Ömer Seyfettin Yemin Hikayesi Özeti

Toplum yapısının ne kadar bozulduğunu gösteren bu eserde, yalan yere edilen yeminleri yapılana ahlaksızlıklara bir şekilde kılıf uydurulduğunu göstermektedir. Yalan yere yemin ederek karşımızdaki kandırmayız kendimizi de kandırırız ve içten içe çürürüz.

Yemin Kitap Kapağı Yemin Kitap Özeti

Kahramanımız Doğancılarda bulunan Hacı Hafız Muğla'nın evinde bulunan Makbule isimli bir kızı delice sevmektedir. Bu evin hanımı olan Hacı hanım sofu, ibadetine düşkün, ihtiyar bir kadındır. Düzenli olarak abdestini alan, namaz kılar. Yanında bulunan kızlardan birini seveni mutlaka ibadete başlatır.
Kızlarıda onun gibi dinene düşkün. hepsi giyim kuşamı düzgün makyaj yapmayan efendi kızlardı. Kahramanımızda Makbule' yi görmek için Hacı hanımın evine gider. O evde ibadetini yapar Makbule ile kalmaktadır.  Evlerine yalnızca akrabaları, süt çocukları gelmektedir. Makbule  kahramanımız dışında hiç bir erkeğe gözükmezdi.
Bir gün hacı hanımın evinde oturmaktaydı. İkindi namazından sonra kapı çaldı. Makbule sabri diye birini geldiğini söylediler. Bu kişinin Makbule' nin teyzesinin oğlu olduğunu söylediler. Sabri nin çok sofu olduğunu söyleyerek kahramanımızı Sabri den gizlerler.

Sabri iri yarı, pala bıyıklı,  kabadayı bir gençtir. Sabri içeri girdiğinde Hacı anneye Makbule' nin başka birisiyle görüştüğünü hatta bu evde yaşadığını duyduğunu onu öldürmeye geldiğini söylemekteydi. Hacı anne bunun bir iftira olduğunu, istersen evi ara diyerek evi gösterdi.
Hacı teyze  duvarda asılı olan Kuranı Kerimi alıp yemin ederek senden başka kimse bu kızın yüzünü görmemektedir diye yemin etti. Sabri bunu görüp anneye inandı bu seferde makbule aynı şekilde yemin etti. Sabri yapılanlara inandı ve gitti. Kahramanımız yalan yere edilen yemini görünce şaşkına döndü.
Kahramanımız saklandığı yerden çıkınca. Hacı hanım ona çok mu korktuğunu sordu o da  yeminin tutuğunu söyledi.
Makbule duvarda asılı olan bohçayı tekrara dana getirerek içini açtılar içinde sarı renkli incirler vardi. Hacı hanım ettiğim yeminin boş olduğunu söyledi.



Ömer Seyfettin Gizli Mabet Özeti

Gizli Mabet Kısa Özeti

Avrupalı bir genç olan Frenk, kahramanımıza misafir olarak gelmiştir. İstanbul bir kaç gün gezdirmesi istenmiştir. Frenk Türklerin kendi özündeki değerleri beğenmeyip Avrupai şeyleri sevdiği söylemekteydi. Avrupa tarzı beton binalardan nefret ediyordu bu genç. Bu yüzden kendisini gerçek Türk yerleşim yerlerini gezdirmelerini istiyordu.

