Ömer Seyfettin Falaka Kitap Kısa Özeti

İçerisinde çok güzel betimlemeler bulunduran Ömer Seyfettin'in falaka hikayesi, hikayeyi kahramanımızın gözünden anlatmaktadır. Betimlemelere ve tanımlamalara güzel kullanan hikaye, İlk ve orta okul öğrencilerimizin okuması gereken bir eserdir.

Ömer Seyfettin Falaka Konusu: 

Yaramaz bir grup öğrencinin gitmiş oldukları kuran kursundaki hoca ile uğraşmaları ve Hocanın sürekli yemin edip durması.

Ömer Seyfettin Falaka Ana Fikri: 

Sürekli aynı yemini söyleyip durmamalıyız ve Büyüklerimize onları zor durumda bırakacak şakalar yapmamalıyız.


falaka özeti

Ömer Seyfettin Falaka Özeti: 


Kahramanımız kırk arkadaşı ile birlikte bir kuran kursuna gitmektedir. Burada huysuz bir hoca bulunmaktadır. Bu hoca çocuklara iyi bir eğitim veremediği gibi onları da falakaya çekiyordur. Bir de bu hocanın her gün camiye gidip geldiği eşeği bulunmaktadır, çocuklar ona Abdurrahman Çelebi ismini takmışlardır. 

Bir gün bu kursu kaymakam denetlemeye gelir bir kaç çocuğa kuran okutmak istese de başarısızlık ortadadır. Sinirlenen kaymakam hoca efendiyle konuşarak orada bulunan falakayı kaldırmasını ister. Falakanın kalktığını gören çocuklar günden güne dahada arsızlaşır hocaya yapmadıklarını bırakmazlar. Bunun üzerine hoca falakayı geri çıkararak çocukları eskisinden daha çok ve sert dövmeye başlar.

Hocanın bir de kullandığı enfitye denilen bir toz vardır. Bu toz burna çekilince fena bir şekilde  hapşurtmaktadır. Bizim afacanlar tabi yerinde durmaz bir gün esneme numarası ile hocayı  uyuturlar, Hocanın tozunu alıp hep birlikte burna çekmeye ve hapşurmaya başlarlar. Gürültüye uyanan hoca çok sinirlenir ve çocukları bir güzel döver ve onlara bir daha hapşuran ve esneyen olursa şart olsun ki  onları öldüresiye döveceğini söyler.


Bu söz kahramanımızın kafasına çok takılır annesine söyler. Annesi  bunun büyük bir yemin olduğunu, karısın boşamak kadar anlama gelebileceğini söyler. Artık bu kelime çocukların diline dolanmıştır bir şey olduğu zaman şart olsun diyorlardı. Kahramanımız camide bulundukları bir esnada hocanın enfiye sini alıp bir kağıda döker gidip bunu da hocanın eşeğinin burnuna üfler hayvancağız tozun etkisi ile şahlanıp hapşu demeye başlar. Oraya gelen hoca eşeğe ne olduğunu sorar çocuklar hapşurduğunu şart koştuğunuz için onu falaka ya yatırması gerektiğini söyleyip dururlar. Hep bir ağızdan Şart olsun ki nikahının düşeceğini söyleyip dururlar. Ne yapacağını bilemeyen hoca eşeği falakaya yatırır. O esnada oradan geçen kaymakam olayı görüp gelir ve hocayı onunla gelmesini söyler. O günden bugüne kahramanımız ne o hocayı nede falakayı görmemiştir. Her hap şuranı gördüğü zaman aklına bu hikaye gelip vicdan azabı duymaktadır.


Bu Hikayeden çıkarmış olduğunuz dersleri yorum olarak yazabilir, düzeltilmesini veya eksik olarak gördüğünüz yerler bize bildirebilirsiniz.

