polly bir süre önce Küçük kıza bakması için bir mektup almış istemese de ona bakmayı kabul etmiştir. Onun için tavan arasında bir oda ayarlatmıştır. Pollyannanın teyzesi tutucu zor bir kadındır. Bir evde çalışanları ile birlikte tek başına yaşamaktadır.

Nancy önceden hiç çalışmamış babasını kaybettinten sonra hasta annesi ve kardeşlerine bakmak için Pollyanna nın teyzesi Poly nin yanında hizmetçi olarak işe girmiştir.  Pollyanna' yı karşılamak için evin bahçıvanı Tom ile birlikte terminale gitmişlerdir.

Küçük kız Nancy i ilk gördüğünde onu teyzesi sansa da evin hizmetçisi olduğu öğrenmiş onunla konuştukça onu çok sevmiştir. Küçük kız yolculuk boyunca ona sorular sormuş sorularını cevaplamıştır.

Pollyanna eve geldiğinde teyzesine koşarak sarılmış, ancak teyzesinin katı kuralları ile karşılaşmıştır ancak hiç birine morali bozulmayan kız sürekli mutludur. Bu mutluluğunun sebebini soran Nancy babası ile oynadıkları mutluluk oyunu anlatmıştır. Etrafındaki insanları Pollyanna ya çabuk alışmış o ise her daim çevresine gülücükler neşe saçmıştır. Aynı şehirde yaşadığı insanlarla çabuk kaynaşıp herkese mutluluk oyunun anlatmıştır. Çok hızlı arkadaş ediniyor onu tanıyanların hepsi onu seviyordur

Zamanla teyzesi de pollyanna yı sevmeye başlamıştır. Pollyanna sokakta gördüğü kedi ve köpeği eve getirmeye başlamış teyzesi ilk baş bir şey dememiştir. Bir seferde  kimsesiz çocuğu eve getirir teyzesi buna çok sinirlenir ve çocuğu yanında ona kızar çocuk ise gider. 

Bir gün Pollyanna ya araba çabar ve yürüyemez. Herkes bu duruma çok üzülür, onu ziyarete gelir. Bir tanıdığı arkadaşı olan Bay Pendleton evsiz o çocuğu evlat edindiğini söyler. Teyzesi onun için ağlar öğrettiği mutluluk oyunun oynar. Tüm bu olanlara çok sevinir. Çeşitli doktorlara gösterilen Pollyanna bir gün Polly teyzesine artık yürüye bildiği söyleyen bir mektup yollar.


Düzeltilmesini ve eksik gördüğünüz yerleri bize yorum olarak atabilirsiniz

Ömer Seyfettin Ant Hikayesi Kısa Özeti

Arkadaşlığın birbirini korumanın önemi anlatıldığı ant hikayesi, Dostların bir birleri için ne kadar büyük fedakarlılar yapabileceğini ana fikir olarak kullanıyor.

Ant kapak resimiAnt Kısa Özeti

Kahramanımız gönende doğmuştur, yirmi yıldır hiç gitmemişti bu küçük kasabaya. Geçmişinden ancak bir kaç anı kalmıştı aklında. Çocukluğunda gittiği mektebi hatırlamaktadır. Karma bir okulda okumaktadır. Kızlar ona hep ak bey derlermiş.

Okulda iki tane hoca bulunmaktaydı, büyük ve küçük hoca derlermiş onlara. Bu hocalar suç işleyen çocuklara  dayak cezası verilermiş. Büyük suç işleyenler falaka ya yatırırlar, küçük kabahatliler ise küçük tokatlarla cezalandırılırmış. Kahramanımızı da bir kere kulağı çekilmiş hemde hiç suçu yokken,  Okulun bahçesinde bulunan, abdest musluğunun koparılmış hocalarda kimin yaptığını ararken, kahramanımız kimin yaptığını görmüş ve hocaya söylemiş. Büyük hoca  musluğu koparan çocuğu tam falakaya yatıracak ken çocuk inkar eder, oradan başka bir çocuk çıkarak kendisinin yaptığını söyleyerek, falaka dayağını yemiştir. Hocası kahramanımıza dönerek neden yalan söylediğini sorar ve kulağını çekmiştir. Kahramanımız Ak bey okul çıkışında suçu üstlenen çocuğun yanına gider ve neden suçu üstlendiğini boşuna dayak yediğini sorar, ancak bu çocuk diğer suçu işleyen ali isminde ki çocukla kan kardeşi olduklarını ant içtiğini söyler. Onun hasta ve zayıf olduğu için onu koruduğu söyler.