gizli mabet kapağı
Bu genç kendisini Avrupalılaştırılmamış bir Türk evine götürmelerini istiyordu. Kahramanımız da Frenk i Kara gümrükte oturan süt annesinin yanına götürmeye karar verdi. Yalnız kendisinden Fes takmasını istedi. Frank tenha mahallerde geziyor, hayranlıkla bakıyordu etrafa yıkık eski püskü yerlere bayılıyordu. Süt annesinin eski evine geldiler, çocuk hayran hayran bakıyordu eve. Kahramanımız süt annesine genç çocuğu Müslüman olan bir Çerkez olarak tanıttı aksi halde süt annesi bir gayri Müslimin yanına çıkmazdı. Yemeğe oturduklarında yemeği bile elle yemek istiyordu genç evi dolaştıktan sonra yatma vaktinde üst kattaki odaya yerleştirdiler. Sabah olduğunda genç çocuk duygularını bir kitaba yazıyordu. Kahramanımız Frank i gezdirmeye başladı Fatih deki camiye götürdü, Frank camiye bakarak bu mabetten daha güzelini yattıkları evde  gördüğünü söyler. Kimsenin göremediği sırrı gördüğünü herkesten saklanan mabetti gördüğünü söylemektedir. Kahramanımız anlamasa da Frenk gördüğü gizli mabetti defterine yazmıştır. Defterinde asıl şark denilen yerin dindar ihtiyar dul bir kadının evinin içinde olduğu. Sabah uyandığında ayaklarının ucuna basarak karşı odaya girdiğini bu odanın gizli bir mabetti mezarlar gördüğünü yerde porselenler olduğunu, ipten bir şeyler aralıklarla gerilmiş şeyler olduğunu gördüklerini yazmış. Kahramanımız okuduğu yazıya kocaman bir kahkaha attı burada yazan yer süt annesinin sandık odası olduğunu söyler. Frenk inanmıyordu, Frenk düşündü ve o oda bile o kadar dini bir yerdi ki görmediğimizi söylemekteydi.

Tespih Ağacının Gölgesinde kısa özeti ve incelemesi Harper Lee


Tespih Ağacının Gölgesinde Kısa Özeti

Tespih ağacının gölgesinde Harper Lee'nin Bülbülü Öldürmek çıktıktan tam 55 yıl sonra gelen devam romanıdır. Hatırlarsanız Bülbülü Öldürmek'i 9 yaşındaki Scout'un gözünden görmüştük. Scout'un, Jem ve Dill ile olan maceraları bizi heyecanlandırmış hatta yüzümüzü gülümsetmişti. Bu kitabımızda o bizim 9 yaşındaki Scout büyüdü ve yirmili yaşlarda genç bir kadın oldu. New York'ta yaşayıp kendi ayakları üzerinde duruyor.

Tespih Ağacının Gölgesinde KapakScout Maycomb'a babasının yanına dönmeye karar verir ve güzel bir tren yolculuğu ile kitabımız başlıyor. Scout'un tren yolculuğu sırasında yaşadığı küçük aksilik ile gülümseyerek kitabımıza başlıyor. Scout Maycomb'a gelmesiyle çoğu şeyi değişmiş olması onu hayal kırıklığına uğratacak ama tabi ki değişmeyenlerden birisi de halası Alexandra. Onun sınıf ayrımı konusunda fikri değişmemiş olup ayrıca Scout'un yaşama biçimine müdahaleleri karşısında Scout'un özgür yapısı onların sık sık tartışmalarına sebep olacak.

Atticus gittikçe yaşlanmasıyla birlikte hukuk bürosunu oğlu Jem'e devretme planları yaparken Jem'in ansızın ölümü ile sarsılıp bu durumda Atticus , Henry'i işe aldı. Aslında hatırlarsanız Bülbülü Öldürmek kitabında bu karaktere hiç rastlamamıştık hatta kitabın başında Scout'un, Henry hakkında çocukluk arkadaşı ve ağabeyinin yoldaşı olarak bahsetmesi bizi biraz daha şaşırtmıştı. Henry , Atticus'un eli ayağı olmuş ona her konuda yardımcı olmakta ve aralarındaki ilişki bir baba-oğul ilişkisine dönmüştü.

