İnci John Seteinbeck Kitap Özeti
Alice Harikalar Diyarında Kitabının Dünyası ve Özeti
İngiliz yazar Charles Lutwidge Dodgson 1865 yılında Alice harikalar diyarında kitabını yayınlamıştır. Çok sevilen bu eserin ardından 1871 yılında devam kitabı olan Aynanın içinden yayınlanmıştır. Alice harikalar diyarı ile yazar hayal gücünün ne kadar güçlü sonsuz bir dünya ya açık olduğunu anlatmaktadır.
Alice Harikalar Diyarın Kısa Özeti
Alice bir yaz günü parkın bankı da otururken önünden hızlıca bir tavşan koşarak geçer. Alice nin dikkatini çok çeker ve takip eder tavsan bir deliğe girer Alice de onun arkasından delikten içerir girince hızlıca aşağı ya düşmeye başlar. Harikalar diyarına gelen Alice çok farklı karakterler, tuhaf olaylar ile karşılaşmaya başlar. Konuşan hayvanlar, mantıksız hareket eden şapkacılar acayip yaratıklar ve Kraliçeyle tanışır.
Kahramanımız Harikalar Diyarı'nda dolaşırken, kırmızı güllerden oluşan kendini büyük bir labirent olan bahçede buldu ve içinde dolaşmaya başladı.
Bir şapkacıyla karşılaştı. Şapkacı, çılgın şapkalar ve tuhaf kıyafetler giymiş bir adamdı. Alice, şapkacıya labirentin çıkışını sordu. Ancak şapkacı çok karmaşık ve mantıksız talimatlar verdi. Alice, şapkacının karmaşık talimatlarını takip etmeye çalıştı, ancak her seferinde yanlış yola sapıyordu.
Alice, labirentin içinde kayboldu. Devasa mantarlar, gizemli tüneller ve dikenli çalılar gibi zorluklarla karşılaşarak ilerlemeye çalıştı. Alice labirentin merkezine ulaştı ve orada Kraliçe ile karşılaştı. Kraliçe, büyük bir tahtta oturuyor ve emirler yağdırıyordu. Alice, Kraliçe'nin absürt ve otoriter davranışları karşısında şaşkına döndü, ancak cesur bir şekilde kendini ifade etmeyi başardı.
Labirentin içinde geçirdiği bu macera, Alice'e güçlü bir özgüven kazandırdı ve kendine olan inancını artırdı. Labirentin içinde kaybolmasına rağmen, Alice zorlukların üstesinden gelmeyi ve kendine yol bulmayı öğrendi.
Mutlu Prens Hikayesi Özeti Oscar Willde
İrlandalı yazar Oscar Wilde tarafından 1888 yılında yazılan Mutlu Prens hikayesi gerçek mutluluğu arayan bir prensin hikayesini anlatmaktadır.
Mutlu Prens Hikayesi Kısa Özeti
Mutluluğun parayla, eşyalarla olamayacağını. Sevgi ve cömertlikle olacağına inan prens. Herkesin mutlu olabilmesi için tüm mal varlığını iyilik için harcamaya karar verir.
Bir gece yarısı sokak da gezerken, bir timsahın ağzında kuş olduğunu görür ve onu kurtarmaya çalışır. Kuşu kurtarmak için timsahın ağzına elini uzatır ve timsah prensin elini kopartır. kuşu kurtaran prens çok acı çekse de kuşu kurtarmıştır.
Tüm mal varlığın Şehirdeki dilenci çocuklar için altın heykeller yaptırır. Hastane inşa ettirir ve burada fakir insanların ücretsiz tedavi edilmelerini sağlar. Ölen insanların yakılarının mezarını yaptırır. Sevdiği önem verdiği insanlar porselen kalp yaptırır.
Tüm mal varlığını bu tip hayır işlerine harcayan prens bir de kolu koptuğu için sakat kalmıştır. Herkesin gözünde de sakat bir olarak görülmektedir.
Ancak prens kendi içinde gerçek mutlulukla doludur. Kalbi sevgiyle doludur. Tüm fedakarlığı, cömertliği onu huzur dolu bir insan yapmıştır.
Zülfü Livaneli Huzursuzluk Konusu ve Özeti
Mezopotamya'nın uçsuz ve bucaksız güzelliğini en iyi gözlemlendiği Mardin de yaşayan yardım sever Hüseyin' nin ve Suriye de Işid tarafından zulme uğramış Meleknazın acıklı hikayesi. Meleknaz ve onun gibi yüzlerce Ezidi nin yaşamış olduğu zulmü çok acıklı derinden anlatan hikaye okurken sizleri hüzünlendirecektir.
Huzursuzluk Romanın Hikayesi
Hikayenin anlatıcısı İbrahim Mardin de çocukluk yaşadıktan sonra Ailesi tarafından İstanbul a gönderilmiş. Orada haber muhabirliği ve gazetecilik yapmaktadır. Bir gün çocukluk arkadaşı Hüseyinin Amerika da öldürüldüğü haberini alır. O günlerde çok bunalımlı ve zor güler geçirmektedir. İstanbulun hareketli hayatından da çokça sıkılmıştır. Arkadaşının cenazesine katılmak için Çocukluğunun geçtiği Mardin e gider.
