Şeker Portakalı Kısa Kitap Özeti

Jose Mauro De Vasconcelos tarafından yazılın eğitim hayatımız boyunca okunması önerilen okuması akıcı öğretici bir kitap. Şeker Portakalı okuması tavsiye edilir.

Şeker Portakalı Özeti


Kitabımızın kahramanı Zeze isimli bir çocuktur. Hayal dünyası çok gelişmiş, zeki bir o kadara da yaramazdır. Ailesinin maddi durumu iyi değildir. Zeze yaramaz olmasına karşın okulda da bir o kadar uslu birdir. Öğretmenin çok sever onun masasına koyması için bahçelerden çiçekler yolar.

Şeker Portakalı Özeti


Bir gün Zeze nin ailesi maddi sıkıntılar yüzünden başka bir eve taşınmak zorunda kalırlar. Bu yeni ev bahçelidir. ve bahçesinde de kiraz ağaçları vardır. Kahramanımızın tüm kardeşleri her bir ağaçları sahiplenir Zeze ye de bahçenin köşesinde bulunan Şeker Portakalı ağacı kalır, Zeze hayal dünyasının büyüklüğü sayesinde ağaçla arkadaş olur. Ağaca tüm yaşadıklarını anlatmaya başlar hayaller kurar.

Zeze Dostu ile Tanışıyor

Zezenin yaşadığı Mahallede çocuklar giden araçların arkasına asılmaya bayılır onlar için çok eğlenceli bir oyudur bu yalnız Portekizli diye tanının birinin aracının arkasına asılmaya korkarlar tabiki de buna bir tek Zeze cesaret eder. Arabasının arkasına atlar.  Portekizli aracından iner Zeze ye bir tokat atar kahramanımız çok sinirlenmiştir ve bir günü onu öldürmek ister.

Yan komşunun çamaşır ipi ile uğraşırken ve ayağını keser yolda kesik bacağı ile yürürken onu gören Portekizli onu eczaneye götürür. Zeze Portekizli ile arasında olan düşmanlığı bitir ve çok iyi dost olurlar.

Zeze bir gün babasının istemeden de olsa üzer, bu durumu telefi etmek için para kazanır. Babasına hediye alarak özrünü dilemiş olur bu sayede.

Bir gün çok kötü bir haber alır Portekizli Portuga aracı ile trene çarpmıştır ve ölmüştür en sevdiği insanın öldüğü Zeze yi çok etkiler. Bir de bahçelerini yanından yol geçeceği için şeker portakalı ağacının kesileceğini duyar ve iyice üzüntüye boğulur zeze yataklara düşer. Herkes onun hasta olduğunu duyar ve destek olur ona bir süre sonra iyileşse de, hep üzgün durur.

Zeze nin kardeşleri: 
  • Küçük kardeşi luis 
  • Abisi totoca
  • Glaria anlayışlı ablası
  • Lala ve Jandira diğer ablaları Zezeyi döven ablaları

Serenad kitap kısa özeti

Zülfü Livaneli'nin kaleme aldığı aşk ve tarihi konularını işleyen sade dili ve etkileyiciliği ile 2011 yılında yayınlanan muhteşem bir eser.

Kitabı açtığımızda zamanı 2001 yılının Şubat ayının çok soğuk geçtiği zamanlarda buluyoruz. Ana karakterimiz Maya Duran İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevinde çalışmaktadır. Rektörle arası iyi olan, bazı çalışanlar onu kıskansa da işini seven biridir. Eşinden boşanmış, kendisiyle birlikte kalan bir erkek çocuğu vardır. Dediğimiz  gibi rektörle arası iyi olmasından dolayı, rektör Maya'dan, İstanbul'a gelecek olan çok önemli bir Alman Profesörü olan Maximilian Wagner'i karşılayıp onu İstanbul'da güzelce ağırlamasını ister. İşte her şey de Maya'nın profesörü karşılamasıyla birlikte başlar. Tarihe gömülmüş acıklı bir aşk hikayesinin tekrar gün yüzüne çıkması.
    