Küçük Kara Balık Hikayesinin Kısa Özeti

Küçük Kara Balık kitabı  toplumun çizdiği çerçevenin içine nasıl tıkılıp kaldığını, ancak bu durumu, kendini ve etrafını sorgulayanların farkına vardığını gösteriyor. Bilinmeye duyulan merakın ne kadar da güçlü bir duygu olduğunu bize anlatılan bir eser.

küçük kara balık

Küçük Kara Balık Konusu:

Küçük bir balığın etrafını merak etmesi,  yeni şeyler öğrenme istediğiyle annesinin yanından ayrılıp bilmediklerine doğru atıldığı yeni macerayı anlatıyor.

Küçük Kara Balık Ana fikri:

Herkesin dediğine bakıp çizilmiş olan çerçeveden dışarı çıkamazsan yeni şeyler öğrenemezsin.

Küçük Kara Balık Özeti:

Hikaye balık ninenin yüzlerce yavruya masal anlatması ile başlıyor. Bir zamanlar bir kayanın altın annesi ile birlikte küçük bir kara balık varmış. Bu balık yaşadığı yerden çok sıkılmış ve yeni yerler görmek istiyormuş. Annesi her seferinde ona başka bir yer olmadığını söylüyormuş balık bunu dillendirdikçe etraftan duyanlar olmuş ve onu dışlamaya başlamışlar. Bir gün balık annesini de geride bırakarak yaşadıkları gölden ayrılmış. Biraz yüzdükten sonra. Bir derenin akıntısına karışarak uzaklara yol almış. Bir yere gelir orada kurbağa yavrularını görür ancak ilk defa farkı bir canlı gören kurbağalar ondan korkar ve onu istemezler az ötede bir kertenkele görür ve onunla konuşmaya başlar. Kertenkele onun farklı biri akıllı olduğun anlar ve ana pelikanın torbasına düşerse ne nasıl eğer ölmemesi için torbayı delecek bir kama verir. Küçük Kara Balık etrafı gördükçe merakı düşünceleri dahada artar, gördüklerini sorgulamaya fikirler üretmeye başlar.

Biraz daha ilerledikten sonra bir balık sürüsü görür. Onlarla ırmağa gitmek istediğini söyler. Ancak tüm balıklar ırmaktan bulunan pelikandan korkmaktadır. Bazıları ile konuştuktan sonra bir kaçı ile yola koyulur. Biraz ilerledikten sonra pelikanın torbasına düşer küçük kara balık ve yanındaki balıklar, tüm balıklar onu suçlar ve pelikandan onları bırakması için yalvarırlar. Pelikan ise onlara alaycı kara balığı öldürürlerse onları serbest bırakacağını söyler. Küçük kara balık ölü numarası yapar ve kertenkelenin ona verdiği kama ile pelikanın torbasını deler ve oradan kaçar.

Pelikanın torbasından denize düşer ve orada büyük balık topluluğu ile karşılaşır, tüm hayalleri olmuştur meraklarını gidermiştir ancak bir kara batak onu yakalayıp yavrularına yem etmek için hızlıca karaya götürmektedir. Kara batakla ne kadar konuşsa da onu ikna edemez kaçmayı da dener ama başaramaz ve kara batak onu midesine indirir. Orada minik bir yavru balık görür. Ağlayan ve korkan yavru balığın kaçmasına yardım eder ancak kendisi midede kalır son çare elindeki kama ile kara batağı öldürür ancak o günden bu güne kimse bir daha küçük kara balıktan haber alamaz.



Yorumlarınız ve fikirleriniz bizim için çok değerli lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyelim.

Stefan Zweig Satranç Kitabının Konusu

Hiçliğin için de kaybolmama savaşı veren bir adamanın muhteşem öyküsüdür bu roman. Satranç kitabı kısa bir roman olmasına karşın damarlarınıza kadar hiçlik duygusunu hissettiriyor. Çok özel bir kitaptır kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. 
Hikaye Buenos Aires' e gidecek bir vapurda başlıyor. Vapurda bir tanıdığı ile konuşan kahramanımız az ötesinde gazetecilerin bir kişinin etrafına toplanıp onu soru yağmuruna tutmasını izliyorlar. Yanındaki arkadaşı bu kişinin dünyaca ünlü Satranç şampiyonu Czentovic olduğunu söylüyor ve hikayesini anlatmaya başlıyor.