Bir gün okulda arka sırada ki çocukların ant içtiklerine şahit olur kolları bıçakla keserek bir kanayan yerleri birleştirip bir birlerinin kanlarını emdiklerine şahit olur.
Bu durumu annesine söyler annesi kesinlikle böyle bir şey yamaması gerektiği yönünde onu tembihler. Kahramanımız evlerinin bahçesinde her cuma günü  çocuklarla oyun oynamaktadır. Mıstık denen iri yarı ve çok güçlü bir çocuk vardır, büyük olmasına rağmen özellikle kızlar onun la Mustafa Mıstık diyerek alay etmekte o ise hiç bir şey dememektedir.

Bir gün mıstık ağaç dalları getirmiş ikisi de bu dalları bıçakla yontarak at yapmaktadırlar tam bu esnada kahramanımız parmağını keser ve mıstığa ant içelim diye sorar mıstık da koluna bir çizik atarak ant içerler ve kan kardeşi olurlar. Okula beraber gidip gelirler uzun zaman geçer ant içtiklerini unutmuştur.

Bir gün okuldan eve dönerken onlara doğru bir köpek koşarak gelmektedir. Bunu gören mıstık kahramanımızı arkasına alarak köpekle boğuşur, en sonunda etraftaki insanlar gelerek köpeği kovalarlar. Ertesi ve ondan sonraki günlerde mıstık okula gelmemiştir, kahramanımız bunu merak da etse de mıstık bir daha okula gelmemiştir. Bir gün öğrenmiştir ki o köpek kuduz muş. Mıstığın ailesi her ne kadar hastane gezse de mıstık ölmüştür.

Yorumlarınız ve fikirleriniz bizim için çok değerli lütfen yorumlarınızı eksik etmeyiniz.

Burma Günleri Kitap incelemesi Kısa özeti

1984 ve Hayvan Çiftliğinin yazarı George Orwell'in romanıdır.

Öykümüz Burma (Myanmar) da geçmekte. Buraya gelen Avrupalılar önemli mevkileri çalışmakta ve  yönetmekte, Burmalılara bir pislik gibi davranmaktadırlar.  Bu insanlar sırf vücut renkleri nedeniyle  küçük görülmekte, aşağılanmakta, her laf edilebilmekte. Onlar da bu durumu kabullenmiş ve İngilizleri sahip olarak görmekteler.  Sahiplik o kadar önem kazanmış ki bu sahipliği anlatan birçok kelime bulunmakta  mesela burra sahip, sahiblog ve benzeri kelimeler. Bu sahiplik için bir sürü kelime dökülürken bazı kavramlar için bir kelime bile bulunmamakta. Önemli mevkiler de çalışıyorlar derken Burmalılara yardım ediyor gibi gösteriliyor lakin sömürüyorlar hatta bu duruma kitapta Mr.Flory'nin şu cümleleri ile yer verilmiş: "Zavallı siyah kardeşlerimizi soymak için değilde kalkındırmak için burada olduğumuz yalanıyla elbette. Sanırım bu oldukça doğal bir yalan aslında ,ama bizi çürütüyor , bizi öyle bakımlardan çürütüyor ki hayal bile edemezsin. Sürekli bir üçkağıtçı ve yalancı olduğumuz duygusuyla yaşıyoruz."


buruma günleri kitap resimiAvrupalılar, Burmalıları hizmetkar olarak yanlarına almakta, ve onlara ister hizmetkarı olsun ya da olmasın çok kötü davranış gösterebiliyorlar. Bu davranışlar karşısında hiçbir Burmalı onlara karşı gelemiyor; çünkü bu topraklarda yapılabilecek en büyük suç Avrupalılara işlenecek bir suçtur. Mesela, Maxwell'in isyanda öldürüldükten sonra bunu yapanların ağır bir şekilde öldürüldü lakin aynı durum bir Burmalının öldürülmesi olsa hiç kimse umursamamaktadır.


Evet artık kitabımızdaki ana karakterimiz olan Mr.Flory'e gelelim. Burmada çalışan Avrupalı insanlardan biride Mr.Flory. Mr.Flory, Flo adındaki köpeği ve hizmetkarı Ko S ile birlikte yaşamaktadır. Mr.Flory diğer Avrupalılar nazaran Burmalılara daha ılımlı yaklaşmakta onların gösterilerini eğlenceli bulmakta hatta en yakın arkadaşı olan Dr.Veraswami de bir siyah tenlidir. Lakin onun gibi düşünen kimse olmadığı için bu duyguları içinde bastırmaktadır. Avrupalılardan Ellis, Flory'nin Dr.Verasmavi ile görüşmesine çok sert tepkiler göstermektedir. Kasabaya Paris'ten gelen genç ve güzel bir bayan olan Elizabeth'e aşık olur lakin bir türlü evlenemez onla en sonunda her şey ona ağır gelir ve intihar eder.