İbrahim, Hüseyinin ailesi ile görüştükten sonra kendisini kocaman bir sırlarla ve bilinmezlikle dolu acıklı bir hikayenin içinde bulur.
Çok güzel bir eser kesinlikle okumanızı tavsiye ederim
Körlük Jose Saramago nun Eserinin İncelemesi
1998 Nobel Edebiyat Ödüllü toplumsal bir yok oluşu etkileyici şekilde anlatan harika bir eser. Körlük okunmaya başlandığı andan itibaren kendisini elden bıraktırmaya sürükleyici bir kitaptır. Yazarının alışık olmadığınız kendisi ait bir üslubu olsa da hızlıca alışıyorsunuz bu duruma.
Körlük Kitabı Konusu
Hikaye Aracının içerisinde trafik ışığının yanmasını bekleyen bir adamın aniden kör oldum diyerek bağırması ile başlar. Adamın körlüğü bilinenin aksine siyah bir körlük değil beyazdır. Her şeyi süt beyaz gördüğünü söyler. Bu adama yardım etmek isteyen bir kişide adamın arabasını çalar aslında yazar bize insanların acziyetten nasılda faydalandığını içimizde bulunan kötülüğü ilk anda bize göstermiştir.
İlk kör olan adam eşinin yardımıyla bir doktora gider. Doktor adamı incelediğinde körlük için hiçbir sebep bulamaz. Çok geçmeden doktor da aynı şekilde beyaz körlüğe yakalanır ve bu dururumun bulaşıcı bir hastalık olduğunu düşünüp devlet yetkililerine haber verir. Bu tarz şikayetler artınca devlet salgın önlemleri almaya başlar ve kör olan herkesi eskiden bir akıl hastanesi olan bir yere toplar. Toplunda korku başlar kimse kör olanlarla yan yana gelmek istemez kendi başlarına bu yere atılan bu insanlar arasına yeni acımasız bir toplumsal bir düzen oluşmaya başlar. Bu toplu kör olmanın yanında bir tek doktorun karısı kör olmamıştır. O da bu yeni oluşan toplumsal düzende keşke bende olsaydım diyecek seviyeye gelmiştir.
Kitap doktor, onun karısı ve yanlarındaki grubun hastanede ve oradan çıktıktan sonra yaşadıkları anlatmaktadır. Diyalogsuz farklı bir tarzda anlatılsa da olaylar çok akıcıdır.
Ömer Seyfettin Aleko Hikayesinin Kısa Özeti
Aleko Bir Türk çocuğu olan Alinin Savaş zamanında ailesinden ayrı kalıp onların yanına gitmek için bir Rum topluluğunun içinde Aleko ismiyle Rum çocuğu gibi davrandığı destansı bir hikayedir.
Aleko Kısa Özeti
Küçük Ali Gelibolu da Rum bir fırıncı ustanın yanında çırak olarak çalışmaktadır. Bir kaç gün önce savaş çıkacak söylentisini duyan ustası Hıristiyanlarla birlikte Anadolu gitmiştir. Ali de köyüne döner ancak burada da kimse yoktur. Devlet savaş olacağı için halkı geri çekmiş. Ailesi de Malkara ya gitmiş olmalıydı. Alide oraya gitmeye karar verdi. Ancak ne suyu nede yiyeceği vardı belli bir süre sonra yakınlardan geçen bir Rum kafilesi gördü onlara katılıp gidebilirdi ancak Türk olduğu için onu istemeyeceklerdi. Alide Rum çocuğu gibi davranarak isminin Aleko olduğunu söyledi. Burada papazın yanına onu yardımcı olarak verdiler.
Papaz halkla her konuşmasını yaptığı zamanda Türkleri kötülüyor, onlara işkence yaptığı gibi yalanlar söylüyor halkı Türklere karşı dolduruyordu Aliyse bu duruma içten içe çok sinirleniyor ama durumu belli etmiyordu onlardan birisi gibi davranıyordu.
Bir gün Papaz Aliye bir not verdi bunu Karşı hıristiyan cephesindeki bir komutana götürmesini söyledi cepheye girebilmesi içinde parola söyledi ona. Notu aldığı gibi giden Ali direk Türk cephesine gitti ve buradaki komutana başından geçenleri anlattı. Komutan derhal o papazın yakalanması istedi bir yandan da milli duyguları iyice yükselen Ali komutana bu notun karşı düşmanı yanlış yönlendirmek için karış cepheye götürebileceğini söyledi Türk komutan onu riske atmak istemesede rumların arasında kolay hareket edebilmesi sayesinde ona yeni bir not yazıp karşı cepheye gönderdi.
Hıristiyanların bulunduğu cepheye gelen Ali bir Rum gibi davranarak hareket etti. Buradaki komutana notu verdi Türklerin asasından geçebilen biri olduğun ama rum olduğu yalanın söyledi. Hıristiyan komutan ona bir bomba vererek bunu Türk cephesine koymasını gerektiğini söyledi. Ali bu istek karşısında şaştı kaldı oysa Hıristiyan komutanın istediği tam bir hainlikti. Türk komutan hiç böyle bir şey istememişti.
Aleko içinde plan yaptı bu bombayı giderken mevzilere bırakıp kaçacaktı ama öyle olursa askerler ölürdü oysa ondan bunu komutan istemişti. Alide bunun üzerine zaman ayarlı bombayı çalıştırdı ve beklemeye başladı biraz geçtikten sonra komutana önemli bir şey söylemesi gerektiğini onun yanına girmesi gerektiğin söyleyerek yanına gitti. Komutan ne söyleyeceksin deyince kendisinin Türk olduğunu söyledi ve o esnada bomba patladı.