Siyahiler, toplum üzerinde biraz daha yer edinse de sınıflar arası ayrım daha da artmıştır. Scout'un adalet , eşitlik , özgürlük ve ırkçılık kavramları üzerindeki düşünceleri değişmemiş olsa da babası Atticus'un değişimi hayal kırıklığına uğratmıştır. Bir zamanlar onun örnek aldığı onu büyüleyen babasının şimdi ki düşünceleri midesini bulandırmaktadır. Bu iki düşünce farklılığı kitabın son kısımlarında Atticus ve Scout arasında geçen tartışma bizi inanılmaz derece de büyülüyor ve hayranlığımızı daha da arttırıyor.
Kitabımız , Bülbülü Öldürmek'in gölgesinde kalmış olup okurlarında o içine çeken etkiyi pek bırakmadı bunun nedeni de bu kitapta , Bülbülü Öldürmek de kullandığı birinci kişi anlatımı tercih etmemiş olması olabilir. Bu bakış açısı ile Scout bizi dünyasına çekiyor ve olayların yanı başımızda hissini veriyordu. Yine de ara ara eski çocukluk anılarına dönülmesi bizi çok mutlu etti.

Kitaptan Sözler

"Şunu da hep hatırla: Geriye bakıp, düne, on yıl önceye bakıp o günkü halimizi görmek her zaman daha kolaydır. Zor olan, şu anki bizi görmektir. Bu beceriyi elde edebilirsen, yuvarlanıp gidersin."

Ömer Seyfettin Topuz Kitap Özeti

Topuz hikayesinin konusu Zor zamanlar geçiren Türk devletinden özgürlüklerini ilan eden Eflakların,  gelecek olan Türk elçisini beklerken yaşananlar.

topuz özetiTopuz Hikayesi Özeti


Eflak sarayının etrafında coşkulu bir kalabalık vardır. Herkes sarhoş olmuş bağımsızlıklarını kutluyordu. Bağımsızlıklarını kazandıklarını sanan Eflak halkı Türklerden gelecek olan elçiyi sarayın çevresinde beklemektedirler.

Çok içmiş bir kumandan ile yanında bulunan subay konuşmaktadırlar. Kumandan kansız bir zafer kazandıklarını, bağımsız olduklarını söylemektedir. Subay ise komutanı kadar sarhoş olmadığı için bu işin içinde bir şey olduğunu Türklerin böyle bir şeye izin vermeyeceğini düşünüyordu. Elçi beraberinde üç yüz atlı ile gelmektedir. Elçi yanında Osmanlı Padişahını beratı ile hediye olarak davul ve topuz getirmektedir. Kumandanın yanındaki subay üç yüz kişinin geldiğini duyunca çekinir ama kumandan üç yüz kişinin hiç bir şey yapamayacağını, korkmaması gerektiğini söylemektedir. 

Sarayın yakınan gelen elçiyi görünce kumandan atını şahlandırarak yanına gitti. Attan inmesi gerektiğini söyler, elçi kabul ederek atından iner. Elçinin yanında gelen heyetin dışarıda kalması gerektiği söyler, elçi ise getirdiği hediyeleri götürmek için yanına üç kişi alır. Kumandan coşkulu bir şekilde atını şahlandırarak saraya doğru gider. Koskoca Türk elçisi arkasından yürüyerek gelmektedir ne büyük bir gururdur bu onun için.

Sarayın içine girdiler herkes onları izliyordu, sarayın içinde tahta oturan prens ve etrafında bir sürü zırhlı asker bulunmaktaydı. Kumandan elçiye nasıl divanda hareket etmesi gerektiği söyledi, hatta elçinin kavuğunu düzeltti. Presinin yanına gelince komutan geri çekildi. elçi ve yanında hediyeleri getiren üç Türk sarayın ortasında prensin karşısında durdular. Elçi ilk olarak yanında getirdiği beratı öptü ve prense götürdü. Prens önemsiz bir şeymiş gibi aldı, yanındaki adamına verdi. Elçi geri çekildi, bu sefer hediye olarak getirilen altın yaldızlı topuzu. Gözleri yere bakarak prense götürdü bir anda çok hızlı bir şekilde topuzu havaya kaldırdı ve prensin kafasına geçirdi. Herkes şok geçirmişcesine bu durum karşısında dondu kaldı, kimse yerinden hareket dahi edemedi. Elçi kaftanının altındaki kılıcı çekti ve herkese bağırmaya başladı özgürlük isteyen cezasını buldu dedi. Ölü prensin o kadar askeri adeta donmuş herkes onu izliyordu. Elçi tahta giderek ölü prensi, tahtan indirdi onun yerine oturdu ve herkesin padişah namına ona itaat etmesini istedi. Herkes korkudan itaat etti ve elçinin elini öptü. Yalnız sarhoş kumandan ile yanındaki subayın kellesi uçuruldu.