    Profesör yaşının büyük olmasına rağmen genç gösteren , karizmatik ve yakışıklı biridir. Profesör gelmesiyle Maya onu kalacağı otele rektör'ün kendisine tahsis ettiği araba ve şoför ile birlikte yerleştirir. Profesör, İstanbul'da görmek istediği bir yer olduğunu bu yüzden Maya'dan yarın sabah erkenden gelmesini ister. Maya da kendi evine gider. Oğlunu bilgisayar başında bulur zaten ne zaman işten eve gelse oğlu bilgisayar başındadır o kadar odaklanır ki annesinin geldiğini fark etmiyor gibi o bilgisayara tıkılıp kalmıştır. Maya oğlunun bu durumunu sevmemektedir , oğlu ile düzgünce bir kelime bile konuşamaz ve araları da pek iyi değildir. Onun hemen yemeğini hazırlar ve duşunu alıp yatar. Bu işlemler klasik bir şekilde rutine dönüp durmadan tekrar etmektedir.  
    
    Sabah uyanır ve şoför ile birlikte profesörü karşılamaya giderler büyük ihtimal Sultan Ahmet ve bu civar yerleri gezeceğini zannetseler de profesörün Şile demesi ile birlikte ikisi de şaşıp kalır. Şile için uzunca bir yol gitmeleri gerekmektedir ve bu ayda Şile epey derecede soğuktur. Söylenseler de hafiften bu derece önemli bir misafir olması nedeniyle onu Şile'ye getirirler. Profesörün talimatlarıyla bir sahile gelirler ve profesör kemanını alıp arabadan iner , onlara da arabada kendisini beklemesini ister. Hava oldukça soğuktur , zaman geçer ve profesör gelmez. Maya ilerleyip baktığı zaman profesörü denize doğru keman çaldığını görür. Oldukça güzel çalan bu müzik bir serenadın ezgilerini barındırır ama sanki profesör müziğin bir yerini unutuyormuş gibi tekrar çalmaktadır. Maya artık dayanamaz profesörün yanına gider ve profesör tir tir titremekte , eli yüzü mosmordur neredeyse soğuktan donmak üzeredir. Hemen şoförü Süleyman'ı çağırıp onu arabaya taşırlar lakin araba çalışmaz. Yukarıda bir otel vardır oraya giderler lakin orada sadece bir çocuk durmakta ve otelin kapalı olduğunu söyler. Genede bir odaya yerleşirler lakin otel kapalı olduğu için burada da ısınamazlar. Süleyman yardım çağırmaya gider , Maya'da profesörün ısınması için onu battaniye filan ne bulursa ona sarar. Buda işe yaramaz. Maya profesörün soğuktan öleceğini düşünerek , profesörün yanına yatağa girerek onu vücut ısısıyla ısıtmaya çalışır. Profesör bir yandan da durmadan Suma Sutum Stuma... gibi ne dediği belli olmayan bir şeyler demektedir. Bu arada şoför Süleyman gelir ve bu durumu yanlış anlayıp birkaç laf edip gider. Maya , hem profesörü bu soğuktan götüremedi ve şimdide Süleyman'ın bu iftirayı herkesi anlatmasında korkmaya başlar. Hemen abisini arayıp yardım isteyerek profesörü hastaneye kaldırır. Bu seferde peşine ajanlar düşmüş evine dahi gelmişlerdi oğlu Kerem yalnızken. Kimdi bu profesör bir ajan mıydı yoksa diye düşünmeye başladı hem bu profesörün dediği kelime Sutum da neydi?
     
      Profesörün ajan filan olabileceğini oğlu Kerem'e anlatır ve oğlundan profesör hakkında bilgi toplamasını ister. Bu karmaşık olayın şuana kadar ki tek faydası bu olay Kerem'e ilginç gelmesiyle oğluyla ilişkisini geliştirme fırsatı buldu.
      Profesörün durumu hakkında bilgi alan Maya kanser olduğunu ve 6 aylık ömrü olduğunu öğrenir. Profesör hastaneden çıkınca bu olayın aslını öğrenmek için profesöre gider ve profesör o acıklı aşk hikayesini anlatır.    