The Platform Film Konusu İncelemesi
Martian Marslı Film Konusu ve Kısa Özeti
Marslı Filminin Konusu
Ömer Seyfettin Baklon Hikayesi Özeti Yoktur Burda
Bu hafta sizlere Ömer Seyfettin ne ait Balkon hikayesini özetini yazacaktım. Hikayenin tamamını okuduktan sonra işlenen konunun ilk ve orta okul çağında birisinin kesinlikle okumaması gerektiğini düşündüm. Aslında şok olmuştum ilk okul çağlarında o pırıl pırıl zihnimizin olduğu dönemlerde öğretmenlerimiz tarafında bizlere okuyalım diye verilen bu hikayeler ne kadar çok bizi kirletiyor. Hikayeyi okuyan çocuk için hiçbir şey katmayacağı eminim. Bu yazım bir sitemdir yapmayın böyle bir hikayeyi çocuklarımıza okutmayın inanın kimseye karşı değilim ancak bu balkon hikayesi çocuklarımızın zihnini yıkamaktan başka bir şey değildir.
Genç arkadaşlarım bu yüzdendir ki Balkon hikayesinin Özeti bu yazıda YOKTUR.
Genç arkadaşlarım bu sayfayı KAPATIN b hikayeyi öğrenmeseniz de olur biz sizleri çok seviyoruz.
Hikaye kısaca Evin babası yıllar önce çalışmak için başka bir şehre gider. Eşinden ve ailesinden bir yıla yakın bir süre ayrı kalır. Bir yılın sonunda yanında bir kız çocuğu ile evine döner eşine bu çocuğu sahiplendiğini söyler. Aradan yıllar geçer kendi erkek çocuğu ve eve getirdiği kız çocuğu büyürler ve birbirlerine aşık olurlar ve kız hamile kalır. Gençler bu durumdan kurtulmak için annelerine bir birlerini sevdiklerini ve evlenmek istediklerini söylerler. Annesine bu fikir mantıklı gelir çünkü kız ellerinde büyümüştür. Bu konuyu babalarına söylemek için anneleri babanın yanına gider. Gençler de evin balkonuna çıkar. Anne baba ile konuşur. Baba öfke ile bu duruma karşı çıkar. Hiçbiri neden böyle yaptığını anlamaz kız ağlamaya başlar. Anne üstelemeye başlayınca baba dayanamaz ve o kızın evden ayrı yaşadığı dönemde bir başka kadından olan çocuğu olduğunu yani ikisinin kardeş olduğunu söyler.
Hikaye burada biter inanın hikayede gram çocuklara katkı saylayacak bir şey yoktur. Hikayenin Balkon ile ne alaka olduğu da malum zaten böyle bir hikayenin bizlere ilk okul çağında okutturulması da ayrı bir skandal bence.
Franz Kafka Dönüşüm Kitabı İncelemesi ve Değerlendirmesi
Kafka'nın dünya edebiyatında yankı uyandırmış klasik eseri Dönüşüm kitabının inceleyeceğiz.
Kitabın ana karakteri Gregor Samsa, düzenli bir işte çalışıp ailesinin geçimini sağlamaktadır. Huzursuz edici rüyasından bir sabah uyandığında kendisini böceğe dönüşmüş olarak bulur başta bu durumu kabul etmese de, belli süre sonra bu durumu kabullenir. Onun için artık yataktan kalkmak çok zor bir çabalama, normal zamanda yapabildiği şeyleri yapabilmek neredeyse imkansızdır. Ailesi onun bu halini gördüğünde korkuya kapılırlar, bu böcek Gregor Samsa mıydı gerçekten de? Zamanla bu durumu kabullenirler kardeşi onun odasını sürekli temiz tutmaya özen gösterip, onun sevdiği yiyecekler ile beslemeye başlar. Ama gün geçtikçe Gregor Samsa'nın iyileşeceğine ve eski haline döneceği inancını kaybetmeleri, aileye maddi katkısının olmaması zamanla ona karşı tavırlarının da değişmesine neden olur. Artık onu Gregor değil bir böcek olarak görmektedirler. Odasına bakılmaz, ilgi gösterilmez, bu evde yaşaması da artık tartışma konusu olmuştur.
Babası bir gün Gregor'a elma atarak, sırtında yaralara neden olur. Evin hizmetlisi sabah Gregor'u odasında ölü bulur, aile bireylerine haber verip onu çöpe atar. Gregor'un ölümü aile üzerinde hiçbir etki dahi bırakmaz, hepsi yaşamlarına devam eder.
Franz Kafka, bu eserinde böcek metaforu üzerinden toplumu eleştiriyor, toplumda kendisinden farklı olan insanlara gösterilen hoşnutsuzluk, küçümseme, dışlanmışlığı etkili bir biçimde bizlere aktarıyor. Eğer insanların ihtiyaçlarını karşılıyor, onlara iyilik yapıyorsanız değer görebilirsiniz lakin onlardan farklı olmanız onlara bir yararınızın olmaması, sizi böcek gibi görmelerine neden olacaktır.