Kitabın ana fikri ile ilgili görüşleriniz yorum olarak atabilirsiniz.

Pollyanna Kısa Özeti

Eleanor H. Porter Pollyanna isimli kitabın yazarak tanımıştır. Kitap konu olarak Hayatta başına gelen tüm zorluklara iyimser bir şekilde bakan küçük bir kızın hikayesi anlatılmaktadır. Ana fikri ise her zaman iyimser olup, başımıza gelen herşey den bir mutluluk çıkarmalıyız.

Pollyanna özeti Pollyanna Kitap Kısa Özeti

Pollyanna on bir yaşında, sarı saçlı, daima güler yüzlü neşeli bir çocuktur. Teyzesi Polly bir süre önce Küçük kıza bakması için bir mektup almış istemese de ona bakmayı kabul etmiştir. Onun için tavan arasında bir oda ayarlatmıştır. Pollyannanın teyzesi tutucu zor bir kadındır. Bir evde çalışanları ile birlikte tek başına yaşamaktadır.

Nancy önceden hiç çalışmamış babasını kaybettinten sonra hasta annesi ve kardeşlerine bakmak için Pollyanna nın teyzesi Poly nin yanında hizmetçi olarak işe girmiştir.  Pollyanna' yı karşılamak için evin bahçıvanı Tom ile birlikte terminale gitmişlerdir.

Küçük kız Nancy i ilk gördüğünde onu teyzesi sansa da evin hizmetçisi olduğu öğrenmiş onunla konuştukça onu çok sevmiştir. Küçük kız yolculuk boyunca ona sorular sormuş sorularını cevaplamıştır.

Pollyanna eve geldiğinde teyzesine koşarak sarılmış, ancak teyzesinin katı kuralları ile karşılaşmıştır ancak hiç birine morali bozulmayan kız sürekli mutludur. Bu mutluluğunun sebebini soran Nancy babası ile oynadıkları mutluluk oyunu anlatmıştır. Etrafındaki insanları Pollyanna ya çabuk alışmış o ise her daim çevresine gülücükler neşe saçmıştır. Aynı şehirde yaşadığı insanlarla çabuk kaynaşıp herkese mutluluk oyunun anlatmıştır. Çok hızlı arkadaş ediniyor onu tanıyanların hepsi onu seviyordur

Zamanla teyzesi de pollyanna yı sevmeye başlamıştır. Pollyanna sokakta gördüğü kedi ve köpeği eve getirmeye başlamış teyzesi ilk baş bir şey dememiştir. Bir seferde  kimsesiz çocuğu eve getirir teyzesi buna çok sinirlenir ve çocuğu yanında ona kızar çocuk ise gider. 

Bir gün Pollyanna ya araba çabar ve yürüyemez. Herkes bu duruma çok üzülür, onu ziyarete gelir. Bir tanıdığı arkadaşı olan Bay Pendleton evsiz o çocuğu evlat edindiğini söyler. Teyzesi onun için ağlar öğrettiği mutluluk oyunun oynar. Tüm bu olanlara çok sevinir. Çeşitli doktorlara gösterilen Pollyanna bir gün Polly teyzesine artık yürüye bildiği söyleyen bir mektup yollar.


Düzeltilmesini ve eksik gördüğünüz yerleri bize yorum olarak atabilirsiniz

Ömer Seyfettin Ant Hikayesi Kısa Özeti

Arkadaşlığın birbirini korumanın önemi anlatıldığı ant hikayesi, Dostların bir birleri için ne kadar büyük fedakarlılar yapabileceğini ana fikir olarak kullanıyor.