Dünya Satranç Şampiyonu Czentovic Hikayesi:
Czentovic ailesini küçük yaşta kaybetmiş bu duruma acıyan bir papaz onu yanına almış. Czentovic içine kapanık asosyal tüm gün evin işleri ile uğraşan güvenilir bir çocuktu. Yalnızca içine kapanık olması garipti. Czentovic e bakan papaz her akşam jandarma komutanı ile bir kaç el satranç oynar bu sırada küçük Czentovic kıpırdamadan onları izlerdi. Bir gün bir kişinin papaz ile acil bir işi olur ve papaz oyunu yarıda bırakıp gitmek zorunda kalır. Çocuk kaldığı oyunu devam ettirir ve satranca yeteneği olduğunu fark edilir. Papaz çocukla da oynamaya başlar ama onun onlardan çok üstün olduğunu daha iyi rakiplerle oynaması gerektiğini düşünür ve yakın bir kasabaya götürür. Czentovic burada iyice ünlenir ona karşı olan ilgiyle de artık kendini beğenmeye başlar. Satranç da o kadar ilerler ki dünya şampiyonu olur.

Stefan ZWEIG satrançBu hikaye anlatıcımızın baya ilgisini çeker, onunla tanışmak istese de kendini beğenmiş pek fazla kimse ile konuşmayan Czentovic le bir türlü istediği iletişimi kuramaz. Bir gün  bir satranç tahtası alıp ilgisini çekmeyi planlar. McConnor isimli emekli bir albay ile oynamaya başlar. McConnor hırslı bir kişidir ve anlatıcımıza yenildikçe daha çok oynamak ister. Bir ara Czentovic onların oyununa göz ucuyla bakar ve geçer. Anlatıcımız McConnor' a o bakanın dünya şampiyonu olduğunu belli ki oyunumuz ilgisini çekmedi der. Bu durum McConnor içine ateşi atmıştır. Czentovic maç teklif eder ilk başta kabul etmez, daha sonra ücreti karşılığında oynamayı kabul eder. 
Ertesi gün oyun oynanır ve Czentovic rahat bir şekilde kazanır McConnor hırsı yüzünden sürekli para karşılığı oynar. Bir ara yanlarına bir adam gelir ve bir kaç hamlenin nasıl olması gerektiğini söyler ve bu adam sayesinde oyun berabere biter. 
Bu adam anlatıcımızın hemen ilgisini çeker ve peşinden gider ona yarın bu şampiyonla oyun oyması gerektiğini söyler, adını bilmediği bu adama ise en son lise yıllarında satranç oynadığını söyleyerek iyice gizemli bir hal içine girer ve adam hikayesini  anlatmaya başlar

Gizemli Adam Dr B nin Hikayesi:

Bu adam Almanya nın Avusturyayı işgali sırasında esir alınmış herkes gibi toplama kaplarına götürülmeyerek ondan elde edilecek bilgiler olduğu için farklı bir yöntemde tutsak edilmiştir. Kitabımızın en güzel kısmı da bu bölümlerdir. Adamın İçine düştüğü hiçliği o kadar güzel anlatıyor ki yazar bir çırpıda okuyorsunuz. 

Dr B nin hikayesinden sonra iki satranç ustası ertesi gün bir oyun oynuyor. Yetmiş sayfalık bir kitap olmasına karşın bizi içine o kadar güzel alıyor ki en kısa zamanda okumanızı tavsiye ederim. 

Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi kısa özet ve eleştiri

Philip K. Dick tarafından 1968 yılında yayınlanan bilim kurgu  tarzındaki romandır. Hatta bu kitap Blade Runner (Bıçak Sırtı) adıyla 1982 yılında filme uyarlanarak yayınlanmıştır.
Androidler Elektirikli Koyun Düşler Mi
Gelelim kitabımızın özetine. Dünyada III.Dünya Savaşı yaşanır. Dünyadaki çoğu bölgeler ağır bir şekilde toz bulutuyla kaplanıp hayat şartlarının yaşanması zor hale gelmiş ve insanlardan bu durumdan kurtulmak için zekasına göre seçilip başka kolonilere yerleştirilir. Tabi kide yetersiz görülenlerde "özel" ismi takılarak dünyadaki yaşama bırakılır. Bu zor şartlar sadece insanları etkilemeyip dünyadaki hayvanlarında çoğunun neslinin tükenmesine neden olur. Hatta gerçek bir hayvan bulmak bir o kadar zor ve epey bir maliyetlidir. Bu durumda ise herkes bir hayvana sahip olamaz ve bazı büyük şirketler gerçeğine benzeyen elektrikli hayvanlar üretir. Tabi sadece hayvan üretmek ile kalmaz insana tıpa tıp benzeyen insandan ayırt edilmesi neredeyse imkansız androidler üretir . Bu androidler kolonilerde yaşamakta ve dünyaya gitmeleri yasaktır lakin bazı androidler dünyaya kaçarlar. İşte kitabımızdaki karakterimiz Rick de burada devreye gir. Rick dünyaya kaçan androidleri emekli etmek için görevlendirilen bir kelle avcısıdır. 

Androidler inanılmaz bir biçimde topluma uyum sağlayarak çeşitli mesleklerde çalışarak kendilerini de çok iyi  saklayabilmekte. Aslında bu androidleri emekli etme işini Dave yapıyordu lakin Dave bir android tarafından yaralanınca bu iş Rick'e kaldı. Rick androidleri emekli edip kazandığı para ile kendine gerçek bir hayvan almak istemektedir. Aslında işinin kolay yanı androidler Dave tarafından tespit edilmiş ve kendisine liste verilmiştir. Zor olan tarafı ise bu androidlerin android olduğunu kanıtlamak ve onları emekli etmektir. Kitabımızda Rick'in bu androidleri emekli etme mücadelesinden bahsetmekte. Olayımız bu şekilde lakin benim kitap ile bahsetmek istediğim başka bazı detaylar var.

Mesela duygudaşlık kutusu , bu kutular sayesinde insanlar başka kişilerin yaşadığı duyguları kendisi de yaşayabilmekte. Yani demek istediğim sabah kalkıyorsunuz ve üzgün olmak istiyorsunuz duygudaşlık kutusu ile bu duyguyu hissedebiliyorsunuz.


Şu detaydan da bahsetmek istiyorum androidler'in geçmişi şirketler tarafından şekillendirilip oluşturulmuş. Yani bir android kendisinin android olduğunu bilmeyebilir. Hatta bu şüpheyi ana karakterimiz olan Rick de görebiliyoruz.


Kitap hayal gücü ve kurgu olarak yazıldığı zamana göre gerçekten mükemmel. Aslında bu kitabı bir yandan distopik kurgu olarakta nitelendirebiliriz çünkü yazar bir yandan da olayın gelecekte gerçekleşmesinden korkuyor. 


Kitap düşünce olarak mükemmel olsa da olaylar biraz çok hızlı ilerliyor . Mesela kitaptaki konuşmada Rick'e androidlerin haklamanın baya zor olacağı androidlerin onu çok rahat alt edebilecekleri görüşleri net biçimde söylenebilmekte ve Dave'in de yaralanması bu görüşü desteklese de Rick androidleri çok rahat bir biçimde kısa bir sürede emekli etmektedir. Bu yüzden olayın hızlı gelişmesi beni memnun etmese de yazarın hayal gücü ile gerçekten güzel bir kitap.


Şeker Portakalı Kısa Kitap Özeti

Jose Mauro De Vasconcelos tarafından yazılın eğitim hayatımız boyunca okunması önerilen okuması akıcı öğretici bir kitap. Şeker Portakalı okuması tavsiye edilir.

Şeker Portakalı Özeti


Kitabımızın kahramanı Zeze isimli bir çocuktur. Hayal dünyası çok gelişmiş, zeki bir o kadara da yaramazdır. Ailesinin maddi durumu iyi değildir. Zeze yaramaz olmasına karşın okulda da bir o kadar uslu birdir. Öğretmenin çok sever onun masasına koyması için bahçelerden çiçekler yolar.