Çocukluğun Sonu Arthur C. Clarke Kitabı Kısa Özeti
Çocukluğun Sonu Arthur C. Clarke 1953 yılında yazılan bilim kurgu olmasının yanı sıra bir distopyadır.
Çocukluğumun Sonu kitabı Amerika, Rusya devletlerinin birbirleriyle olan uzay yarışın anlatarak başlıyor. Her iki devlette uzay yarışında ilk adımı atan taraf olmak istemekteydi. Ancak bir anda dünyanın en büyük şehirleri üzerlerinde devasa büyüklükte gemiler ortaya çıktı. O gün Her iki tarafta bu savaşı kaybettiklerini anlamışlardı. İnsanoğlu evrende yalnız değildi.
İnsanlık bu cisimlere Hükümdar ismini vermişti. Hükümdarlar asla kendilerini göstermiyorlardı. Teknoloji olarak çok ileriydiler. Hükümdarlar geldikten sonra dünya refaha ulaşmıştı. savaşa, haksızlığa karşıydılar, bazı devletler eski durumu devam ettirmeye kalkışsalar da öyle sert cevap veriyorlardı ki bir daha kimse savaşmaya kalkışamadı. Anlayacağınız dünya çok daha huzurlu, mutlu bir yerdi ancak dünyanın geleceği hakkında kararları hükümdarlar veriyordu. Bazı insanlar bu duruma karşı çıkıyor, hükümdarların sadece dünyaya huzur getirme amaçlarında olamayacaklarını başka bir yegane amaçlarının olması gerektiğini düşünüyorlardı. İnsanlık şuana kadar sadece Karellan adındaki hükümdar ile iletişime geçmişti ve bu iletişimi de kendi gemilerinde kendilerini göstermeden Birleşmiş Milletler yöneticisi ile yapıyorlardı. Karellan insanoğlunun henüz kendilerini görmeye ve gerçek amaçlarını bilmelerine hazır olmadıklarını zamanı geldiğinde öğreneceklerini belirtiyordu.
Bölüm 2: Altın Çağ
O gün gelmişti, bir sonraki nesil hükümdarları görebilecekti. Hükümdar gemisi yavaş bir şekilde indi ve Karellan kendisine eşlik etmesi için gemiye 2 çocuk istedi. Çocuklar eşliğinde gemiden çıktı. Deriden kanatları, küçük boynuzları, dikenli kuyrukları bulunuyordu. İnsanlık ilk defa hükümdarı görmüştü. Ancak insanlar hala amaçlarını bilmiyordu.
Hükümdarlar bazen insanların arasına karıştığı gözlemlenmişti. Dünya üzerindeki kitaplardan faydalanıyorlardı. Bir gün hükümdarın da katıldığı bir partide, insanların çoğu dağıldıktan sonra bir grup bir masa etrafında oturmuş eğleniyorlardı. Bu eğlencenin tam da sonunda içlerinde biri hükümdarların gezegeni sorunca gelen cevap onları ürkütmüştü. NGS 549672 içlerinden Jan yaptığı araştırmalar ile bu gezegenin var olduğunu fark etti. Ardından yaptığı plan ile hükümdarların gemisine binip, onların gezegenine doğru yola çıktı. Hükümdarlar bunun farkındaydı Jan'ın yolculuğu uzayda 2 ay sürecek olmasına rağmen, dünyaya geri döndüğünde 80 yıl geçmiş olacak ve tanıdığı kimse olmayacak, dünya belki de çok değişecekti.
Bölüm 3: Son Nesil
George ve Jean çocuklarının geceleri gördüğü rüyalarda korkmuş durumdaydı. Evrende farklı konumda gezegenlerde ,farklı canlılar farklı yıldızlar görüyordu. Zamanla normal yaşantısında da bu rüyalara görmeye başlamışlardı.
Karellan dünyaya son bir konuşma yaparak, yegane amaçlarını açıkladı. Şu anki çocukların insan olmadığını onların dönüştüklerini bunun sadece çocuklarda olduğunu belirtti. Nedeni ni kendileri de bilmiyordu. Başka gezegenlerde de bu olmuştu sıradaki gezegen dünyaydı. Bu yüzden gelmişlerdi bu duruma aracılık etmek için. Hükümdarlar kendilerinden daha üstün olan Zihindar adındaki varlıkların tarafından kontrol edildiklerini söylediler. Şuan ki yetişkin nesli insanlığın son nesli olacaktı.
80 yıl geçmişti Jan dünyaya dönmek için sabırsızlanıyordu. Yeryüzüne indiğinde gördüğü manzara karşısında şok olmuştu . Dünyadaki son ve tek insan oydu. Dönüşüm tamamlanıyordu ve Hükümdarlar dünyadan ayrılıyordu. Jan ise dünya yok olurken bu dönüşümü izliyordu.
Söz Gümüşse Sukut Altındır Kompozisyon Yazma Kuralları
İlk okulda kompozisyon dersiydi yaklaşık 50 - 60 kişilik sınıflarda üçer kişilik sıralarda okuyorduk öğretmenimiz temiz bir a4 kağıdı çıkarmamızı ve herkesin vermiş olduğu atasözüyle ilgili dersin sonuna kadar bir kompozisyon yazmasını istemişti. Bu hayatımda yazacağım ilk kompozisyondu çok heyecanlı ve hevesliydim bir kaç ders önce kompozisyon yazma kuralları anlatılmış hepsini çok iyi anlamıştım.