                                          Struma'nın hikayesi Nadia'nın hikayesi

    Profesör gençtir ve üniversitede çalışmaktadır. Üniversitede bir yahudi kadına tutulur adı Nadia'dır. Tabi bu dönemde hitler sebebiyle yahudilere karşı kötü bir tutum sergilenmektedir. Profesör Nadia'ya evlenme teklifi etmek için bir serenad besteler ve adına "Serenade Für Naida" adını verir. Lakin ilk başta Nadia kabul edemez . 
    Hitler artık yahudilere sert tutumlarını artırır ve onları yakalayıp toplama kamplarına yollar. Bu yüzden profesör karısı Nadia'yı alıp trenle kaçmaya çalışır lakin Alman kontrolü sırasında Nadia yakalanır. Profesör'de tek başına İstanbul'a gelir. Karısını bulup buraya getirmek için her yolu dener. En sonunda başarır karısı Struma adında bir gemiye binip İstanbul'a yanına gelecektir. Gemi yola çıkar lakin Şile'ye yakın bir limanda durdurulur ve kimsenin gemiden ayrılmasına izin verilmez. Profesör çok heyecanlıdır Nadia sesini duyurabileceği kadar yakında ama ona kavuşamamaktadır. Türkiye bu gemiyi kabul etmez. İngilizler de geminin Filistin'e gelmesini kabul etmez. Bu siyasi belirsizlikten dolayı gemi orada durmakta ve kimsenin girip çıkmasına izin verilmemektedir. Hava karanlıkken geminin hareket ettiğini fark eden profesör taksiyle gemiyi izler. Daha sonra birden bir patlama duyulur ve gemi ateşler içinde patlayarak batmaktadır. Profesör gemiye doğru yüzüp Nadia'yı bulup kurtarmak istese de Naida'yı Struma gemisiyle birlikte kaybetti. Rusya ,bir denizaltından atılan bir füze ile gemiyi batırmıştır.

Profesör Amerika'ya gider ve tedavisine orada devam eder. Oradan da Maya'ya hediye olarak çevirmesi için bir kitap ve Kerem'e de kendi kemanını yollar. Tabi bu arada Süleyman dedikoduyu gazeteye çıkarır ve Maya üniversiteden kovulur. Maya'da kitabı çevirmeye başlar ve kendi ailesi hakkında bazı tarihi gerçekleri de öğrenir.( bknz. Mavi Alay). Bu arada profesör ile ilgili bilgilerin Avrupa'da bir kütüphanede olduğunu öğrenir ve serenad parçasının bütün halini bulur. Amerika'dan haber gelir profesör durumunun ağır olduğunu ve Maya'yı da son kez görmek istediğini belirtir. Maya yanına gider ve profesör son kez ondan bir istekte bulunur. Maya'da bu isteğini yerine getirerek profesörün küllerini Şile'de profesörün kemanını çaldığı denize döker.

Yahudilere karşı bu tutum sonucu çoğu profesör İstanbul'a gelmek ister. Hatta Einstein'in kaleminden bir mektup yazılıp( kitapta da mektuba yer verilmekte)  izin istenmektedir. İlk başta reddedilen bu durum Atatürk'ün devreye girmesiyle çoğu profesör Türkiye'ye gelip üniversite reformunda baş rol oynadılar.
serenad

Bülbülü Öldürmek Kitap Kısa Özeti

Bülbülü Öldürmek 1960 yılında yayınlanan Harper Lee' nin pulitzer ödüllü romanıdır. Yazar Bülbülü Öldürmek dışında Tesbih Ağacının Gölgesinde adlı kitabı bulunmaktadır. 2016 yılındada hayata gözlerini yummuştur.

bülbülü öldürmekKitapta Harper Lee kullandığı sade ve anlaşılır dille adalet , eşitlik ,özgürlük ve ırkçılık gibi kavramları 9 yaşındaki Scout adlı çocuğun gözünden anlatmaktadır. O zamanki toplumun sosyal, siyasal, dinsel durumu hakkında bilgi sahibi olmakla beraber çocukların psikolojik durumu, davranışları gibi konularda da fikir sahibi olmaktayız.