Ant kapak resimiAnt Kısa Özeti

Kahramanımız gönende doğmuştur, yirmi yıldır hiç gitmemişti bu küçük kasabaya. Geçmişinden ancak bir kaç anı kalmıştı aklında. Çocukluğunda gittiği mektebi hatırlamaktadır. Karma bir okulda okumaktadır. Kızlar ona hep ak bey derlermiş.

Okulda iki tane hoca bulunmaktaydı, büyük ve küçük hoca derlermiş onlara. Bu hocalar suç işleyen çocuklara  dayak cezası verilermiş. Büyük suç işleyenler falaka ya yatırırlar, küçük kabahatliler ise küçük tokatlarla cezalandırılırmış. Kahramanımızı da bir kere kulağı çekilmiş hemde hiç suçu yokken,  Okulun bahçesinde bulunan, abdest musluğunun koparılmış hocalarda kimin yaptığını ararken, kahramanımız kimin yaptığını görmüş ve hocaya söylemiş. Büyük hoca  musluğu koparan çocuğu tam falakaya yatıracak ken çocuk inkar eder, oradan başka bir çocuk çıkarak kendisinin yaptığını söyleyerek, falaka dayağını yemiştir. Hocası kahramanımıza dönerek neden yalan söylediğini sorar ve kulağını çekmiştir. Kahramanımız Ak bey okul çıkışında suçu üstlenen çocuğun yanına gider ve neden suçu üstlendiğini boşuna dayak yediğini sorar, ancak bu çocuk diğer suçu işleyen ali isminde ki çocukla kan kardeşi olduklarını ant içtiğini söyler. Onun hasta ve zayıf olduğu için onu koruduğu söyler.

Bir gün okulda arka sırada ki çocukların ant içtiklerine şahit olur kolları bıçakla keserek bir kanayan yerleri birleştirip bir birlerinin kanlarını emdiklerine şahit olur.
Bu durumu annesine söyler annesi kesinlikle böyle bir şey yamaması gerektiği yönünde onu tembihler. Kahramanımız evlerinin bahçesinde her cuma günü  çocuklarla oyun oynamaktadır. Mıstık denen iri yarı ve çok güçlü bir çocuk vardır, büyük olmasına rağmen özellikle kızlar onun la Mustafa Mıstık diyerek alay etmekte o ise hiç bir şey dememektedir.

Bir gün mıstık ağaç dalları getirmiş ikisi de bu dalları bıçakla yontarak at yapmaktadırlar tam bu esnada kahramanımız parmağını keser ve mıstığa ant içelim diye sorar mıstık da koluna bir çizik atarak ant içerler ve kan kardeşi olurlar. Okula beraber gidip gelirler uzun zaman geçer ant içtiklerini unutmuştur.

Bir gün okuldan eve dönerken onlara doğru bir köpek koşarak gelmektedir. Bunu gören mıstık kahramanımızı arkasına alarak köpekle boğuşur, en sonunda etraftaki insanlar gelerek köpeği kovalarlar. Ertesi ve ondan sonraki günlerde mıstık okula gelmemiştir, kahramanımız bunu merak da etse de mıstık bir daha okula gelmemiştir. Bir gün öğrenmiştir ki o köpek kuduz muş. Mıstığın ailesi her ne kadar hastane gezse de mıstık ölmüştür.

Yorumlarınız ve fikirleriniz bizim için çok değerli lütfen yorumlarınızı eksik etmeyiniz.

Burma Günleri Kitap incelemesi Kısa özeti

1984 ve Hayvan Çiftliğinin yazarı George Orwell'in romanıdır.