Sırayla herkese yazması gereken Atasözünün söyleniyor notunu alanlar hemen yazmaya başlıyordu. Sıra bana geldiğinde verilen Atasözü Söz gümüşse sukut altındır oldu. Öğretmenimin dudaklarının arasından bu kelimeler dökülürken daha yazmaya karşı hevesim kaçmıştı. Çünkü bu söz bana hiçbir şey ima etmiyordu hiçbir şey anlamamıştım. Ne yazacağıma dahi hiçbir fikrim yoktu keşke yanımda oturan arkadaşıma gelen söz bana gelseydi diye düşünmüştüm.
Dersin sonuna kadar bir şeyler yazmalıydım ancak sukut ne demek, altın ve gümüş arasında kıyaslama nedir bu atasözündeki kelimeler arasında bir bütünlük dahi kuramadım öğretmenime de soramadım hem çekingen bir yapım vardı hem de kalabalık sınıf olmasından kaynaklı çok yoğundu. Aklıma o an kompozisyon yazma kuralları gelmişti. Kağıdın üstünden 4 parmak boşluk yanlardan ikişer parmak boşluk paragraf başları bir parmak içerden başlar vs. vs..
Zaman hızla ilerliyor yanımda oturan arkadaşların harıl harıl yazıyordu. Bende hemen yazmaya yani saçmalamaya başladım, söz söylemek nedir nasıl yapılır, altının değerli bir metal olduğunu, düğünlerde takıldığını saçma sapan yazıyordum. O an dahi anlamıştım atasözünün bir şeyler anlatmak istediğini ama benim anlamadığımı ancak bir şeye çok iyi yapıyordum kompozisyon kurallarını, kağıdım çiçek gibiydi. Kağıda üstün körü bakan birisi güzel yazmış diyecekti ama içi bomboş bir yazıydı.
O kompozisyon ödevini geçtim sırf yazma kurallarına uyduğum için yazının içeriği hiç önemsenmemişti. O gün şunu öğrendim senden istenen şekilde yap gerisi önemli değil. Bilinçaltım bunu en derinlerime kodlamıştı. Hayatım boyunca da bu böyle devam etti öğretmenlerimin istediği şeklide öğrenci, patronumun istediği şekilde çalışan oldum karşıma çıkan her konuyu bir şekilde geçiştirdim. Bugün şunu anlıyorum ki kendime en büyük kötülüğü yapmışım hiçbir şeyin değerini anlamadan devam etmişim. Öğrenci olmanın değeri öğrenmek, keşfetmekti ama ben dersleri geçmek zannetmişim. Saygılı uslu bir öğrenci olduğum sürece yapamadığım dersleri bile geçmiştim ancak içim boş bir şekilde.
Bu yazıyı okuyan insanlara ricamdır hayatınızı bir kalıp içerisinde ve belirli görüntüyü görmek için devam ettirmeyin. En önemlisi yetiştirmekte olduğunuz çocuklarınızı, eğitim verdiğiniz öğrencilerinizi yakınınızda bulunan çocuklarla konuşun onlardan fikirler alın asla bilmedikleri şeylerle onları yargılamayın onlara öğrenmeyi öğretin.
Olağanüstü Bir Gece Stefan Zweig Özet ve Konusu
H.G. Wells Zaman Makinesi Kitabı Ana fikir ve Özet
Misafirlerine hikayesini anlatmaya başlar. Zamanda yolculuk yapan bilim adamı 802 701 yılına gider. Burada ki hayat hayal ettiğinden uzaktır, yeryüzünde insan formundan uzak küçük sevimli çocuk gibi yaşayan ama karanlıktan korkan Eloiler ile tanışır. Onları ve geldiği yeri tanımaya o kadar çok yoğunlaşan bilim adamı zaman makinesinin yerinde olmadığını geç fark eder. Eloilerden makinesinin yerini öğrenmek için çaba sarf etse de bir türlü dillerini anlayıp onlara anlatamaz. Bu arayışında yerin derinliklerinde yaşayan karanlığa adapte olmuş, ışıktan korkan ve sadece karanlıkta yeryüzüne çıkan Morlocklar ile karşılaşır onların saldırısında yaktığı kibrit ateşi ile kurtulur.
Zaman makinesini bulamayan bilim adamı kara kara düşünürken, Weena adında bir Eloinin nehirde boğulmakta olduğunu görür ve onu kurtarır. Bu sayede onla arkadaş olan bilim adamı bütün günlerini onla geçirir. Zaman makinesini saklandığı yerden kurtarmak için malzeme ararken Morlockların saldırısına uğrarlar ve Weena'yı bu saldırıda kaybeder. Kendisi ise yakmış olduğu kibrit ile ormanın yanmış olması sayesinde kurtularak zaman makinesine binip misafirlerinin yanına döner. Zaman yolcusunun elindeki tek kanıt cebinde Weena' dan hatıra kalan çiçeklerdir. Anlatıcı dışında misafirler buna pek inanmazlar ama anlatıcı başka bir gün zaman yolcusunu ziyarete gider ve onu tekrar yolculuğa çıkmak üzereyken bulur. Bu sefer kanıtlarla döneceğini söyleyen zaman yolcusu, yolculuğa çıktıktan sonra yıllar geçse de geri dönmemiştir.