Scout kendisinden 4 yaş büyük abisi Jem, babası Atticus ve aşçıları Calpurnia ile Alabama' daki Maycomb kasabasında yaşamaktadırlar. Annesi henüz Scout 2 yaşındayken ölmüştür. Annesini hatırlayamamaktadır ama abisine sorarak onun nasıl biri olduğunu kafasında düşünür. Babası avukat olup bir siyahi insanı olan tecavüz suçlamasıyla yargılanacak Tom Robinson' u savunur. Bir siyahi insanı savunması yüzünden halktan çok tepki çeker, okuldaki çocuklar Jem ve Scout'a siyahi insan savunucusu diye hakarette bulunurlar. Scout kendine hakim olamayıp sorun çıkarsa da, babası onu dik durup sakin olması konusunda uyarılarda bulunur. Okul demişken yazar Scout' un okul hayatını anlatırken toplumdaki farklılıkları da göz önüne sermektedir. Cunnigham'ların ödeyemeyecekleri hiçbir borca girmemesi, yoksul hayatlarını, Ewell'lerin aksi tavırları,  kavgacı olmaları ve pasaklı olmaları gibi hatta Bob Ewell, Atticus' un o adamı savunmaktan vazgeçmesi için çocuklarına zarar vermekle tehdit etmişti. Okul kapandığında ise Scout ve Jem için ayrı bir mutluluydu çünkü yazları Dill demekti. Dill demek yeni oyunlar, eğlence ve Öcü Radley demekti. Radleylere , kasabada "öcü" diye lakap takılmıştı. Çünkü  Bay Radley evden hiç çıkmıyordu ve Scout kendini bildi bileli onu hiç görmemişti. Evin önünden geçerken bile koşarak korkarak geçerlerdi. Bu yüzden Dill gelincede uğraşlarından biride bu olmuştu Öcü Radley' i evden çıkarmaktı. Atticus  çocukları bu uğraş içindeyken birkaç kere yakalamış ve onları bu işten vazgeçmelerini söyleyip o insanlara saygı göstermelerini söylemişti.

Dava zamanı gelmişti çocuklarda bu davaya katılmak istiyor ama Atticus' un istememesi üzerine çocuklarda Atticus' a belli etmeden bu davaya gittiler. Kasaba' nın neredeyse hepsi bu davaya çocuklarını alıp gelmişti havanın sıcağını aldırmadan. Kasabadakiler bir siyahi insan davası olması nedeniyle böyle davalara çok yoğun ilgi beslemekteydiler ve siyahi insanların bu kasabaya bela oldukları, Tom' unda en ağır şekilde cezalandırılması gerektiği konusunda hemfikirlerdi. Dava başladı tanıklar dinlendi ve Atticus' un iddiaları ile çok çok açık belliydi ki Tom böyle bir şey yapmamıştı ve bu bir iftiraydı. Mahkeme üyeleri de bunun farkındaydı ama genede mahkemeden Tom' a hapis cezası çıkmıştı. Belli bir zaman sonra Tom' un hapisten kaçamaya çalışırken vurulup öldürüldüğü haberi gelmişti. Bu haberi de Tom' un ailesine ve çocuklarına söylemek Atticus' a düşmüştü.

Cadılar Bayramı' nda Meydan bir gösteri düzenlenecekti. Scout'da kasabanın ikonlarından olan bir jambon giyecekti. Scout' u da oraya götürmek Jem' e düşmüştü. Gösteri tamamlanmış ve dönüş başlamıştı ağaçların arasından zifiri karanlıkta Scout' un kıyafeti nedeniyle yavaş yavaş yürüyorlardı. Birden arkalarından bir ses geldiğini ve takip edildiklerini fark ettiler ama karanlıktan göremiyorlardı ilk baş kendini korkutmak isteyen arkadaşlarından biri olduğunu düşünseler de öyle olmadığını anlayınca hızlanmaya çalıştılar. Bir anda biri Jem' i çekti, Jem' in çığlıkları etrafa yayıldı. Sonra bir kapışma sesi duyuldu ama Jem' den ses gelmiyordu. Scout kendini zorlayarak sokak lambasının oraya ulaştı ve bir adam Jem'i Atticus'a doğru götürüyordu ve o adamın Öcü Radley olduğunu öğrendi ilk defa onu görüyordu ve hayatlarını kurtarmıştı. Ormanda kendilerini öldürmek isteyen Bob Ewell bıçak göğsünde bir şekilde ölmüştü.