Kitapta ki en önemli karakterlerden biride U Po Kyin . Onla kitabın ilk başında karşılaşıyoruz lakin onu kitabın ortalarına kadar çok nadir duyuyoruz. U Po Kyin ,insanları kötü gösterip onları suç atıp kendini ön planda gösterip  mevkisini yükselten zalim bir insan. En son ki amacı ise kulübe alınacak yerli üye olmaktır. Bu amaca ulaşmak içinse önündeki her kişiyi Avrupalılar ve yerlilerin gözünde düşürmekte suç atmakta. Bir keresinde isyan oluşturup bunu da kendi bastırmış gibi göstermiştir. Bu sayede Avrupalıların gözünde kendini iyi bir konuma getirmiştir. Flory'nin Elizabeth ile evlenememesinde ki en büyük payda odur. En sonunda hedefine ulaşmış ve kulüpteki tek yerli üye olmuştur lakin bundan kısa bir süre sonra ölmüştür.


Yazar burma dilindeki kavramlara kitapta sık sık kullanmış hatta kitabı elinize alıp sayfaları karıştırdığınızda birçok dipnotla karşılaşacaksınız. Yazar  Burmalıları yaşamları, inançları, dili yani kısacası her yönü ile anlatmak istemiş.

Ömer Seyfettin Yüksek Ökçeler Kısa Özeti

Bilmediklerimiz kadar mutluyuz dur. Yüksek Ökçeler hikayesinin Ana fikridir bu sözler İnsan gözü ile görmediği sürece etrafındaki insanların hep iyi olduğunu düşünür. Öyle insanlar vardır ki sadece siz gördüğünüz için yapmacık davranırlar. Gerçek yüzleri sizin olmadığınız zamanlarda ortaya çıkar.

yüksek ökçeler

Yüksek Ökçeler Hikayesi Kısa Özeti

Hatice hanım genç yaşında yaşlı bir kişi ile evlenmiş. Kocasının yaşlılığı hastalıkları aksırması tıs kırması  yüzdendir ki erkekler ile olan ilişkilerden soğumuş bir insandır. Durum böyle olunca kendisin tüm gün evde duruyor, sürekli temizlik yapmaktan ve evin çalışanlarına iş göstermekten başka bir şey yapmamaktadır.

Hatice hanımın işi gücü teftiş olmuştu. Tüm gün çalışanlarını kişisel temizliklerine, hareketlerine kadar inceliyor kendisi gibi olmalarını istiyordu. Hatice hanım bir o kadar da namuslu bir insandı. Yabancı kimse ile konuşmaz her seferinde çalışanlarına da kimseyle konuşmalarını söylerdi, çalışanları görünüşte onun gibi insanlardı.

Bir de en büyük zevki yüksek ökçeli ayakkabı giymekti. Boyunun kısa olması sebebiyle ökçe boyunun abartmakta çok büyük tutmaktaydı. Kendisi tüm gün evin içinde bir aşağı bir yukarı tangır tungur gezmekte idi.

Bir gün baş dönmeleri başladı, ayakları da iyice su toplamıştı. Eve gelen doktor kendisinin ökçeli ayakkabı giymeyi bırakıp düz taban terlik giymesi gerektiğini söylemiştir. Bu tavsiyeye uyar ve kısa zaman içinde rahatsızlıklarından kurtulmaya başlar ancak evinde çalışanların huyunun değişmeye başlamıştı. O kadar düzgün insanlar olan çalışanları sürekli hırsızlık yapmaya başlamışlar, o kadarda temiz çalışmadıklarının görmektedir. Bu duruma anlam verememektedir.

Hatice Hanım Olan biten her şeyi anlıyor
Hırsızlıkların artması üzerine evdeki her şeyi kilit altına almıştır artık kimsenin çalacak bir şey yoktur. Bir gün sabah uyandığında aşağıda çalışanlarının uygunsuz bir şekilde görür. Gördüklerine inanamaz anında gözlerini kapatıp konuşmalarını dinlemektedir. Çalışanları o kadar pis insanlarınmış ki duyduklarına inanamadı. Konuşma arası Hatice hanımın terlikleri yüzünden artık geldiğini duyamadığını kendilerini toparlama yamadıklarını söylerler. O anki öfke ile çalışanların hepsini kovar, onların yerine gelen çalışanlar da aynı çıkması üzerine. Hatice hanım tekrardan topuklu ayakkabıları giyer başı dönse de artık kafası rahattır.