Uzun Ömer Hikayesinin Kısa Özeti Ömer Seyfettin Öyküleri
Ömer Seyfettin Uzun Ömer
Yeniçeri askerleri ormanlık geniş bir alanda çok yoğun bir şekilde düşmanla savaşmaktaydı ancak askerlerin isteksizlikleri her hallerinden anlaşılıyordu böyle giderse düşman tarafından bozguna uğrayacaklardı. Askerlerinin isteksiz olduğunu gören kumandan savaşı kazanmaları gerektiğini düşünüyor aksi halde kellesi gidecekti. Bu kumandan hayatı boyunca hesap kitap işleri ile uğraşmış, hayatında hiç kılıç kullanmamış hayat o ki kendisine vezirlik makamı verilince savaş alanlarına kumandanlık görevi verilmiş. Yaveri askerin cesaretlen meye ihtiyacı olduğunu onun için kendilerininde en önde hucum etmesi gerektiğini söylemiştir. Gerçekten de durum öyledir. Komutan içinden ya savaşıp öleceğim yada savaşı kaybedip öleceğim diye düşündü, en azından bir kurşunla savaş meydanında şehit olurum diye düşündü. Atına bindi ve atını sürdü komutanın atak yaptığını gören askerlerde hucuma geçti, komutan savaş alanına kestirme olan ağaçlık alandan gitmeyi düşündü giderken bir de ne görsün yerde yatmış uzun boylu bir adam gördü ama uyuyordu. Bu yaptığının cezasını ölümdü komutan hemen hüküm vermek yerine bir dinleyeyim diye dedi askeri uyandırdılar ve sordu, Ömer isimli bu asker ben hep savaşlarda uyurum çünkü baktım ki geçler hep savaşlarda ölüyor benim yaşım seksene geldi benimle yaşıt kimse kalmadı diyerek cevap verdi. Tam bu esnada gelen birisi düşmanın bozguna uğradığını söyledi. Komutan bu haberi duyunca adamı bıraktı ve atıyla düşmanı kovalamaya başladılar.Gazap Üzümleri Kısa Özeti ve Konusu
Gazap Üzümleri Özeti
Tom Joad şartlı tahliye ile ceza evinden çıkarılmıştır. Ceza evinde kaldığı dört yılın ardından ailesinin yanına gitmek için köyüne geri döner. Ancak köyü Oklahoma da çiftçiler büyük sıkıntılar çekmektedir. Tarımda makineleşmenin artması, yaşanan verimsizliklere nedeniyle bir çok aile burayı terk etmiştir. Joad da ailesinin burayı terk ettiğini köyün eski papazı Cosy den öğrenmiştir. Cosy dine olan inancını tüketmiş birisidir. Joad, Cosy ile birlikte amcasının çiftliğinde bulunan ailesinin yanına giderler ancak onlarında durumu içler acısıdır. Diğer tüm köylüler gibi onlarda Californya ya gitme kararı almışlardır. Açlığın ve işsizliğin hüküm sürdüğü bu topraklarda artık yaşamaları çok zordur. Joad ailesinin bu kararını ilk başlarda istemese de annesinin ısrarı üzerine kabul eder ancak, bu yolculuk onun için şartlı tahliye kurallarını bozmak demek olacaktır. Bu durumu ailesinden saklar ve ellerin avuçlarında ne varsa satıp eski bir kamyonet alırlar. Papaz Cosy de onlara katılırlar toplam 13 kişiyle yola çıkarlar. Ailenin büyük babası bu yolculuğu hiç istemez aile onuda ikna ederler ancak yaşlı adam daha yolculuğun başında kalp krizinden ölür. Yolculuk kötü başlamış ve bu ailenin başın daha dolu kötülükler gelmiştir. Okurken bir çok yerde hüzünleneceğiniz hikayede bu aile gittikleri her yerde bir türlü iş bulamazlar her yerde fakirlik vardır. Gittikleri yerlerdeki halk da onlar gibi göçmenleri istemez fazlalık gözü ile bakarlardı. Ailenin amacı her ne kadar kalabalık olduklarından el birliği ile çalışıp para kazanıp yerleşik hayata geçmek olsa bile sürekli azalırlar ve bir türlü hakkıyla para kazanabilecekleri bir iş bulamazlar. Başlarına gelen bir çok olaydan dolayı Cosy ile yolları ayrılan Joad onu hak arayanları lideri olduğunu görür ve yanına gittiğinde öldürüldüğüne şahit olur ve o günden sonra kendisi bu grubunu lideri olmaya karar verir.Dan Brown Başlangıç Kitabının Kısa Özeti ve Bilgiler
Edmond Kirshc bilgisayar dahisidir. Büyük bir keşif yaptığını bu keşfin tüm inanışları derinden sarsacağını hatta dinleri bitireceğini iddia etmektedir. Keşfini dünyaya duyurmadan önce, üç büyük dinin temsilcileri ile gizli bir toplantı yapar ve keşfe verecekleri tepkileri görmek ister. Dinsiz olduğu için toplantı yapmak istmeyeceklerini düşünse de din adamları onunla görüşmeyi kabul etmişlerdir. Kirshc bu toplantıda onlara bir video izletmiş gördükleri karışında din adamları etkilenmiştir. Kirshc bu videoyu iki hafta sonra tüm dünyaya canlı yayında duyuracağını söyleyerek yanlarından ayrılmıştır.