Vadideki Zambak Kitap Kısa Özeti

Honore De Balzac ın kendi hayatında da izler bulunan Vadideki Zambak 18 yüzyılın Fransa’sın da yaşanan bir aşkı konu alıyor.


vadideki zambak
Vadideki Zambak Kısa Özet:
Romanımızın kahramanı Felix aile sevgisinden yoksun büyüse ’de ailesini seven bir genç delikanlıdır. Gittiği bir davet gördüğü Henriette den çok etkilenir ve ona aşık olur. Kahramanımız bu güzel genç balodan sonra bir daha görememiştir. Bir türlü kızı aklından çıkaramaz. Bir gün Felix Henriette yi bir vadide görür, bu vadinin ismi zambak vadisidir. Kitabımızın ismi de buradan gelmektedir. Felix cesaretini toplar ve güzel bayan ile tanışır sohbet ederler. Ancak Henriette evlidir ve kocası ile olan ilişkisi pekiyi değildir. Kocası anlayışsız kaba bir insandır. İkisi de bu tanışmalarında bir birlerinden hayatlarından sohbet ederler, aralarında gizliden gizliye bir aşk oluşmaya başlar. Artık gizliden gizliye buluşmaya başlarlar aralarındaki sevgi daha da artar. Bu aralarda Henriette nin koçasıda bir hastalığa yakalanmıştır ve günden güne kötüye gitmektedir. Felix işleri ve eğitimi sebebiyle Paris' e gitmek zorunda kalır. Bu aralıkta iki aşık mektuplaşırlar. Felix Paris de bulunduğu sırada bir lady den hoşlanmaya başlar. Uzaklığında verdiği duygularla lady aşık olur. Bir süre sonra Henriette Felix in kendinden uzaklaştığını başka birine aşık olduğunu öğrenir ve hastalanır. Bir süre sonra aklı başına gelen Felix gerçek sevgilisini görmeye gider. Henriette sevgisine ihanet eden felix zorda olsa affetse de hastalığa yenik düşer ve ardında sadece bir mektup bırakır. Tüm bu olayların ardından Felix Paris e geri döner kendini işine adayarak hayatına devam eder. 

Unity ile Android Telefonlar İçin Oyun Yapımı

Son zamanlarda izlediğim en başarılı android cep telefonları için oyun yapımını anlatan youtube kanalı.

Mobil oyunlar akıllı cep telefonları ile hayatımızda iyice yerini aldı. Cep telefonları ile oynaması elbette çok güzel ve eğlenceli. Peki bu oyunlar nasıl yapılıyor, oyunlar nasıl kodlanıyor. hangi programlama dili ve algoritmalar kullanılıyor.
Beğendiğim video kanalının Unity ile Stack Oyunun benzerini yaptığı youtube oynatma listesine Burayı Tıklayarak erişebilirsiniz.

Unity Oyun Yapımı
Bilgilerimizi paylaşmak ve dostlarımıza yardımcı olmak belkide şu zamanlarda yaptığımız en az şeylerden birisi. Unity ve Android programlama konusunda türkçe çok az kaynak var bilmek güzel bir şey ama şunu unutmayalım ki her zaman büyük projeler ekip işidir bizlerde bilgilerimizi paylaşarak programlama ekipleri kurarız umarım.
Ayrıca bu kanalda farklı tarzda oyunların yapımını da bulabileceksiniz iyi seyir