Şeker Portakalı Özeti


Bir gün Zeze nin ailesi maddi sıkıntılar yüzünden başka bir eve taşınmak zorunda kalırlar. Bu yeni ev bahçelidir. ve bahçesinde de kiraz ağaçları vardır. Kahramanımızın tüm kardeşleri her bir ağaçları sahiplenir Zeze ye de bahçenin köşesinde bulunan Şeker Portakalı ağacı kalır, Zeze hayal dünyasının büyüklüğü sayesinde ağaçla arkadaş olur. Ağaca tüm yaşadıklarını anlatmaya başlar hayaller kurar.

Zeze Dostu ile Tanışıyor

Zezenin yaşadığı Mahallede çocuklar giden araçların arkasına asılmaya bayılır onlar için çok eğlenceli bir oyudur bu yalnız Portekizli diye tanının birinin aracının arkasına asılmaya korkarlar tabiki de buna bir tek Zeze cesaret eder. Arabasının arkasına atlar.  Portekizli aracından iner Zeze ye bir tokat atar kahramanımız çok sinirlenmiştir ve bir günü onu öldürmek ister.

Yan komşunun çamaşır ipi ile uğraşırken ve ayağını keser yolda kesik bacağı ile yürürken onu gören Portekizli onu eczaneye götürür. Zeze Portekizli ile arasında olan düşmanlığı bitir ve çok iyi dost olurlar.

Zeze bir gün babasının istemeden de olsa üzer, bu durumu telefi etmek için para kazanır. Babasına hediye alarak özrünü dilemiş olur bu sayede.

Bir gün çok kötü bir haber alır Portekizli Portuga aracı ile trene çarpmıştır ve ölmüştür en sevdiği insanın öldüğü Zeze yi çok etkiler. Bir de bahçelerini yanından yol geçeceği için şeker portakalı ağacının kesileceğini duyar ve iyice üzüntüye boğulur zeze yataklara düşer. Herkes onun hasta olduğunu duyar ve destek olur ona bir süre sonra iyileşse de, hep üzgün durur.

Zeze nin kardeşleri: 
  • Küçük kardeşi luis 
  • Abisi totoca
  • Glaria anlayışlı ablası
  • Lala ve Jandira diğer ablaları Zezeyi döven ablaları

Serenad kitap kısa özeti

Zülfü Livaneli'nin kaleme aldığı aşk ve tarihi konularını işleyen sade dili ve etkileyiciliği ile 2011 yılında yayınlanan muhteşem bir eser.

Kitabı açtığımızda zamanı 2001 yılının Şubat ayının çok soğuk geçtiği zamanlarda buluyoruz. Ana karakterimiz Maya Duran İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevinde çalışmaktadır. Rektörle arası iyi olan, bazı çalışanlar onu kıskansa da işini seven biridir. Eşinden boşanmış, kendisiyle birlikte kalan bir erkek çocuğu vardır. Dediğimiz  gibi rektörle arası iyi olmasından dolayı, rektör Maya'dan, İstanbul'a gelecek olan çok önemli bir Alman Profesörü olan Maximilian Wagner'i karşılayıp onu İstanbul'da güzelce ağırlamasını ister. İşte her şey de Maya'nın profesörü karşılamasıyla birlikte başlar. Tarihe gömülmüş acıklı bir aşk hikayesinin tekrar gün yüzüne çıkması.
    
    Profesör yaşının büyük olmasına rağmen genç gösteren , karizmatik ve yakışıklı biridir. Profesör gelmesiyle Maya onu kalacağı otele rektör'ün kendisine tahsis ettiği araba ve şoför ile birlikte yerleştirir. Profesör, İstanbul'da görmek istediği bir yer olduğunu bu yüzden Maya'dan yarın sabah erkenden gelmesini ister. Maya da kendi evine gider. Oğlunu bilgisayar başında bulur zaten ne zaman işten eve gelse oğlu bilgisayar başındadır o kadar odaklanır ki annesinin geldiğini fark etmiyor gibi o bilgisayara tıkılıp kalmıştır. Maya oğlunun bu durumunu sevmemektedir , oğlu ile düzgünce bir kelime bile konuşamaz ve araları da pek iyi değildir. Onun hemen yemeğini hazırlar ve duşunu alıp yatar. Bu işlemler klasik bir şekilde rutine dönüp durmadan tekrar etmektedir.  
    