Kirshc söylediğinden daha kısa bir süre sonra harika bir müzede yapacağı toplantıda tüm dünyaya keşfini tanıtacaktır. Davetliler arasında eski hocası Robert Longdon da bulunmaktadır. Davetliler özenle seçilmiştir, herkesin geçmişi incelenmiştir. Kirshc keşfini hem orada bulunan davetlilere hemde canlı yayında tüm dünyaya duyuracaktır. Gösterim başlamadan önce Kirshc eski hocası Longdon ile görüşmüş keşfi yüzünden başına bir şeyler gelebileceğinden bahsetmiştir. Keşfi duyurmadan önce tepkileri görmek istediği din adamlarından iki tanesi ölü olarak bulunmuştu.
Sunum başlamadan önce tüm davetlilere müzede gezinti yapmaları sağlanır, herkese verilen kemik iletimi kulaklıklar sayesinde yapay zekalı asistan tarafından müzede bulunan eserler tanıtılmaktadır. Wiston isimli bu yapay zekalı asistan çağının çok ötesindedir. Kitabı okurken Wiston a hayran kalacaksınız. Müzedeki eserlere arasında bulunan bir tablo hakkında düşüncelerim buradaki yazıda bulunmaktadır. Gezintiler biter sunum başlar Kirshc müze müdürü bayan Ambranın yanında sahneye çıkmıştır. Ambra İspanyanın gelecekti Kralı ile nişanlıdır. Tam sunum başlayacaktır ki, Kirshc Avila isimli bir katil tarafından başından vurularak öldürülür.
Burdan sonra hocası Robert Longdon ve müze müdürü Ambra birlikte keşfin ne olduğunu bulmak için bir birlikte hareket edereler keşfin duyulmasını istemeyen kişinin artık hedefinde bu ikili vardır. İkili Yapay Zeka Wistonun yardımı ile bir çok zorlukları aşacaktır. Ayrıca ölen iki din adamının yanı sıra geriye İspanya Kralının yakın dostu Hristiyan din adamı Valdespino da hayattadır ve keşfin ne olduğunu bilmektedir. Kitap sizi çok şaşırtacak ve çok fazla derecede İspanyadaki binalar ve müzelerde bulanan esreler hakkında bilgi aktaracaktır.
Keşfin ikinci bölümü ise nereye gittiğimiz, insanlığın sonunun ne olacağıdır. Burada ise similasyonda küçük değişiklikler yaparak dahada ileri bir zamana gitmiş, 2050 yılında insan dediğimiz homo-sapiens ırkın son bulacağını daha farklı bir ırk olana yapay zekalı robotlara dönüşeceğimizi söylemektedir.
Kitapta yazılandan çok fazlası anlatılmaktadır. Ben kısa bir şekilde anlatmaya çalıştım. Bence kitapta çok fazla dinsizlik vurgusu yapılmaktadır, dinlerin insanları düzen içinde yaşaması için insanlar tarafından uydurma olduğunu söylenmektedir. Siz de kitap hakkında görüşlerinizi yorum olarak yazabilirsiniz.
Ömer Seyfettin Kitabından Türbe Hikayesinin Kısa Özeti
Şefika Molla eşini kaybetmiş yardımcısı Rüküş ile birlikte Selanik te yaşayan bir kadındı. Kocası zengin olmadığı için ona pek bir bir şey bırakmamıştı. Tüm gün evinde oturur dışarı çıkmazdı. Hayırlı kısmet arayanlar, işi olsun isteyenler, hastalıktan kurtulmak isteyenler ve bunun gibi bir çok sebepten dolayı herkes ona kendisini okutmaya gelirdi. Ünü o kadar çok yayılmıştı ki geleni gideni az olmazdı. Onu az çok tanıyanlar gelenlerden dolayı ne kadar çok zengin olduğundan bahsederdi. Altın küplerini evinin bahçesine gömer diye konuşurlar. Hiç bir hırsız onun evine girmeye cesaret edemezdi ondan çok korkarlardı. Hastalarının evine gitmez, evinde okumanın tılsımı olduğuna inanırdı.
Bir gün Şefika Molla evinin bahçesindeki dut ağacının altında oturmuş kendisini seviyordu. Uzun zaman sonra ilk defa dışarı çıkacaktı. Çocukluk arkadaşı Ümmügülsüm ölüm döşeğindeydi. Ölmeden önce onu bir kez görmek için ziyarete gidecekti. Yardımcısı Rüküş ile birlikte evden çıktılar. Az çok hatırlasa da çok uzun zaman geçmiş sokaklar hep ev dolmuştu. Çocukluğunda da bir kez babası onu deniz kenarına götürmüştü. Selanik te Müslümanlar ve Gayrimüslimler bir arada yaşıyordu. Sahil taraflarında yaşayan insanlarda gitti gitgide yabancılar gibi giyinir, yaşar olmuşlardı. Şefika yolda yürürken etrafa bakmamaya çalışıyordu. Günaha girmemek istiyordu. Biraz gittikten sonra gerek arabaların sesinden gerek insanlardan artık dayanamayıp gidemeyeceğini düşündü ve geri dönmek istediğini yardımcısına söyledi. Tam geri döneceklerken yanlarında yeşil bir türbe gördüler. Şefika şurada yatan zata bir dua edip de gidelim dedi. Türbenin önün çok kalabalıktı uzaktan biraz izlemeye başladı bir de ne görsün iki tane Gayrimüslim türbeden içeri girmişti bu kabul edilemez bir şeydi çok sinirlendi sesini yükseltmeye başladı, orada bulunan bir zabtın yanına gitti ver gördüklerini söyledi adam ona hanımefendi türbe hangi türbe diye sordu, Şefika yeşil türbeyi gösterdi. Zabıt ona orasının türbe değil tuvalet olduğunu söyledi.