Öykümüz Burma (Myanmar) da geçmekte. Buraya gelen Avrupalılar önemli mevkileri çalışmakta ve  yönetmekte, Burmalılara bir pislik gibi davranmaktadırlar.  Bu insanlar sırf vücut renkleri nedeniyle  küçük görülmekte, aşağılanmakta, her laf edilebilmekte. Onlar da bu durumu kabullenmiş ve İngilizleri sahip olarak görmekteler.  Sahiplik o kadar önem kazanmış ki bu sahipliği anlatan birçok kelime bulunmakta  mesela burra sahip, sahiblog ve benzeri kelimeler. Bu sahiplik için bir sürü kelime dökülürken bazı kavramlar için bir kelime bile bulunmamakta. Önemli mevkiler de çalışıyorlar derken Burmalılara yardım ediyor gibi gösteriliyor lakin sömürüyorlar hatta bu duruma kitapta Mr.Flory'nin şu cümleleri ile yer verilmiş: "Zavallı siyah kardeşlerimizi soymak için değilde kalkındırmak için burada olduğumuz yalanıyla elbette. Sanırım bu oldukça doğal bir yalan aslında ,ama bizi çürütüyor , bizi öyle bakımlardan çürütüyor ki hayal bile edemezsin. Sürekli bir üçkağıtçı ve yalancı olduğumuz duygusuyla yaşıyoruz."


buruma günleri kitap resimiAvrupalılar, Burmalıları hizmetkar olarak yanlarına almakta, ve onlara ister hizmetkarı olsun ya da olmasın çok kötü davranış gösterebiliyorlar. Bu davranışlar karşısında hiçbir Burmalı onlara karşı gelemiyor; çünkü bu topraklarda yapılabilecek en büyük suç Avrupalılara işlenecek bir suçtur. Mesela, Maxwell'in isyanda öldürüldükten sonra bunu yapanların ağır bir şekilde öldürüldü lakin aynı durum bir Burmalının öldürülmesi olsa hiç kimse umursamamaktadır.


Evet artık kitabımızdaki ana karakterimiz olan Mr.Flory'e gelelim. Burmada çalışan Avrupalı insanlardan biride Mr.Flory. Mr.Flory, Flo adındaki köpeği ve hizmetkarı Ko S ile birlikte yaşamaktadır. Mr.Flory diğer Avrupalılar nazaran Burmalılara daha ılımlı yaklaşmakta onların gösterilerini eğlenceli bulmakta hatta en yakın arkadaşı olan Dr.Veraswami de bir siyah tenlidir. Lakin onun gibi düşünen kimse olmadığı için bu duyguları içinde bastırmaktadır. Avrupalılardan Ellis, Flory'nin Dr.Verasmavi ile görüşmesine çok sert tepkiler göstermektedir. Kasabaya Paris'ten gelen genç ve güzel bir bayan olan Elizabeth'e aşık olur lakin bir türlü evlenemez onla en sonunda her şey ona ağır gelir ve intihar eder.


Kitapta ki en önemli karakterlerden biride U Po Kyin . Onla kitabın ilk başında karşılaşıyoruz lakin onu kitabın ortalarına kadar çok nadir duyuyoruz. U Po Kyin ,insanları kötü gösterip onları suç atıp kendini ön planda gösterip  mevkisini yükselten zalim bir insan. En son ki amacı ise kulübe alınacak yerli üye olmaktır. Bu amaca ulaşmak içinse önündeki her kişiyi Avrupalılar ve yerlilerin gözünde düşürmekte suç atmakta. Bir keresinde isyan oluşturup bunu da kendi bastırmış gibi göstermiştir. Bu sayede Avrupalıların gözünde kendini iyi bir konuma getirmiştir. Flory'nin Elizabeth ile evlenememesinde ki en büyük payda odur. En sonunda hedefine ulaşmış ve kulüpteki tek yerli üye olmuştur lakin bundan kısa bir süre sonra ölmüştür.


Yazar burma dilindeki kavramlara kitapta sık sık kullanmış hatta kitabı elinize alıp sayfaları karıştırdığınızda birçok dipnotla karşılaşacaksınız. Yazar  Burmalıları yaşamları, inançları, dili yani kısacası her yönü ile anlatmak istemiş.