Ömer Seyfettin Forsa Hikayesi Özeti

Forsa da tutsak olarak yaşayan bir Türk denizcisinin hikayesi konu alınmaktadır. Forsa hayalimizin inancımızdan asla vazgeçmemiz inandığımız şeyin bir gün olacağını bize anlatmıştır. Ana fikir olarak inançlarımızdan asla vazgeçmemeliyiz. 

forsa özetiForsa Hikayesi Kısa Özeti

Erdemit'li Kara Memiş dönemin padişahlarının bile tanıdığını, namı tüm diyarlarda duyulmuş bir Türk denizcisidir. Hızır Aleyhisselam geçtiği yerlerden geçmiş, gezmediği gitmediği yer kalmamıştır. Geçtiği bir diyarlarda' da tanıştığı eşi ile evlenip çocuğu olmuştur. Zaman içerisinde Maltalı deniz korsanlarına esir düşmüş onlar tarafından ayakları zincirlenerek forsa olarak tutulmuştur. Forsa gemilerde kürek çeken esirlere denilmektedir. 
Yirmi yıl olmuştur, ayağına takmış oldukları demirler küflenmiş. Zincirleri değişmiş ancak kurtulamamıştır korsanların elinden. Gemide esir kaldığı zaman boyunca her gün aynı rüyayı görmüştür. Rüyasında bir gün Türk gemilerinin geldiği ve onu en büyük hayali olan Erdemit' e götürdüklerini görmektedir. Artık çok yaşlandığı ve güçsüzleştiği düşünüldüğü için korsanlar tarafında bir adada satılmıştır. On yılda bir adamın yanında esir kaldıktan sonra sokağa atılmıştır. Hem yaşlılık hemde yoklukla mücadele etmektedir ama her gece aynı rüyayı görmektedir.  Bu yüzden inancını hiç kaybetmemiştir bir gün geleceklerdir. Yıllar geçmiştir ailesinin yaşayıp yaşamadığını bile bilmemektedir. Bir gün kıyıya baktığında gerçekten de Türk gemilerinin geldiğini görmüştür, gemicilerin yanına gidip kendisinin Kara Memiş olduğunu söyler. Askerler onu geminin kaptanın yanına götürür. Kaptan ona Kara Memiş olduğun kanıtlamasını ister. Kahramanımız geçmişte almış olduğu yarasını gösterir ve Geminin kaptanı kendisinin öz oğlu olduğunu söyler.

Ömer Seyfettin Ferman Kısa Özeti

Ferman kitabı hayatı boyunca doğru yaşayıp devletine bağlı olan canını pahasına çalışan bir askerin iftiralara uğrayıp zor durumda kalması. Kendini hizmetlerine adadığı devleti ve hükümdarına olan bağlılığını konu alıyor.


ferman Özeti

Ferman Hikayesi Özeti

Osmanlı ordusu günlerdir çok zorlu şartlarda fırtınalı havada ilerlemektedir. Belgrata gelen ordu durup kap hazırlıklar yapılmaktadır. Fırtınadan padişahın otağ ısını taşıyan gurup kaybolmuş bu yüzdende padişahın ot ağısı kurulamamıştır.

Çok cesur ve padişaha çok bağlı olan Tosun bey bu duruma çok sinirlenmiştir. Padişahın yardımcılarına ağzından geleni söyler koskoca otoğının nasıl kaybolduğuna anlam verememektedir. Tosun bey otağı aramaya çıkar ancak yağmur ve fırtınadan hiç bir yer gözükmemektedir. Bu arada sipahi askerleri onu padişahın çağırdığını söylerler.
Padişahın yanına gelen Tosun beye Nişe götürmesi üzere bir ferman verir. Fermanı alan kahramanımız. Dağ bayır durmandan yol alır bir an önce Padişahın fermanını vermek için çok az dinlenir çok yol alır. Gece olduğunda sonunda Nişe varır, sabah olsun Niş beyine fermanı veririm deyip bir hana uyumaya gider.
Tosun bey gece rüyasında göğüsünde taşıdığı fermanın kan olup aktığını görür. Uyandığında rüyanın da etkisi ile ferman artık durduğu yerde göğüsünü yakıyordur. Fermanın içinde yazanı merak etmeye başlar. Her ne kadar açmak istemese de içi içini yiyordu. Fermanın mührü de terden ve yağmurdan iyice yıpranmış adeta açılmıştı. En sonunda dayanamayıp fermanı açıp satırları okurken kocaman bir şok yaşar. Fermanda kendi kellesinin kesilmesi isteniyordu. Bu duruma anlam veremez neden ölmesinin istendiğini aklı almıyordur. Çünkü kendisi hep sağdık bir asker olmuş cesurca her savaşta savaşmıştı. İftiraya uğradığını düşündü. Kaçıp gitmeyi düşündü.
Fermanın Niş beyine verip vermemekte karasız kalmıştı. Kendisine verilen öğütleri aklına getirerek sabah olduğunda Beyin yanına gitmiş fermanı vermişti. Fermanı okuyan bey şaşmış kalmış Tosun beyin ölmemesi için padişahla konuşa bileceğini onun için bir şeyler yapacağını söyler.
Ancak Tosun bey Padişahın emrine uymayanı ben öldürürüm der.
Yarım saat sonra Nişin Yaşlı bey Tosun beyin cenazesi başında Yasin okuyordu.