Vis a Vis Dizisi Konusu Hakkında Kısa Bilgiler ve Düşüncelerim
Vis a vis i izlemeye başlamam muhtemel herkes gibi la casa de papel deki nairobi (Alba Flores) görerek oldu. Başrol olduğunu sanmıştım ama o dizideki mahkum bir çingene rolündeydi. Oyunculuğuna yine diyecek yok gerçekten çok başarılı.
Dizi Macarena Ferreiro (Maggie Civantos) aşık olduğunu sandığı evli ve çocuklu patronun tuzağına düşerek. Çalıştığı şirketin paralarını kendi üzerine geçirip patronuna vermesiyle başlıyor. Sarışın başrol karakterimiz çıkarıldığı mahkemece suçlu bulunur ve mahkum edilir. Hapishanede birçok sebepten başı belaya girer, bu durumlardan kurtulma çalışması, hapishanede bulunan mahkumlarla olan mücadelesi ve başına aldığı belalar yüzünden ailesinden bir çok kişinin ölmesi, korkak kız olan maca yı artık güçlü bir kadın olma yoluna sokar.
Dizide kötü karaktere sahip olan Zulema Zahir (Najwa Nimri) gerçekten de çok kötü bir insandır, özgürlüğünü elde etmek için yapmayacağı hiç bir şey yoktur. Ancak nedendir ki bilinmez Zülema ve yakınları Müslümandır. Dizi de kötülük yapanlar Müslümanlar gibi gösterilmeye mi çalışmış bilemedim. Emininki ilk bölümleri izleyen bir çok Zulema dan nefret etmektedir. Konunun ne zaman Nairobi ye döneceğini beklesem de o Zulema nın en yakın arkadaşı rolündedir.
Hapishanede kadınların kadın kadına kaldığından mı yoksa Netflix in izleyicilerinin empoze etmeye çalışmasından bilmem ama çok fazla lezbiyenlik söylemleri bulunmaktadır. Mahkumların duş aldığı her sahnede gözünüze çıplaklık görüntüsü sokuluyor. Gerçi Netflix de bunu açık açık söylüyor kardeşim bu dizi +18 diye. Hapishaneden kaçmak bu kadar kolay mıymış diyeceğiniz, kadınların kadınlıklarını kullanarak neler yapabileceğini göreceğiniz, 4 Sezonluk bir dizi. İzlerken çok fazla eleştirsem kendisini izletmeyi başaran bir dizidir.
Tabi birde sapıklığın ne kadar üst seviyeye çıkabileceğini görebileceğimiz ilk sezonlarda hapishane doktoru daha sonra hapishane müdürü olan Sandoval var bu karaktere başlı başınca film yapılsa yeridir..
Dan BROWN Başlangıç Romanında Bulunan Logonun Anlatmaya Çalıştıkları
Tablo aşağıdaki resme benzemektedir.
Eserin üzerinde bulunan işaretlerden iki uzun çizgi ve yarım üçgen ağzı açık bir balığı temsil etmektedir. Buna piktogram denir. Üçgen şeklindeki çubuklar balığın pullarını, sağ tarafa bakan şekil ağzını göstermektedir. Balığın arkasındaki noktaların sudan çıkıp karadaki ayak izlerini ve azığının önündeki işaretse eski bir tanrı sembolüdür. Kısaca sudan çıkıp evrimleşen bir balığın tanrıyı yemesini anlatmaktadır.
Kitapta Edmond Kirsh isimli kişinin asıl anlatmaya çalıştığı ise, insanların önceden nasıl olduğunu açıklayamadıkları yağmur, yıldırım gibi şeyleri yaratıcı tarafından olduğuna inandıklarını, ancak gelişen teknoloji sayesinde nasıl olduğunu öğrenmemiz sayesinde tanrı olan inancına gerek kalmadığını söylemektedir. Kısaca dinsizliği anlatmaya çalışmaktadır. Bilimin her şeyinin üzerine çıkacağı ve tarihin en önemli sorusu olan nereden geldik nereye gidiyoruz sorusuna cevap vereceğine inanmaktadır.
Elhamdülillah Müslüman birisi olarak ben artan teknoloji ve bilim sayesinde, sonsuz yaratma gücü olan Allah' ın sıfatlarını görmeye başladığımızı. Bir şeyin nasıl oluştuğunu, nasıl çalıştığını anlamak onunu, evrilerek oluştuğu ve onu yaratan birisinin olmadığını göstermez. Sadece biz onun nasıl çalıştığını anlıyoruz ve bu kadar kusursuz çalışan bir sistemin elbette bir yaratıcısı vardır.
Dan Brown Orgin


