Semerkant kitap kısa özeti

Kitapta dönemin büyük alimlerinden Ömer Hayyam'ın yazdığı Semerkant yazmasının hikayesi anlatılmaktadır. Dönemin Büyük Selçuklu hükümdarı Melikşah ve veziri Nizamülmülk' ün politikaları kendilerinden yüzyıllarca bahsettirmiş. Bu kitap sayesinde Alamut Kalesi'nin faaliyetleri hakkında da bilgi sahibi olmaktayız. Ayrıca 1900'lü yıllarda İran'ın yönetiminden ve demokrasiye geçme çabalarından bahsedilmektedir tabi kide İran'ın kültürü yaşayış biçiminden bilgi sahibi olup İran'ı yakından tanımaktayız.
semerkant kitap bilgi
Semerkant'a ayak basan Ömer Hayyam bir kişinin düşünceleri yüzünden meydanda cezalandırılıp dövülmesine karşı çıkar ve kadılık olur. Kadı hemen onu tanır o İbn'i Sina'nın en önemli öğrencilerinden Ömer Hayyam'dır. Hayyam'ın belli bir süre burada kalabileceğini belirtir. Kadıyla Hayyam gittikçe birbirleriyle daha yakın bir dost olmaktadır. Kadı onu dönemin hükümdarı Nasir Han'la buluşturur. Hayyam rubaileriyle hükümdarı etkiler ve orada bulunan Cihan adındaki şairden etkilenir ona karşı duygular beslemektedir zamanla aralarındaki duygu aşka dönüşür. 

Kadı elinde bir boş defterle gelir ve bu defteri Hayyam'a hediye eder. Bu deftere en güzel eserlerini yazmasını ister. Hayyam'da zamanla o defterin sayfalarını en güzel rubaileriyle doldurur.


 Alparslan Semerkant'a savaş açar ama savaş esnasında öldürülür. Bu sayede Nizamülmülk, Hayyam  ile tanışır ve ondan bir buluşma talep eder. Nizamülmülk ile buluşacağı zaman yaklaşınca Hayyam uzun bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk sırasında bir yerde konaklarken Hasan Sabbah adlı bir genç ile tanışır. Hasan Sabbah çok bilgili olması ile Hayyam'ı etkiler. Hayyam Nizamülmülk ile buluştuklarında, Nizamülmülk ona hafiyelik görevi teklif eder (yani istihbarat sağlayan kişi, gizli polis) ama Hayyam'ın bu teklifi reddeder ama bu görev için çok iyi olduğunu düşündüğü Hasan Sabbah'ı önerir. Hasan ile tanışan Nizamülmülk ondan etkilenir ve bu görevi ona verir. İlk başta her şey düzgün gider lakin belli bir süre sonra aralarında çatışma olur. Hasan vezirlik görevinde Nizamülmülk'ün değilde kendisinin olmasını gerektiğini düşünmektedir. Nizamülmülk'te ondan kurtulmak ister. Bu durum Melikşah'ı rahatsız eder ve Hasan Sabbah'ı ölümle cezalandırır lakin büyük bir bilgin Hayyam'ın itirazları ile Hasan'ın cezasını buradan sürülmesine çevirir. Hasan Sabbah faaliyetlerine devam eder lakin kaybeder hep. En sonunda Alamut'a gider ve buranın coğrafyasından ve kaleyi almanın ne kadar zor olacağının farkına varır. Kale komutanı ile görüşüp Alamut Kalesini satın alır ve tarih kara bir leke olarak geçecek Haşhaşi yada Assassins örgütünü kurur. Örgütte gönüllüler yetiştirilir. Bu gönüllüler çeşitli yerlere giderek, insanların toplu oldukları yerde suikast tarzı faaliyetler yapar bu örgüte katılmaları için insanları etkileyip intihar ederler. Bu faaliyetlerle insanlar akın akın Hasan Sabbah'a katılır. 


Nizamülmülk'ün hükümdardan habersiz iş yapması sonucu, Melikşah ona kızar ve sen kendini hükümdar mı zannediyorsun der. Nizamülmülk'de bunca yıldır anlamadın mı diyerek hükümdara karşı çıkar. Melikşah, Nizamülmülk'den kurtulması gerektiğinin farkına varır ve onu öldürmesi için Hasan Sabbah ile anlaşır. Öldürüleceği gün Nizamülmülk bir rüya gördüğünü ve Peygamber'in ona "sen daha çok yaşayacaksın merak etme hükümdarından 40 gün önce öleceksin" dediğini , Melikşah'a söyler. Melikşah bu söze şaşırır , kafası karışır lakin Nizamülmülk , Hasan Sabbah askerlerince öldürülür. Melikşah'ta tam bilinmemesine rağmen 35 gün civarı sonra ölür. 