    Sabah uyanır ve şoför ile birlikte profesörü karşılamaya giderler büyük ihtimal Sultan Ahmet ve bu civar yerleri gezeceğini zannetseler de profesörün Şile demesi ile birlikte ikisi de şaşıp kalır. Şile için uzunca bir yol gitmeleri gerekmektedir ve bu ayda Şile epey derecede soğuktur. Söylenseler de hafiften bu derece önemli bir misafir olması nedeniyle onu Şile'ye getirirler. Profesörün talimatlarıyla bir sahile gelirler ve profesör kemanını alıp arabadan iner , onlara da arabada kendisini beklemesini ister. Hava oldukça soğuktur , zaman geçer ve profesör gelmez. Maya ilerleyip baktığı zaman profesörü denize doğru keman çaldığını görür. Oldukça güzel çalan bu müzik bir serenadın ezgilerini barındırır ama sanki profesör müziğin bir yerini unutuyormuş gibi tekrar çalmaktadır. Maya artık dayanamaz profesörün yanına gider ve profesör tir tir titremekte , eli yüzü mosmordur neredeyse soğuktan donmak üzeredir. Hemen şoförü Süleyman'ı çağırıp onu arabaya taşırlar lakin araba çalışmaz. Yukarıda bir otel vardır oraya giderler lakin orada sadece bir çocuk durmakta ve otelin kapalı olduğunu söyler. Genede bir odaya yerleşirler lakin otel kapalı olduğu için burada da ısınamazlar. Süleyman yardım çağırmaya gider , Maya'da profesörün ısınması için onu battaniye filan ne bulursa ona sarar. Buda işe yaramaz. Maya profesörün soğuktan öleceğini düşünerek , profesörün yanına yatağa girerek onu vücut ısısıyla ısıtmaya çalışır. Profesör bir yandan da durmadan Suma Sutum Stuma... gibi ne dediği belli olmayan bir şeyler demektedir. Bu arada şoför Süleyman gelir ve bu durumu yanlış anlayıp birkaç laf edip gider. Maya , hem profesörü bu soğuktan götüremedi ve şimdide Süleyman'ın bu iftirayı herkesi anlatmasında korkmaya başlar. Hemen abisini arayıp yardım isteyerek profesörü hastaneye kaldırır. Bu seferde peşine ajanlar düşmüş evine dahi gelmişlerdi oğlu Kerem yalnızken. Kimdi bu profesör bir ajan mıydı yoksa diye düşünmeye başladı hem bu profesörün dediği kelime Sutum da neydi?
     
      Profesörün ajan filan olabileceğini oğlu Kerem'e anlatır ve oğlundan profesör hakkında bilgi toplamasını ister. Bu karmaşık olayın şuana kadar ki tek faydası bu olay Kerem'e ilginç gelmesiyle oğluyla ilişkisini geliştirme fırsatı buldu.
      Profesörün durumu hakkında bilgi alan Maya kanser olduğunu ve 6 aylık ömrü olduğunu öğrenir. Profesör hastaneden çıkınca bu olayın aslını öğrenmek için profesöre gider ve profesör o acıklı aşk hikayesini anlatır.    

                                          Struma'nın hikayesi Nadia'nın hikayesi

    Profesör gençtir ve üniversitede çalışmaktadır. Üniversitede bir yahudi kadına tutulur adı Nadia'dır. Tabi bu dönemde hitler sebebiyle yahudilere karşı kötü bir tutum sergilenmektedir. Profesör Nadia'ya evlenme teklifi etmek için bir serenad besteler ve adına "Serenade Für Naida" adını verir. Lakin ilk başta Nadia kabul edemez . 
    Hitler artık yahudilere sert tutumlarını artırır ve onları yakalayıp toplama kamplarına yollar. Bu yüzden profesör karısı Nadia'yı alıp trenle kaçmaya çalışır lakin Alman kontrolü sırasında Nadia yakalanır. Profesör'de tek başına İstanbul'a gelir. Karısını bulup buraya getirmek için her yolu dener. En sonunda başarır karısı Struma adında bir gemiye binip İstanbul'a yanına gelecektir. Gemi yola çıkar lakin Şile'ye yakın bir limanda durdurulur ve kimsenin gemiden ayrılmasına izin verilmez. Profesör çok heyecanlıdır Nadia sesini duyurabileceği kadar yakında ama ona kavuşamamaktadır. Türkiye bu gemiyi kabul etmez. İngilizler de geminin Filistin'e gelmesini kabul etmez. Bu siyasi belirsizlikten dolayı gemi orada durmakta ve kimsenin girip çıkmasına izin verilmemektedir. Hava karanlıkken geminin hareket ettiğini fark eden profesör taksiyle gemiyi izler. Daha sonra birden bir patlama duyulur ve gemi ateşler içinde patlayarak batmaktadır. Profesör gemiye doğru yüzüp Nadia'yı bulup kurtarmak istese de Naida'yı Struma gemisiyle birlikte kaybetti. Rusya ,bir denizaltından atılan bir füze ile gemiyi batırmıştır.

Profesör Amerika'ya gider ve tedavisine orada devam eder. Oradan da Maya'ya hediye olarak çevirmesi için bir kitap ve Kerem'e de kendi kemanını yollar. Tabi bu arada Süleyman dedikoduyu gazeteye çıkarır ve Maya üniversiteden kovulur. Maya'da kitabı çevirmeye başlar ve kendi ailesi hakkında bazı tarihi gerçekleri de öğrenir.( bknz. Mavi Alay). Bu arada profesör ile ilgili bilgilerin Avrupa'da bir kütüphanede olduğunu öğrenir ve serenad parçasının bütün halini bulur. Amerika'dan haber gelir profesör durumunun ağır olduğunu ve Maya'yı da son kez görmek istediğini belirtir. Maya yanına gider ve profesör son kez ondan bir istekte bulunur. Maya'da bu isteğini yerine getirerek profesörün küllerini Şile'de profesörün kemanını çaldığı denize döker.

Yahudilere karşı bu tutum sonucu çoğu profesör İstanbul'a gelmek ister. Hatta Einstein'in kaleminden bir mektup yazılıp( kitapta da mektuba yer verilmekte)  izin istenmektedir. İlk başta reddedilen bu durum Atatürk'ün devreye girmesiyle çoğu profesör Türkiye'ye gelip üniversite reformunda baş rol oynadılar.
serenad

Bülbülü Öldürmek Kitap Kısa Özeti

Bülbülü Öldürmek 1960 yılında yayınlanan Harper Lee' nin pulitzer ödüllü romanıdır. Yazar Bülbülü Öldürmek dışında Tesbih Ağacının Gölgesinde adlı kitabı bulunmaktadır. 2016 yılındada hayata gözlerini yummuştur.

bülbülü öldürmekKitapta Harper Lee kullandığı sade ve anlaşılır dille adalet , eşitlik ,özgürlük ve ırkçılık gibi kavramları 9 yaşındaki Scout adlı çocuğun gözünden anlatmaktadır. O zamanki toplumun sosyal, siyasal, dinsel durumu hakkında bilgi sahibi olmakla beraber çocukların psikolojik durumu, davranışları gibi konularda da fikir sahibi olmaktayız.