Taht kavgası başlar ve bu durumda Hayyam da kalede öldürülmek ister lakin onu öldürmekle görevli asker Vartan bundan vazgeçip Hayyam ile birlikte kaçar. Hayyam ile sıkı dost olur. Hayyam ona rubailerini yazdığı defteri gösterir ve Vartan ile birlikte bu kitabı tamamlar.


Hasan Sabbah kalesinde bunalmakta ve bazı zamanlar hiç odasından çıkmadığı söylenmektedir. Hayyam'ın buraya getirmek ister onun dostluğuyla bu sıkıntının gideceğini düşünmektedir. Lakin Hayyam gelmez. Hasan Sabbah'ta bir gün askerleriyle Vartan'ı öldürtür ve Hayyam'ın yazmasını ele geçirir. Hayyam'ın eserinin gitmesiyle kendi yanına geleceğini düşünse de Hayyam gelmez. Zaman geçer Hayyam ve Hasan vefat eder. Alamut Kalesi'de Moğollar tarafından yıkılır kütüphanesi yakılır. Hayyam'ın rubailerine yazması da orada yandığı düşünülür.


Benjamin Omar , Fransız kökenli olup ailesinin Ömer Hayyam'a ilgisinden dolayı Ömer ismini almıştır kendiside Hayyam'a ilgi duymuş lakin ona ait bir eser olmamasından dolayı belli bir süre sonra bu ilgisi geçer. Bir gün bu yazmanın var olabileceğine dair bir haber alır ve İran'a doğru yollara düşer. O yazmayı almaya yaklaşmışken hükümdarı öldürmeye yardım etmek le şuçlanır ve İran'dan ayrılıp geri dönmek zorunda kalır. Tanıştığı Prenses Şirin'den İran'daki olayları haber alıp bu olayları Batı'da paylaşır. Belli bir süre geçtikten sonra artık tehlikenin bittiği ve Benjamin'in İran'a geri dönebileceği haberini verir. Benjamin İran'a vardığında , Hayyam'ın yazmasının Şirin'de olduğunu öğrenir. Sonunda yazmaya ulaşır. Tam  dokuz yüzyıl sonra eser tekrar ortaya çıkmış bulunmaktadır. Benjamin, Şirini Avrupa'ya götürmek için ikna eder veTitanic'e binerler. Bildiğimiz gibi Titanic batar ve Benjamin ve Şirin kurtulurlar lakin Hayyam'ın yazması sular altında kalır. Benjamin o kalabalıkta Şirin'i de kaybeder ve ondan bir daha haber alamaz.

George Orwell Hayvan Çiftliği Kitap Kısa Özeti

1984 kitabıyla tanınan George Orwell'in 1945 yılında yayınlanan reel sosyalizm'i eleştiren eseridir. Çiftlikteki Napolyon karakteri Stalin'i temsil etmektedir.

hayvan ciftligiHayvan Çiftliği'nin baş kahramanları hayvanlardır. Hayvanlar sahibi Bay Jones olan Beylik Çiftliğinde yaşamaktadır. Hayvanlar , Jones'dan memnun değillerdir, Jones kendini içkiye vermiş , hayvanlara kötü davranan bazen yemek vermeyi unutan bir adamdır. Hayvanlar kendileri çalışmasına rağmen ürünlerin çoğunun insanlara gitmesine de tahammül edememektedirler. Hayvanların yaşlı domuzu olan Koca Reis, artık bunların değişmesi gerektiğini insanları çiftlikten kovulup çiftliğin sadece  hayvanlara ait olması gerektiğini söyler bütün hayvanlarda buna katılır. Lakin daha isyan çıkmadan Koca Reis ölür. Bu duruma üzülen hayvanlar birde o gün yemeklerinin verilmemesi üstüne isyan çıkartır. Hayvanlar insanlara saldırır ve onları çiftlikten kovarlar. Hayvanlar artık zafer ilan etmiştir ve çiftliğin adı hayvan çiftliği olmuş ve çiftliğin şarkısı bu isyanın başka çiftliklere örnek olması nedeniyle kuşlarla yayılmıştır.  Kurallar belirlenmiştir , hiçbir hayvan başka hayvanı öldürmeyecek , hayvanlar insanlar gibi yaşamayacak , onlar gibi yatakta yatmayacak ,kıyafet giymeyecek , içki içmeyeceklerdir.  İlk başta her şey düzgün gitmektedir domuzlar daha akıllı olduğu için hayvanlara öncülük etmektedirler. 

Domuzlardan Snowball okumayı öğrenip diğer hayvanlara da öğretir. Hayvanlar bazı zamanlarda toplanıp kararlar verirler. Domuzlardan Snowball ve Napolyon her zaman kararlarda çelişirler ve kavga ederler hiçbir zaman anlaşamazlar. Napolyon küçük yavru köpekleri sırf kendi eğiteceği gerekçesiyle alır.
İnsanların tekrar çiftliğe geldikleri söylenir bunun üzerine tekrar bir savaş başlar ve insanlar püskürtülür. Snowball'a madalya verilir.

Toplantıda toplanan hayvanlardan Snowball değirmen yapılması gerektiğini söylemekte , Napolyon ise buna karşı çıkmaktaydı ve Napolyon dayanamayıp köpeklere işaret eder köpekler işareti alır almaz Snowball'un üzerine koşarlar. Snowball zor gücün çiftlikten kaçar ve bir daha asla görülmez. Napolyon onun hain olduğunu söyler hayvanlar inanmaz onun savaşta nasıl cesurca savaştığını ve madalya aldığını söyleseler de Napolyon onun insanlarla işbirliği yapan bir hain olduğunu söyler. Hayvanlarda liderleri Napolyon'a inanır. Hayvanlar daha fazla çalışmaktadır ama insanlar olmadığı için bundan memnundurlar. 

Napolyon kurulu toplar ve değirmen yapılması gerektiğini belirtir hayvanlar şaşkındır daha önce bunu reddeden Napolyon şimdi yapılması gerektiğini söylemektedir. Hayvanlar işe koyulur zorlu bir kış gelir mahsülleri azalmıştır ve daha fazla çalışmaktadırlar yinede insanlar olmadığı için buna dayanmaktadırlar. Lakin bir gün değirmenin yerinden yeller esmektedir değirmen yıkılmıştır. Napolyon bunun Snowball'ın işi olduğunu söylemektedir.Artık her kötü olay Snowball'dan , her iyi olayda Napolyon'dan bilinmekteydi. 

Domuzlar kendilerinin bu  yönetim işlerine çok kafa arıttıklarını söyleyerek insanların evinde yaşarlar kuralları hafiften değiştirirler hiçbir hayvan yatakta yatamaz yerine çarşaf olan yatakta yatamaz derler . Hayvanlar bunun böyle olmadığını düşünselerde kural öyle yazdığı için kabullenirler. Napolyon insanlara satmak için artık tavukların yumurtalarına el konulacağını söyler , tavuklar bu karara baş kaldırır . Napolyon tavukları köpeklerle öldürür. Hayvanlar kurala gittiklerinde hiçbir hayvan sebepsiz yere öldürülemez yazmaktadır. Hayvanlar bu durumdan memnun olmamakta ama Napolyon bunun yerine insanlar olsaydı daha mı iyi olurdu deyip onları yatıştırır. Bir gün hayvanlar baktıklarında domuzlar insanlar gibi iki ayak üstünde yürümekte ve kıyafetler giymişlerdir. Ve peşleri sıra insanlar gelmişlerdir. Hayvanlar içeri girip baktıklarında ise  6 domuz 6 insan içeride bir masada toplanmışlar ve bir kavga patlak vermekteydi olay Napolyon ve Bay Pilkington'ın aynı elde ikisininde de maça ası çıkarmasıydı. İçeride on ikisi de birbirine bağırıyor, on ikisi de birbirine benziyordu . Artık domuzların yüzlerine ne olduğu anlaşılmıştı. Dışarıdaki hayvanlar bir domuzların yüzlerine , bir insanların yüzlerine bakıyor; ama onları birbirlerinden ayırt edemiyorlardı.