Scout kendisinden 4 yaş büyük abisi Jem, babası Atticus ve aşçıları Calpurnia ile Alabama' daki Maycomb kasabasında yaşamaktadırlar. Annesi henüz Scout 2 yaşındayken ölmüştür. Annesini hatırlayamamaktadır ama abisine sorarak onun nasıl biri olduğunu kafasında düşünür. Babası avukat olup bir siyahi insanı olan tecavüz suçlamasıyla yargılanacak Tom Robinson' u savunur. Bir siyahi insanı savunması yüzünden halktan çok tepki çeker, okuldaki çocuklar Jem ve Scout'a siyahi insan savunucusu diye hakarette bulunurlar. Scout kendine hakim olamayıp sorun çıkarsa da, babası onu dik durup sakin olması konusunda uyarılarda bulunur. Okul demişken yazar Scout' un okul hayatını anlatırken toplumdaki farklılıkları da göz önüne sermektedir. Cunnigham'ların ödeyemeyecekleri hiçbir borca girmemesi, yoksul hayatlarını, Ewell'lerin aksi tavırları,  kavgacı olmaları ve pasaklı olmaları gibi hatta Bob Ewell, Atticus' un o adamı savunmaktan vazgeçmesi için çocuklarına zarar vermekle tehdit etmişti. Okul kapandığında ise Scout ve Jem için ayrı bir mutluluydu çünkü yazları Dill demekti. Dill demek yeni oyunlar, eğlence ve Öcü Radley demekti. Radleylere , kasabada "öcü" diye lakap takılmıştı. Çünkü  Bay Radley evden hiç çıkmıyordu ve Scout kendini bildi bileli onu hiç görmemişti. Evin önünden geçerken bile koşarak korkarak geçerlerdi. Bu yüzden Dill gelincede uğraşlarından biride bu olmuştu Öcü Radley' i evden çıkarmaktı. Atticus  çocukları bu uğraş içindeyken birkaç kere yakalamış ve onları bu işten vazgeçmelerini söyleyip o insanlara saygı göstermelerini söylemişti.

Dava zamanı gelmişti çocuklarda bu davaya katılmak istiyor ama Atticus' un istememesi üzerine çocuklarda Atticus' a belli etmeden bu davaya gittiler. Kasaba' nın neredeyse hepsi bu davaya çocuklarını alıp gelmişti havanın sıcağını aldırmadan. Kasabadakiler bir siyahi insan davası olması nedeniyle böyle davalara çok yoğun ilgi beslemekteydiler ve siyahi insanların bu kasabaya bela oldukları, Tom' unda en ağır şekilde cezalandırılması gerektiği konusunda hemfikirlerdi. Dava başladı tanıklar dinlendi ve Atticus' un iddiaları ile çok çok açık belliydi ki Tom böyle bir şey yapmamıştı ve bu bir iftiraydı. Mahkeme üyeleri de bunun farkındaydı ama genede mahkemeden Tom' a hapis cezası çıkmıştı. Belli bir zaman sonra Tom' un hapisten kaçamaya çalışırken vurulup öldürüldüğü haberi gelmişti. Bu haberi de Tom' un ailesine ve çocuklarına söylemek Atticus' a düşmüştü.

Cadılar Bayramı' nda Meydan bir gösteri düzenlenecekti. Scout'da kasabanın ikonlarından olan bir jambon giyecekti. Scout' u da oraya götürmek Jem' e düşmüştü. Gösteri tamamlanmış ve dönüş başlamıştı ağaçların arasından zifiri karanlıkta Scout' un kıyafeti nedeniyle yavaş yavaş yürüyorlardı. Birden arkalarından bir ses geldiğini ve takip edildiklerini fark ettiler ama karanlıktan göremiyorlardı ilk baş kendini korkutmak isteyen arkadaşlarından biri olduğunu düşünseler de öyle olmadığını anlayınca hızlanmaya çalıştılar. Bir anda biri Jem' i çekti, Jem' in çığlıkları etrafa yayıldı. Sonra bir kapışma sesi duyuldu ama Jem' den ses gelmiyordu. Scout kendini zorlayarak sokak lambasının oraya ulaştı ve bir adam Jem'i Atticus'a doğru götürüyordu ve o adamın Öcü Radley olduğunu öğrendi ilk defa onu görüyordu ve hayatlarını kurtarmıştı. Ormanda kendilerini öldürmek isteyen Bob Ewell bıçak göğsünde bir şekilde ölmüştü.